(2709 S. K. m. 10, 13, 15, 70, 122, 125, Geç. m. 15) (1402 S. K. m. 2) (2577 S. K. m. 7, 10, 12, 15)
İSTEMİN ÖZETİ: Öğretmen olarak görev yapmakta iken, Sıkıyönetim Komutanlığı kararı ile 01.07.1983 tarihinde görevine son verilen ve hakkında yapılan ceza yargılaması sonucunda beraat etmesi üzerine 14.01.1991 tarihinde yeniden göreve başlatılan davacının, Anayasanın Geçici 15. maddesinin 13.5.2010 ve 27580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırıldığından bahisle görevine son verildiği tarihten geriye doğru 5 yıllık (1986-1990) sürede yoksun kaldığı maaşlarının güncellenerek yasal faizleriyle birlikte ödenmesi ve emekli keseneklerinin yatırılması istemiyle yaptığı 18.12.2015 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile aynı dönem için güncellenerek hesaplanacak maaşlarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi ve emekli keseneklerinin yatırılmasına karar verilmesi istemiyle açılan davada; haklarında tesis edilen göreve son verme işlemlerinin geri alınması üzerine göreve döndürülenlere, göreve son verme işleminin tesis edildiği tarihten sonraki döneme ilişkin bütün aylık ve özlük haklarının ödenmesi gerektiği, davacının, idarenin bir işlemi ile görevden uzaklaştırıldığı, yargılama safhasından sonra davacının görevine son veren idare işleminin hatalı olduğu anlaşılarak tekrar göreve başlatıldığı, davacının hukuksal statüsü, ilk işlemden öncesine döndürüldüğüne göre davacının görevden fiilen ayrıldığı döneme ilişkin özlük haklarının da davacıya iadesinin tabi olduğu, bu durumda; davacının, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevine son verildiği tarihten görevine iadesine karar verildiği tarihe kadarki zaman dilimini kapsayan maaş ve özlük haklarının ödenmesine ilişkin istemin zımnen reddine dair işlemin hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığı, öte yandan davacıya işbu mahkeme kararı uyarınca ödenecek olan maaşları üzerinden emekli sandığı kesintilerinin de hesaplanıp davacı adına ilgili kuruma bildirilmesi gerektiğine de kuşku bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali, maaş ve özlük haklarının hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi yolunda İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nce verilen 30/12/2016 günlü, E:2016/260, K:2016/2248 sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu, davacının geriye dönük 5 yıllık kesenek farklarının Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce hesaplanıp 10,66 TL tahakkuk ettirilerek 21.1.2016 tarihli ödeme emri belgesinin düzenlendiği, tesis edilen işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığından bahisle istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdare Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Davacının idari uyuşmazlığı yaratan 18.12.2015 tarihli başvuru dilekçesinde, -Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararının verildiği 2.9.1990 olarak ifade edilmekle birlikte- görevine iade edildiği 14.1.1991 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süreye (1986-1990) ilişkin parasal ve özlük haklarını talep ettiğinin anlaşılması ve dava dilekçesinin “Açıklamalar” kısmı dışında kalan “Konu” ve “Sonuç ve İstem” kısımlarında da aynı döneme yönelik talepte bulunduğunun görülmesi karşısında, davanın belirtilen istemle sınırlı olarak incelenmesi gerektiği sonucuna varılmakla esasa geçildi.
Dava, öğretmen olarak görev yapmakta iken, Sıkıyönetim Komutanlığı kararı ile 01.07.1983 tarihinde görevine son verilen ve hakkında yapılan ceza yargılaması sonucunda beraat etmesi üzerine 14.01.1991 tarihinde yeniden göreve başlatılan davacının, Anayasanın Geçici 15. maddesinin 13.5.2010 ve 27580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırıldığından bahisle görevine son verildiği tarihten geriye doğru 5 yıllık (1986-1990) sürede yoksun kaldığı maaşlarının güncellenerek yasal faizleriyle birlikte ödenmesi ve emekli keseneklerinin yatırılması istemiyle yaptığı 18.12.2015 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile aynı dönem için güncellenerek hesaplanacak maaşlarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi ve emekli keseneklerinin yatırılmasına karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesinde "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır....'' "Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. (Ek cümle: 07/05/2010-5982 S.K./11. md.) Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır." kuralı ile yargı denetimi dışında bırakılan idari işlemler belirtilmiş; son fıkrasında ise, “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” kuralına yer verilmiştir.
