(1211 S. K. m. 40) (4684 S. K. Geç. m. 3) (4077 S. K. m. 10)
İstemin Özeti: Davacı Banka hakkında 2010 takvim yılında kullandırılan bazı kredilerden alınan dosya masraflarının faiz geliri olarak kabulü yoluyla 2010/9 dönemi için kaynak kullanımı destekleme fonu kesintisi ve buna bağlı cezai faiz olmak üzere toplamda 120.796,77 TL tahakkuk ettirilmesine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerle yukarda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, davaya konu cezai faizli tahakkuk işleminin 03.10.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik hükmüne göre tesis edildiği, anılan Yönetmelikte kredi tahsis ücretinin kullandırılan kredi anaparasının binde beşini geçemeyeceği şeklinde düzenleme yapılarak kredi tahsis ücretine bir sınırlandırma getirilmekle birlikte hukuki belirlilik ilkesi gereğince bu yeni düzenlemenin yürürlük tarihinden sonra meydana gelen olaylara uygulanması gerektiği, uyuşmazlığa konu KKDF kesintisinin, 2010 yılı hesap dönemine dair olması sebebiyle yukarda yer verilen Yönetmelik hükmünün, uyuşmazlık konusu olayda uygulanmasının mümkün olmaması sebebiyle davaya konu 2010/9 dönemi için tahakkuk ettirilen cezai faizli tahakkuk işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davaya konu işlemin iptali yolunda İstanbul 11. İdare Mahkemesince verilen 17/02/2017 tarih ve E:2016/320, K:2017/314 Sayılı kararın, kredi sözleşmelerinde yer alan diğer ücret ve masraflar adı altındaki kesintilerin Bankaların gelirini arttırmak üzere fiyatlama yapmak için kullanıldığı, bu sebeple de KKDF matrahına dahi edilmesi gerektiği iddialarıyla kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi davacı tarafından istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Kararın hukuka uygun olduğu, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdare Dava Dairesince gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, davacı banka hakkında 2010 takvim yılında kullandırılan bazı kredilerden alınan dosya masraflarının faiz geliri olarak kabulü yoluyla 2010/9 dönemi için n kaynak kullanımı destekleme fonu kesintisi ve buna bağlı cezai faiz olmak üzere toplamda 120.796,77 TL tahakkuk ettirilmesine dair işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
12/05/1988 tarihli, 88/12944 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nın eki "Karar"ın 1. maddesiyle, kalkınma planı ve yıllık programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak yatırımların yönlendirilmesi ve ihtisas kredilerinde kredi maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla 1211 Sayılı Kanun'un 3098 Sayılı Kanunla değişik 40. maddesinin II-b ve c fıkralarına dayanılarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde "Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu" kurulmuş; 3. maddesinin (a) bendiyle, bankalarca kullandırılan tüketici kredilerinde -gerçek kişilere, ticari amaçla kullanmamak kaydıyla, mal ve hizmet alımları dolayısıyla açılmış olan krediler %10 oranında yatırılan tutar Fonun kaynakları arasında gösterilmiş; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, Fon kesintisinin Türk Lirası Kredilerde tahakkuk ettirilen faiz tutarı üzerinden hesaplanması öngörülmüş ve bankalar, tahsil ettikleri Fon kesintilerini, tahakkuk ve tahsilatı izleyen ayın 15. günü akşamına kadar Fona yatırmakla yükümlü tutulmuştur.
Diğer yandan, 4684 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un geçici 3. maddesinin (a) bendinde, KKDF kesintilerinin, bu konuda yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükten kaldırılan hükümlere göre tahsil edilmeye devam olunması ve doğrudan genel bütçeye gelir yazılmak üzere Hazine hesaplarına intikal ettirilmesi öngörülmüş ve Bakanlar Kurulu'na kesinti oranlarını sıfıra kadar indirmeye veya onbeş puana kadar yükseltme veya kesintiyi tümüyle kaldırma yetkisi verilmiş olup, 28/10/2010 tarih ve 27743 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2010/974 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla, tüketici kredilerinde Fon kesintisinin oranı %15 olarak belirlenmiştir.
Uyuşmazlık, davacının tüketici kredisi kullandırılmasında dosya ücreti, komisyon ücreti, kredi tahsis ücreti, masraf gibi isimler altında tahsil ettiği tutarın KKDF kesintisine tabi olup, olmadığından kaynaklanmaktadır. Dava konusu işlem, tahsil edilen bu tutarların, gerçek bir giderin karşılığı olduğunun belgelenemediğinden hareketle ve konuya ait Merkez Bankasının görüşlerine dayanılarak "faiz" olarak kabul edilmesi suretiyle tesis edilmiş; bu çerçevede, davacının 2011 yılına ait tüketici kredilerine ait olup, tüketiciden tahsil ettiği bu tutarlardan, yargı kararları gereğince iade edilenler ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK)'nun 2014 yılında yürürlüğe koyduğu Yönetmelik ile kredi tahsis ücretleri için getirilen üst sınıra göre hesaplanan kısım düşüldükten sonra kalan bölüm için KKDF ve cezai faiz istenilmiştir.
