İSTEMİN ÖZETİ: İran uyruklu davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nce tesis edilen 14.05.2015 tarih ve 5357 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; davacının tamamen kişisel sebeplerle ülkesinden ayrıldığı, sadece dayısının oğlu ile evlenmek istememesi nedeniyle dayısı tarafından herhangi bir kötülüğe maruz kalacağından endişelenmesi üzerine ülkesini terk ettiğini mülakat raporunda açıkça söylediği, subjektif nedenlere dayanan uluslararası koruma başvurusunun, davalı idarece reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 30/12/2016 gün ve E: 2015/3436, K: 2016/5459sayılı kararın, davacı vekili tarafından, BMMYK'den davacının mülteci olarak tanındığı belgesi aldıkları, davacının İran'a dönmesi halinde zulme uğrama riski ve yaşam hakkının risk altında olduğu, bu durumun araştırılmadığı, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davalı idare vekili tarafından, davacının durumunun, 6458 sayılı Kanunda yer alan 5 kriterden hiçbirine girmediği, davacının korkusunun kişisel nedenlere dayandığı, inandırıcı olmadığı, mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Davacının istinaf başvuru dilekçesinde, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği tarafından mülakata alındığı, kendisine BMMYK'nın yetki alanı içinde mülteci statüsü tanındığı, buna ilişkin belgeyi başvuru dilekçesine eklediği, bu hususun araştırılması gerektiği ileri sürülmüştür.
Davacının istinaf başvuru dilekçesine ekli 01.07.2017 tarihli BMMYK mülteci belgesinin olduğu görülmüştür.
İran Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, davacının mülteci sıfatını kazanması mümkün değildir. Diğer taraftan şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dava konusu uyuşmazlıkta; davacı tarafından ülkesine gönderilmesi halinde zulme uğrama riskinin ve yaşam hakkının risk altında olduğu, bu nedenle ülkesinde can güvenliğinin bulunmadığı ileri sürülmüş ise de 07/05/2015 tarihli mülakatında ülkesinde siyasi, dini, sendikal ve/veya herhangi bir örgüte üyeliğinin olmadığını, aile üyelerinden hiçbirinin ülke yetkili makamlarıyla sorun yaşamadığını beyan ettiği, ailesinin de ülkesinde yaşadığı düşünüldüğünde, davacının geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin somut ve inandırıcı bilgi ve belgelerin bulunmadığı görülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Soering/Birleşik Krallık davasında belirttiği üzere, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebilecektir.
Bu durumda; uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede yukarıda yer verilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda, BMMYK mülteci belgesinin tek başına değerlendirilmesinin mümkün görülmediği, davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye'nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacının iddialarının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 30/12/2016 gün ve E: 2015/3436, K: 2016/5459 sayılı karar usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, davacı tarafın istinaf isteminin reddi ile anılan kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, yargılama giderlerinin başvuruda bulunan taraf üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan miktarın kararın kesinleşmesinden sonra istinaf isteminde bulunana iadesine, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olarak 15/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)