(2577 S. K. m. 45) (213 S. K. m. 10) (5520 S. K. m. 17) (6762 S. K. m. 520, 540)
İstemin Özeti: ……. Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen 23.01.2017 tarih ve 1, 2, 3 ve 4 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; davacının 18.01.2010 tarihinde ortak olduğu şirketteki hissesini 20.04.2010 tarihinde Ankara 45. Noterliği'nde düzenlenen hisse devri sözleşmesi ile devrettiği, hisse devrine ilişkin kararın Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanmadığı, ancak hisse devri sözleşmesinin 29.04.2010 tarihinde Dikimevi Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne sunulduğu, vergi dairesi tarafından ilgili evraka ilişkin tarih ve sayı verildiği görüldüğünden davacının hissesini devredip vergi dairesine bildirdiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin şirkete ait ve tahsil edilemeyen vergi borçlarından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, dava konusu ödeme emirlerinde yer alan vergi borçlarına ilişkin beyannamelerin kanunen verilme süreleri, borcun tahakkuk ve vade tarihleri davacının ortaklık sıfatının sona erdiği tarihten sonrasına rastladığından davacı adına, sorumluluğunun bulunmadığı döneme ait vergi borçları nedeniyle düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden Ankara 6. Vergi Mahkemesinin 21/09/2017 tarih ve E:2017/184, K:2017/1136 sayılı kararının; ilgili dönemlerde şirket ortağı olan davacı adına asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyen amme alacaklarının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü:
Dava, …… Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen 23.01.2017 tarih ve 1, 2, 3 ve 4 takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Kanuni temsilcilerin ödevi" başlıklı 10. maddesinde, "Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz." hükmü yer almıştır.
Öte yandan, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği, ticaret sicilinden silinmesiyle sona erdiğinden ve bu tarihten sonra tüzel kişiliği, dolayısıyla hak ehliyeti sona eren şirketin hak sahibi olması ve borç altına girmesi mümkün olmadığından, şirket adına işlem yapılmasına da olanak bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinin son fıkrasında yer alan düzenlemeyle, tüzel kişilerin tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağının hükme bağlanmış olması karşısında, kanuni temsilcilerin bu borçlardan sorumluluğunun, şirket tüzel kişiliği sona erdikten sonra da devam ettiği açıktır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10. maddesinde kanuni temsilcilerin şirket borçlarından sorumlu tutulabilmeleri vergi ödevlerinin yerine getirilmemesine bağlandığından, vergi ödevlerinin yerine getirilmemesi ihtimalinin bulunduğu, vergiyi doğuran olayların gerçekleştiği ve kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde, vergi matrahının belirlenerek beyan edildiği beyan döneminde ve beyan üzerine veya re'sen ya da ikmalen yapılan tarhiyat sonucu tahakkuk eden verginin ödenmesi gereken vade tarihinde kanuni temsilci olanlar, vergi ile ilgili kanuni ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden asıl mükellef veya sorumlulardan alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklardan sorumlu bulunmaktadır.
Diğer taraftan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesine 5904 sayılı Kanunun 6. maddesiyle eklenen 9. fıkrasında, tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak salınacak her türlü vergi tarhiyatı ve kesilecek cezaların, müteselsilen sorumlu olmak üzere; tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağını öngörülmektedir.
