(2577 S. K. m. 45) (213 S. K. m. 10) (5520 S. K. m. 17) (6183 S. K. m. 3)
İstemin Özeti: ….. A.Ş.'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen 07.02.2017 tarih ve 2017020766E1X0000001 sayılı ödeme emri ile 2017020766E1X0000002 sayılı ödeme emrinin 2009/10-12 dönemi gelir stopaj vergisi, 2009/12 dönemi katma değer vergisinin iptali istemiyle açılan davayı; asıl borçlu şirket hakkındaki mal varlığı araştırmasına ilişkin evraklar incelendiğinde, şirketin banka hesaplarına 07.01.2010 ve 07.01.2016 tarihleri arasında dönemsel olarak e-haciz uygulandığı, söz konusu hesaplarda bulunan meblağların tahsil edildiğine dair herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, asıl borçlu şirkete gönderilen ödeme emirlerindeki borç tutarları ile davacıya gönderilen 07.02.2017 tarih ve 2017020766E1X0000001, 2017020766E1X0000002 sayılı ödeme emirlerindeki aynı döneme ilişkin borç tutarlarının aynı olduğu, dolayısıyla asıl borçlu şirketin banka hesaplarında haczedilen meblağların mahsubu yapılıp kalan bakiye için davacıya ödeme emri düzenlenmediği gibi şirket adına kayıtlı ve kaydına haciz şerhi işlenen … plaka sayılı araçla ilgili olarak her ne kadar söz konusu aracın kaydında …bank lehine rehin şerhi ve önceki tarihli dört adet haciz şerhi bulunmakta ise de, rehinden kaynaklanan alacağın devam edip etmediği hususu ilgili bankadan sorulmadan ve önceki tarihli hacizlerin halen devam edip etmediği ilgili icra müdürlüğünden teyit edilmeden, söz konusu aracın satılması halinde satış bedelinin amme alacağını karşılayıp karşılamayacağı açıkça ortaya konulmadan, davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde, hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kabul eden Ankara 1. Vergi Mahkemesinin 04/10/2017 tarih ve E:2017/657, K:2017/1513 sayılı kararın; asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı için şirketin kanuni temsilcisi olan davacı adına düzenlenen ödeme emrinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3.Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü:
İstem, …A.Ş.'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen 07.02.2017 tarih ve 2017020766E1X0000001 sayılı ödeme emri ile 2017020766E1X0000002 sayılı ödeme emrinin 2009/10-12 dönemi gelir stopaj vergisi, 2009/12 dönemi katma değer vergisinin iptali istemiyle açılan davayı kabul eden mahkeme kararının kaldırılmasına ilişkindir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni temsilcilerin ödevi" başlıklı 10. maddesinde, "Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz." hükmü yer almıştır.
Öte yandan, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği, ticaret sicilinden silinmesiyle sona erdiğinden ve bu tarihten sonra tüzel kişiliği, dolayısıyla hak ehliyeti sona eren şirketin hak sahibi olması ve borç altına girmesi mümkün olmadığından, şirket adına işlem yapılmasına da olanak bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinin son fıkrasında yer alan düzenlemeyle, tüzel kişilerin tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının hükme bağlanmış olması karşısında, kanuni temsilcilerin bu borçlardan sorumluluğunun, şirket tüzel kişiliği sona erdikten sonra da devam ettiği açıktır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10. maddesinde kanuni temsilcilerin şirket borçlarından sorumlu tutulabilmeleri vergi ödevlerinin yerine getirilmemesine bağlandığından, vergi ödevlerinin yerine getirilmemesi ihtimalinin bulunduğu, vergiyi doğuran olayların gerçekleştiği ve kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde, vergi matrahının belirlenerek beyan edildiği beyan döneminde ve beyan üzerine veya re'sen ya da ikmalen yapılan tarhiyat sonucu tahakkuk eden verginin ödenmesi gereken vade tarihinde kanuni temsilci olanlar, vergi ile ilgili kanuni ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden asıl mükellef veya sorumlulardan alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklardan sorumlu bulunmaktadır.
Diğer taraftan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesine 5904 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrasında, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezaların, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı öngörülmektedir.
Anılan düzenleme ile kanuni temsilciler için getirilen sorumluluk ikincil nitelikte olduğundan, kanuni temsilcilerin takibinden önce asıl borçlu hakkında tüm takip işlemlerinin yapılması ve alacağın asıl borçludan tahsil edilemediğinin veya edilemeyeceğinin ortaya konulmuş olması gereklidir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 3. maddesinde, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı teriminin, amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairesince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade edeceği açıklanmıştır. Dolayısıyla, haczedilen malın değerinin borca göre çok az olduğu veya mevcut başka haciz veya rehinler nedeniyle haczedilen mal satılsa bile kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı hallerde, kamu alacağının asıl borçlunun mal varlığından tahsil edilemeyeceği sonucuna varılabilecektir.