Dava konusu işleme konu kredilerin kullanıldığı tarihte yürürlükte bulunan (mülga) 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 10. maddesinde, "tüketici kredisi" tüketicilerin bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredi olarak tanımlanmış; tüketici kredisi sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir örneğinin tüketiciye verilmesi zorunlu tutulmuş; taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartlarının, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilmesi yasaklanarak, bu sözleşmede tüketici kredisi tutarının, faiz ve diğer unsurlarla birlikte toplam borç tutarının, faizin hesaplandığı yıllık oranın, ödeme tarihleri, anapara, faiz, fon ve diğer masrafların ayrı ayrı belirtildiği ödeme planının yanı sıra Kanunda sayılan diğer unsurların yer alması zorunlu tutulmuştur.
Anayasa Mahkemesi'nin bir çok kararında değinildiği üzere "hukuk devleti"nin temel unsurlarından birisi hukuki "belirlilik ilkesi"dir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin ve yönetsel işlemlerin hem kişiler, hem idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup, birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi yükümlüğün, hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların ve kararların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Yukarıda aktarılan düzenlemelere göre, tüketici kredisi kullandıran bankalar, özel finans kurumları ve finansman şirketlerince, kredinin kullanıldığı tarihte geçerli olan faiz oranları üzerinden tahakkuk ettirdikleri kredi faizine, yine kredinin kullanıldığı tarihte geçerli olan oran uygulamak suretiyle KKDF kesintisi tahakkuk ettirildiği; bu şekilde tahakkuk eden faiz ve Fon kesintisinin tahsil edileceği tarihleri gösteren ödeme planının tüketiciye verildiği, böylelikle tüketici kredisinin kullanıldığı tarihte faiz ve Fon tahakkukunun yapıldığı, yani kredinin kullanıldığı tarihte faiz tahakkukunun kesinleşmiş olduğu ortadadır. Ödeme planında öngörülen vade tarihlerinde krediye dair Fon, faiz ve diğer borçların tüketiciler tarafından kredi verene ödenmesi ise, Fon ve faizin tahsil işlemi niteliğindedir. Dolayısıyla, bankanın kredi kullanımı sırasında sözleşmede gösterilen kredi tutarından "ayrı olarak" ve değişik adlar altında krediyi kullanandan peşin olarak aldığı ücretin, sözleşmede gösterilen oran üzerinden tahakkuk ettirilen kredi faizine eklenmesinin ve sonuçta Fon kesintisine tabi tutulmasının açık, somut hukuksal dayanağı bulunmamaktadır.
Kaldı ki, davaya konu işlemin dayanağını oluşturan İnceleme Raporu'nda vurgulandığı üzere, konuya dair olarak yetkili otorite olan BDDK tarafından getirilen düzenlemeye kadar sözü edilen ücretlerin dayanağının olmadığı ve tüketicinin korunması mevzuatına göre tüketici hakem heyetleri ve yetkili yargı yerlerince bu ücretlerin tüketiciye iadesine karar verilebildiği dikkate alındığında, bu tutarların karşılığı giderlerin belgelenemediğinden bahisle, davacı Bankanın verdiği kredi sebebiyle elde ettiği kazanç veya faiz olarak tanımlanmasına da olanak yoktur.
Bu haliyle, hukuki belirlilik ilkesine aykırı biçimde ve ek mali yükmülüğün matrahını belirleyen kurallarda açıkça öngörülmemesine karşın, esasen hukuki ve haklı dayanağı olmadan krediyi kullanandan alındığı öne sürülen ve tüketiciden talep edilip, edilemeyeceği bu davanın konusunu oluşturmayan dosya ücreti, komisyon ücreti, kredi tahsis ücreti, masraf gibi isimler altında alınan paranın kredinin peşin alınan faizi gibi nitelendirilerek Fon kesintisine tabi olduğu sonucuna ulaşılmasında ve buna dayanılarak Fon ve cezai faiz tahakkuk ettirilmesinde hukuka uyarlık görülmemektedir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle istinaf başvurusunun yukarda belirtilen gerekçe ile REDDİNE, aşağıda dökümü gösterilen kanun yolu aşamasına ait yargılama giderlerinin istinaf yoluna başvuranın üzerinde bırakılmasına, posta gideri için alınan paranın kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, 2577 Sayılı Kanun'un 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren otuz (30) gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 21.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)