Öte yandan, Anayasanın Geçici 15 inci maddesinde; "12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. Mülga (17.10.2001 günlü ve 4709 sayılı Yasa) Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez." kuralı getirilmiş iken, bu hüküm 13.5.2010 ve 27580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Anılan Geçici 15 inci madde ile koruma altına alınan bazı işlemlerin hukuki niteliğinin irdelendiği Danıştay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun E:1988/6, K:1989/4 sayılı kararında; sıkıyönetim komutanlarına, bölgelerinde çalışan kamu personelinin görevine son verilmesini ve görev yerlerinin değiştirilmesini isteme yetkisinin ilk kez 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasının 2. Maddesine 19.9.1980 tarihli ve 2301 sayılı Yasanın 1. maddesiyle eklenen fıkra ile verildiği, ek fıkra hükmüne göre, sıkıyönetim komutanlarının bölgelerinde güvenlik, asayiş ve kamu düzeni açısından çalışmaları sakıncalı görülen veya hizmetleri yararlı olmayan kamu personelinin statülerine göre atanması veya işine son verilmesi hakkındaki istemlerinin derhal yerine getirileceğinin belirtildiği, bu hükümle sıkıyönetimin ilanını gerektiren nedenlerle hiçbir ilgisi bulunmayan ve memur hukukuna ilişkin kurallar içinde çözümlenmesi mümkün olan "hizmetleri yararlı olmayan kamu personelinin görev yerlerinin değiştirilmesi veya görevine son verilmesi" konusunda sıkıyönetim komutanlarına verilen yetkinin ve bu yetkiye dayanılarak uygulanan "işe son verme" işlemlerinin niteliğinin ve "Türk Memur Hukuku" içindeki yerinin saptanması gerektiği vurgulanmıştır.
Kararda devamla "Anayasanın, temel hak ve özgürlüklerin olağan durumlardakinden daha çok sınırlandırılmasına izin veren 15. ve 122. maddelerinin açık metninden de anlaşılacağı üzere sıkıyönetim dayanağını Anayasadan ve Anayasanın üstünlüğü ilkesinden alan hukuksal bir kurum olup sıkıyönetimin ilanını gerektiren hallere bağlı olarak yürürlüğe konulan ve bu hallerin ortadan kalkması durumunda sona eren geçici bir rejimdir. Sıkıyönetim rejiminin bu niteliği, sıkıyönetim idaresince alınan önlemlerin sıkıyönetimin kalkmasıyla birlikte sona erdiğinin kabulünü de zorunlu kılar. Anayasanın 15. maddesinde yer alan ve savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen "durdurulabileceği" yolundaki hükümle, 122. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hallerinde... hürriyetlerin nasıl kısıtlanacağı veya durdurulacağı ... kanunla düzenlenir." hükmü sıkıyönetim komutanlığının hürriyetlerin kullanımı konusunda aldığı önlemlerin sıkıyönetimin ilan ediliş nedenleri ve süresiyle sınırlı olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koymaktadır. Öte yandan, fıkrada özgürlüklerin "kısıtlanması" yani kullanımının belirli kayıtlara tabi tutulması ve "durdurulması" yani sıkıyönetim halinin zorunlu kılması halinde sıkıyönetim süresince hürriyetlerin kullanımının askıya alınmasından söz edilmektedir. Sıkıyönetim komutanlığınca hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ve durdurulması yolunda alınan karar ve önlemlerin yürürlük ve etkilerinin sıkıyönetimin kalkmasından sonra da devam etmesine ve giderek bu hak ve özgürlüklerin yok edilmesine yol açacak bir anlayış ve uygulamanın, hem 122. maddenin bu önlemlerin alınmasını sıkıyönetim halinin varlığına bağlayan açık hükmüyle hem de Anayasanın temel hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlamaların sınırını belirleyen 13. maddesinin 2. fıkrasıyla bağdaştırılması mümkün değildir....
Sıkıyönetim komutanlarının istemleri üzerine görevine son verilenlerin büyük bir bölümü hakkında gerek sıkıyönetim döneminde, gerek sıkıyönetim sona erdikten sonra, yasada göreve son verilmesini gerektiren ve tek tek sayılan nedenlerin özel ağırlık taşımalarına karşın, herhangi bir kovuşturma veya soruşturma yapılmamış olması, söz konusu yetkinin kullanılmasında Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen ve kanunun uygulanmasında ayırım nedeni olmayacağı kabul edilen unsurların ağırlık kazandığını göstermektedir. Hal böyle olunca tartışma konusu yasaklayıcı hükmün sıkıyönetim kalktıktan sonra da uygulanabileceğini kabul etmek, sıkıyönetim komutanının isteği üzerine görevden alınmış olmayı kamu hizmetlerine girme hakkını sürekli olarak ortadan kaldıran bir nitelik haline dönüştürmektedir ki; bu sonucun Anayasa'nın 70. maddesinin kamu hizmetine girmek için öngördüğü ölçütle ve 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır.
