(213 S. K. m. 10, 93, 100, 101, 102, 105) (6183 S. K. m. 35) (6100 S. K. m. 333)
BAŞVURUNUN KONUSU: Amme alacağının tahsili amacıyla, 213 sayılı Vergi Usul Kanun'unun 10 ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35.maddesi uyarınca davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen 12.10.2015 tarihli ve 20151210665050000001,2,3,4,5,6,7 ve 8 ana takip dosya numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada; davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin şirketten tahsili için şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine ait tebliğ alındılarının dosyaya sunulduğu, söz konusu tebliğlerin bir kısmının hem ikamet adresinde, hem de şirket adresinde yapılmaya çalışıldığı, bir kısım ödeme emrinin tebligatının sadece ikamet adresinde, bir kısım ödeme emri tebligatının ise sadece iş yeri adresinde denendiği, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca yapılacak tebligatlarda, mükelleflere, öncelikle bilinen adreslerinde posta yoluyla tebligat yapılmaya çalışılması gerektiği, mükelleflerin bilinen adreslerinde, yukarıda alıntısına yer verilen 102. maddede öngörülen şekilde, mutad tebliğ yollarının denenmesine rağmen, posta yoluyla tebligat yapma imkanı bulunmadığının maddenin son fıkrasında sayılan şahısların iştirakıyla ve maddede tarif edilen şekilde düzenlenecek, objektif bir kanaat oluşturmaya yeterli tutanak haline getirilen tebliğ belgeleriyle ortaya konulması durumunda, tebligatın ilanen yapılması gerektiği, 213 sayılı Kanun'un tebligata ilişkin hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Kanun'un 93. maddesinde, tebligatın öncelikle tebligat yapılacak gerçek ve tüzel kişilerin bilinen adresleri esas alınarak posta yoluyla yapılmasının öngörüldüğü, tebligat yapılacak adrese ilişkin bu kuralın istisnası olarak, ilgilinin kabul etmesi koşuluyla, tebliğin daire veya komisyonda yapılmasının da caiz olduğunun düzenlendiği, takiben, 94. maddede, tebligat yapılacak adreste tebligat yapılacak kimselerin, yani, tebliğ evrakının hangi şahıslara teslim edileceğinin belirlendiği, bir diğer deyişle, tebligat yapılabilecek adres yer itibarıyla belirlendikten sonra, bu adreslerde tebligat yapılabilecek kimselerin sayıldığı, dolayısıyla, özellikle tüzel kişilere yapılacak tebligatlarla ilgili olarak, tüzel kişiye ait tebliğ evrakını almaya yetkili kişilere ait başkaca adreslerin (örneğin kanuni temsilci veya ortağın ikametgah, ya da, şahsi iş yeri adreslerinin), sadece tüzel kişi adına tebligat almaya yetkili olmaları nedeniyle, tüzel kişinin bilinen adresi sayılmasına ve bilinen adresin tebligat yapılabilecek kişilerden hareketle belirlenmesine olanak bulunmadığı, nitekim kanun koyucu, tebligat yapılacak adresi kural olarak "gerçek ve tüzel kişilerin bilinen adresleri" şeklinde belirleyip, bu kuralın istisnası olarak da ilgilinin rızasıyla yalnızca "daire veya komisyonda" yapılan tebligatları saymış, Kanun'un 101. maddesinde, tüzel kişinin başkanının, kanuni temsilcisinin, ortağının vs. ikametgah ve şahsi iş yeri adreslerine bilinen adresler arasında yer verildiği, bunun yanı sıra, bir tüzel kişiyle ilgili olarak, tebligat yapılabilecek adreslerin, tebligat yapılabilecek şahıslardan hareketle belirlenmesi durumunda, tebligatı mümkün kılacak yeni adreslerde (ikametgah veya başkaca iş yeri adresleri vb.) şirketle hiçbir ilgisi bulunmayan şahısların (örneğin, kanuni temsilcinin veya ortağın ikametgah adresinde bulunan herhangi bir kimsenin) tebligat almaya yetkili şahıslar olarak kabulü ve anılan adreslerde bu şahıslara yapılacak tebligatlardan da tüzel kişiyi sorumlu tutmak gerekecektir ki, bu kabulün, kanun koyucunun tebligat yapılacak kimselerle ilgili düzenlemede öngördüğü amaca uygun olduğunu söylemeye imkan bulunmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu ödeme emirleri içeriği alacakların şirketten tahsili için şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin ve ihbarnamelerin karşılaştırılması ve ilgili tebliğ alındılarının incelenmesi sonucu, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin şirketten tahsili için şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine ait tebliğlerin bir kısmının hem ikamet adresinde, hem de şirket adresinde yapılmaya çalışıldığı, bir kısım ödeme emrinin tebligatının sadece ikamet adresinde, bir kısım ödeme emri tebligatının ise sadece iş yeri adresinde denendiği, şirket adresinde yapılan tebliğlerin ise 