Bakılan davada, Ankara 6. Vergi Mahkemesince; davacının 18.01.2010 tarihinde ortak olduğu şirketteki hissesini 20.04.2010 tarihinde Ankara 45. Noterliği'nde düzenlenen hisse devri sözleşmesi ile devrettiği, hisse devrine ilişkin kararın Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanmadığı, ancak hisse devri sözleşmesinin 29.04.2010 tarihinde Dikimevi Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne sunulduğu, vergi dairesi tarafından ilgili evraka ilişkin tarih ve sayı verildiği görüldüğünden davacının hissesini devredip vergi dairesine bildirdiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin şirkete ait ve tahsil edilemeyen vergi borçlarından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, dava konusu ödeme emirlerinde yer alan vergi borçlarına ilişkin beyannamelerin kanunen verilme süreleri, borcun tahakkuk ve vade tarihleri davacının ortaklık sıfatının sona erdiği tarihten sonrasına rastladığından davacı adına, sorumluluğunun bulunmadığı döneme ait vergi borçları nedeniyle düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyanın ve Dairemizin 09.05.2018 tarihli ara kararına istinaden dava dosyasına ibraz edilen belgelerin incelenmesinden, davacının 26.01.2010 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan Ankara 39. Noterliği'nin 20.01.2010 tarih ve 01560 no'lu yevmiyesiyle onaylanan 18.01.2010 tarih ve 10 sayılı karara göre toplam 20 paydan oluşan şirket hissesinin 14 payını ….'den devralarak, 6 payını ise ….'nun ….'den devralarak şirket ortağı olduğu, aynı kararla şirket müdürü …..'in 25.01.2010 tarihi itibariyle şirket müdürü görevine son verildiği, yeni müdür atanmadığı, davacının şirketteki hisselerini Ankara 45. Noterliği'nce düzenlenen 20.04.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ….. adlı şahsa devrederek durumu 29.04.2010 tarihinde davalı idareye bildirdiği, hisse devrinin ticaret sicil gazetesinde yayımlanmadığı ve hisse devrine ilişkin ortaklar kurulu kararı bulunmadığı, şirketin mükellefiyetle ilgili görevlerini yerine getirmediğinden 17.04.2013 tarihi itibariyle mükellefiyetinin vergi dairesince re'sen terkin edildiği, 06.02.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesine göre de şirketin sicil kaydının ticaret sicilinden re'sen silindiği ve anılan tarih itibariyle şirket tüzel kişiliğinin son bulduğu, 2010/4-6, 7-9, 10-12, 2011/1-3 dönemlerine ait muhtasar beyannameleri, 2011/5-12, 2012/1-12, 2013/1-4 dönemlerine ait Ba-Bs formları, 2011/1-12, 2012/1-12, 2013/1-12 dönemlerine ait kurumlar vergisi beyannameleri, 2011/7-9, 10-12, 2012/1-3, 4-6, 7-9, 10-12, 2013/1-3, 4-6, dönemlerine ait kurum geçici vergi beyannameleri, 2011/5-12, 2012/1-12, 2013/1-4 dönemlerine ait katma değer vergisi beyannameleri elektronik ortamda verilmediğinden bahisle takdir komisyonu kararına istinaden şirket adına re'sen tarh olunan gelir stopaj vergileri ile kesilen özel usulsüzlük cezalarını içerir vergi/ceza ihbarnamelerinin şirkete usulüne uygun tebliğ edildiği, ihbarnamelere dava açılmaması ve ödenmemesi üzerine de kesinleşen amme alacağının tahsili amacıyla şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin 08.06.2011 ve 10.04.2013 tarihlerinde posta yoluyla ve 21.11.2014 tarihinde vergi dairesinde memur eliyle şirket müdürü sıfatıyla davacıya tebliğ edildiği, dava konusu edilmemesi ve tahakkuk eden vergilerin ödenmemesi üzerine de amme alacağının tahsili amacıyla 18.01.2010 tarihinden itibaren şirketin kanuni temsilcisi olan davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği anlaşılmıştır.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun Devir başlıklı 520. maddesinde, bir payın devrinin, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade edeceği, devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olmasının şart olduğu, 540. maddesinin birinci fıkrasında da, aksi kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, ikinci fıkrasında ise, şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği belirtilmiştir.
Olayda, 26.01.2010 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan Ankara 39. Noterliği'nin 20.01.2010 tarih ve 01560 no'lu yevmiyesiyle onaylanan 18.01.2010 tarih ve 10 sayılı ortaklar kurulu kararına göre şirket ortağı ve kanuni temsilcisi olan davacının şirketteki hisselerini Ankara 45. Noterliği'nce düzenlenen 20.04.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ….. adlı şahsa devrederek, durumu 29.04.2010 tarihinde davalı idareye bildirmesi, hisse devri ticaret sicil gazetesinde yayımlanmadığından ve hisse devrine ilişkin ortaklar kurulu kararı bulunmadığından davacı ve şirket açısından hüküm ifade etmeyeceği açıktır.
Bu durumda, 2015 yılında ticaret sicilinden kaydı silinen ve ticaret sicilinden kaydı silinmeden önce şirket adına usulüne uygun olarak kesinleştirilen ve şirketten tahsil edilemeyen amme alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf isteminin kabulü ile Ankara 6. Vergi Mahkemesinin 21/09/2017 tarih ve E:2017/184, K:2017/1136 sayılı kararının kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan toplam 203,50.-TL yargılama giderlerinden Mahkeme safhasında yapılan 149,00-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf aşamasında davalı idarece yapılan 54,50.-TL posta gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.210,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 35,90-TL maktu karar harcı ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13. maddesinin (j) bendi uyarınca davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle istinaf başvurusu sırasında alınmayan 90,80-TL istinaf başvuru harcının davacıdan alınmasına, posta giderinden artan miktarın taraflara iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olmak üzere, 07.06.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)