Bakılan davada, Ankara 1. Vergi Mahkemesince, asıl borçlu şirket hakkındaki mal varlığı araştırmasına ilişkin evraklar incelendiğinde, şirketin banka hesaplarına 07.01.2010 ve 07.01.2016 tarihleri arasında dönemsel olarak e-haciz uygulandığı, söz konusu hesaplarda bulunan meblağların tahsil edildiğine dair herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, asıl borçlu şirkete gönderilen ödeme emirlerindeki borç tutarları ile davacıya gönderilen 07.02.2017 tarih ve 2017020766E1X0000001, 2017020766E1X0000002 sayılı ödeme emirlerindeki aynı döneme ilişkin borç tutarlarının aynı olduğu, dolayısıyla asıl borçlu şirketin banka hesaplarında haczedilen meblağların mahsubu yapılıp kalan bakiye için davacıya ödeme emri düzenlenmediği gibi şirket adına kayıtlı ve kaydına haciz şerhi işlenen … plaka sayılı araçla ilgili olarak her ne kadar söz konusu aracın kaydında ….bank lehine rehin şerhi ve önceki tarihli dört adet haciz şerhi bulunmakta ise de, rehinden kaynaklanan alacağın devam edip etmediği hususu ilgili bankadan sorulmadan ve önceki tarihli hacizlerin halen devam edip etmediği ilgili icra müdürlüğünden teyit edilmeden, söz konusu aracın satılması halinde satış bedelinin amme alacağını karşılayıp karşılamayacağı açıkça ortaya konulmadan, davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde, hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacının 03.03.2007 tarihli ortaklar kurulu kararına göre yönetim kurulu üyesi ve 3 yıl süre ile münferit imzası ile kanuni temsilcisi olduğu 19.02.2010 tarihinde faaliyetine son vermesi sebebiyle vergi dairesince mükellefiyeti re'sen terkin edilen, 21.08.2015 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayımlanan ilanla ticaret sicilinden kaydı silinen ….. A.Ş.'nden tahsil edilemeyen 2009/4-6, 7-9, 10-12. dönemleri gelir stopaj vergisi ile 2009/6, 8, 9, 10, 11, 12. dönemleri katma değer vergisinin tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına ödeme emri düzenlendiği, beyan üzerine tahakkuk eden ancak vadesinde ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket adına düzenlenen 2009/6 dönemi katma değer vergisini içeren ödeme emrinin 30.10.2009 tarihinde işçiye tebliğ edildiği, diğer vergi borçlarını içeren 2010 tarihli ödeme emirlerinin şirketin bilinen adreslerine tebliğ edilemediğinden bahisle 13.12.2012 tarihinde vergi dairesi ilan panosuna asıldığı, 28.01.2013 tarihinde vergi dairesi ilan panosundan indirildiği, 28.12.2012 tarihinde de Ankara Belediyesi sınırları içinde yayınlanan bir yerel gazetede ilan edilmek suretiyle tebliğ edildiği, asıl borçlu şirket adına yapılan mal malvarlığı araştırmalarında tespit edilen banka hesaplarına 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarının muhtelif tarihlerinde e-haciz konulduğu, şirketin .. plakalı, 2006 model …… marka kamyonetine 20.09.2011 tarihinde altıncı sırada haciz konulduğu, toplam borcu 94.138,99-TL olan şirketten tahsil edilemeyen ve mal varlığına konulan hacizlerin şirket borcunu karşılamayacağının anlaşılması üzerine de 21.08.2015 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayımlanan ilanla ticaret sicilinden kaydı silinen şirketin 03.03.2007 tarihli ortaklar kurulu kararına göre yönetim kurulu üyesi ve 3 yıl süre ile münferit imzası ile kanuni temsilcisi olan davacıdan tahsili amacıyla adına dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, asıl borçlu şirketin 2009/6. dönem katma değer vergisi borcunun, şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin tebliği, vade tarihi, şirketin banka hesaplarına 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında konulan e-hacizler ve şirketin …… plakalı, 2006 model …. marka kamyonetine 20.09.2011 tarihinde konulan haciz işlemleri ile zamanaşımına uğramadığı ve amme alacağının tamamının usulüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılan olayda, e-haciz uygulanan şirketin banka hesaplarındaki miktarların çok cüz-i tutarda olması ve haciz uygulanan şirket taşıtının 2006 model olduğu, davalı idare haczinin altıncı sırada yer aldığı, şirketin toplam borcunun 94.138,99-TL olduğu dikkate alındığında, kamu alacağının şirketten tamamen tahsiline olanak bulunmadığı anlaşıldığından, kamu alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği kabul edilerek tahsili amacıyla davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf isteminin kabulü ile Ankara 1. Vergi Mahkemesinin 04/10/2017 tarih ve E:2017/657, K:2017/1513 sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca davanın reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.210,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, aşağıda dökümü yapılan toplam 136,00.-TL yargılama giderinden istinaf aşamasında davalı idarece yapılan 40,50.-TL'sinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, mahkeme safhasında yapılan 95,50.-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, 35,90.-TL karar harcı ile davalı idarenin harçtan muaf olması sebebiyle istinaf başvurusu sırasında alınmayan 103,90.-TL istinaf başvuru harcının Harçlar Kanununun 13. maddesinin (j) bendi uyarınca davacıdan alınmasına, posta gideri avansından artan miktarın taraflara iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olmak üzere, 07.06.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)