213 sayılı Kanun'un tebliğ ile ilgili hükümlerine uygun olmadığı, nitekim dosyaya sunulan bir kısım tebliğ alındıları tetkik edildiğinde (şirket adresinde yapılan tebliğler) adreste bulunamama hususunun 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102'nci maddesi uyarınca, tebliğ zarfları tutanak haline getirilmek ve maddede yer alan kişiler tarafından imzalanmak suretiyle tespit edilmediği, bu haliyle tebliğin 213 sayılı Kanun'da yer alan usullere uygun olarak yapılmadığı, şirket hakkında düzenlenen bir kısım ödeme emrinin ise şirket adresinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmeye çalışıldığına ilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığı, yine şirketin kanuni temsilcisinin ikamet adresinde şirket adına yapılacak tebliğ, bizzat ilgilisine yapılması gerektiğinden ve böyle bir tebliğ o adreste bulunanı değil şirketi ilgilendirir nitelikte olduğundan, şirket adına yapılacak tebliğ işlemlerinde ilgilisinin o anda adreste bulunamaması halinde tebligatın şirketle ilgisi olmayan kişilere yapılmasına olanak bulunmadığı, şirket hakkında düzenlenen bir kısım ödeme emrinin ise ikamet adresinde eşe tebliğ edildiği (dava konusu 2015...5 nolu ödeme emri içeriği 100,101 ve 105. sırasında bulunan amme alacaklarının şirketten tahsili için şirket adına düzenlenen ihbarnamelerin de ikamet adresinde eşe tebliğ edildiğinin görüldüğü), öte yandan usulüne uygun bir kısım ödeme emri tebligatı (örneğin tasfiye memuruna, davacıya) ile şirket adresinde muhtar imzalı bir kısım ödeme emri (devamında ilanen tebliğ edilen) tebliğ parçası bulunmasına karşın, söz konusu ödeme emirlerine ait ihbarnamelerin de ikamet adresinde eşe tebliğ edildiği, yine şirket hakkında düzenlenen 2010..526 nolu ödeme emrinin davacıya tebliğ edilmesine karşın, söz konusu ödeme emrine ait ihbarnamenin (ilanen tebliğ) şirket adresinde usulüne uygun olarak duyurulduğuna/tebliğ edilmeye çalışıldığına ilişkin bir bilgi ve belge bulunmadığı, nitekim tebliğin ikamet adresinde denendiğinin görüldüğü, dosyada bir kısım adres tespit tutanağı bulunmasına karşın ödeme emirlerinin/ihbarnamelerin tebliği ile ilişkilendirilmiş herhangi bir adres tespit tutanağı olmadığı, öte yandan şirket adresinde denenen ve tebliği sağlanamayan ödeme emri/ihbarname tebligatlarının ilanen tebligatla sonuçlandığının görüldüğü, ilanen yapılacak tebligatların usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için, ilgili mevzuatın belirlediği usullere uyulması gerektiği, ilanen tebliğ ile ilgili bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucu, ilanen tebligatın yapılması için gerekli koşulların oluştuğunun ve ilan sürecinde gerekli prosedürün takip edildiğine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı (muhtarlık ilanı vb.), tüm bu veriler ışığında, dava konusu amme alacaklarının, asıl borçlusu nezdinde gerçekleşmesi gereken tarh, tebliğ ve tahakkuk aşamalarının usulüne uygun olarak tamamlandığının ortaya konulamaması nedeniyle, söz konusu amme alacaklarının şirket nezdinde usulüne uygun olarak kesinleştiğinden söz edilemeyeceğinden, söz konusu amme alacaklarının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu ödeme emirlerinin iptaline ilişkin olarak İzmir 1. Vergi Mahkemesi'nce verilen 17/03/2017 gün ve E:2015/1948, K:2017/336 sayılı kararın; ceza ihbarnamelerinin bir kısmının şirket müdürüne tebliğ edildiği, şirket müdürünce itiraz edilmediği gibi 6111 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamında yapılandırma talebinde bulunulduğu, taksitlendirilen borcun ödenmemesi nedeniyle şirket adına ödeme emri düzenlendiği, şirket müdürü tarafından 17.06.2013 tarihinde mal beyanında bulunulduğu,fakat taksitlendirilen borcun vadesinde ödenmemesi nedeniyle şirket kanuni temsilcisi adına ödeme emirleri düzenlendiği, yani şirketin borçtan haberdar olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü.
İzmir 1. Vergi Mahkemesi'nce verilen 17/03/2017 gün ve E:2015/1948, K:2017/336sayılı karar usul ve yasaya uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, istinaf başvurusunun reddine, aşağıda gösterilen 39,00-TL yargılama giderinin başvuruda bulunan üzerinde bırakılmasına, yatırılan posta gideri avansından artan miktarın mahkemesince HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırana iadesine, kararımızın tebliğini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 26/12/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)