1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 2. maddesinin 2766 sayılı Yasa ile değişik son fıkrasında yer alan "... bir daha kamu hizmetlerinde çalıştırılamazlar." hükmünün yukarıda belirlenen anlam ve kapsamı karşısında adı geçen madde uyarınca sıkıyönetim komutanlarının istemleri üzerine işlerine son verilen memurların, diğer kamu görevlilerinin ve kamu hizmetlerinde görevli işçilerin, ilk kez kamu görevine girdikleri tarihte bu görev için yasa ve yönetmeliklerde öngörülen nitelikleri kaybetmemiş olmaları koşuluyla, işlerine son verildiği bölgede sıkıyönetim kalktıktan sonra, kurumlarınca eski görevlerine iade edilmeleri gerekeceğinden..." bahsedilerek, sıkıyönetim döneminde tesis edilen söz konusu işlemlerin etkisinin de yalnızca sıkıyönetim süresiyle sınırlı olacağı belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı birlikte değerlendirildiğinde, sıkıyönetim süresi içerisinde sıkıyönetim komutanlıklarca tesis edilen idari işlemlere karşı, Anayasanın Geçici 15 inci maddesinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin Kanunun halk oylaması sonucunda kabul edilip 23.9.2010 tarihli 27708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak ilan edilmek suretiyle yargı yolunun açıldığı ve bu işlemlere karşı ilgililerin, anılan tarihten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesi kapsamında idareye her zaman başvuru yapabilecekleri ve bu başvuru neticesinde verilecek cevap veya başvurunun zımnen reddi işlemlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren dava açma süresi içerisinde dava açabilecekleri sonucuna ulaşılmaktadır.
Diğer yandan, sıkıyönetim kararı kaldırıldıktan sonra tesis edilen idari işlemler veya meydana gelen zararlardan ötürü idari yargıda dava açılmasının önünde bir yasama kısıntısı bulunmadığından, bu işlemlere karşı 2577 sayılı Kanunun öngördüğü usul çerçevesinde dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; öğretmen olarak görev yapmakta iken Sıkıyönetim Komutanlığı kararı ile 1.7.1983 tarihinde görevine son verilen ve açıktan atanmak suretiyle 14.1.1991 tarihinde tekrar görevine iade edilen davacının, görevine son verildiği tarihten geriye doğru 5 yıllık (1986-1990) sürede yoksun kaldığı maaşlarının güncellenerek yasal faizleriyle birlikte ödenmesi ve emekli keseneklerinin yatırılması istemiyle yaptığı 18.12.2015 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine anılan işlemin iptali ile aynı dönem için güncellenerek hesaplanacak maaşlarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi ve emekli keseneklerinin yatırılmasına karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 12. maddesinde ise, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu kurala bağlanmıştır.
Davacı tarafından, sıkıyönetim komutanlığı tarafından görevine son verilmesi işlemi nedeniyle sıkıyönetim süresi içerisinde (1.7.1983-19.11.1985) meydana gelen parasal ve özlük hakkı kayıplarının tazmini istemiyle, yasama kısıntısının ortadan kalktığı 13.5.2010 tarihinden sonra 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca her zaman başvuru yapıp süresi içerisinde dava açılabileceği açık olmakla birlikte, ilgilinin, İstanbul İlinde sıkıyönetimin kalktığı 19.11.1985 tarihi ile göreve iade edildiği 14.1.1991 tarihleri arasındaki (1986-1990) parasal ve özlük haklarını, belirtilen dönemde herhangi bir yasama kısıntısı olmaması nedeniyle, göreve iade edildiği tarihten itibaren 60 gün içerisinde talep etmesi veya idari dava yoluna gitmesi mümkün iken bunu yapmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, İstanbul İlinde sıkıyönetimin kalktığı 19.11.1985 tarihinden sonraki beş yıllık dönemde (1986-1990) uğranıldığı ileri sürülen parasal ve özlük hakkı kayıplarının ödenmesi istemiyle, davacının göreve iade edildiği 14.1.1991 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde doğrudan doğruya veya aynı süre içerisinde idareye başvuruda bulunularak Yasanın 11. maddesinde belirtilen süreler içerisinde dava açılması gerekirken, 60 günlük süre geçirildikten çok sonra, sona ermiş olan dava açma süresini yeniden canlandırmayacağı da açık olan 18.12.2015 tarihli başvurusunun zımnen reddi üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğundan, İdare Mahkemesince davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenmek suretiyle verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, 25 Şubat 2011 tarihli ve 27857 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun Geçici 36 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “5434 sayılı Kanuna tabi çalışmakta iken 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, herhangi bir nedenle hizmet sayılmayan gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, kendileri veya hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltına alındığı veya tutuklandığı tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık derece ve kademesinin talep tarihindeki katsayılar ve emeklilik keseneğine esas aylığın hesabına ait diğer unsurlar ile kesenek ve karşılık oranları esas alınmak suretiyle hesaplanacak borçlanma tutarının altı ay içerisinde kendilerince veya hak sahiplerince ödenmesi halinde hizmet sürelerine eklenir…” hükmünün ise, dava açma süresini etkileyecek bir yönünün bulunmadığını da belirtmek gerekir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile, İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nce verilen 30/12/2016 günlü, E:2016/260, K:2016/2248 sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-b maddesi uyarınca davanın süre yönünden reddine, aşağıda dökümü yapılan 138,00.-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, posta ücretinden ibaret 25,00.-TL istinaf giderinin ve kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 990,00.-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, dava ve istinaf gideri için tahsil edilen paranın kullanılmayan kısmının ilgilisine iade edilmesine, 09/11/2017 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)