(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 2) (4721 S. K. m. 335, 339) (5018 S. K. m. 60)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacılar İ. K. ve B. K. tarafından, çocukları E. K. 'ın arkadaşıyla oyun oynamak için 10/09/2015 tarihinde girdiği Mardinkapı İlköğretim Okulunun koridorunda daha önce yere dökülen kimyasal tozlar sebebi ile yere düşmesi sonucu vücudunda 2. derece yanıklar oluştuğu iddia edilerek, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla E. K. için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, baba İ. K. için 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi ve anne B. K. için 70.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 371.000,00 TL tazminatın; olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; "...Dava konusu olayın gerçekleştiği tarihte okul yöneticilerinin çelişkili/birbirini teyit etmeyen birden fazla beyanına göre Mardinkapı İlkokulunda bir hırsızlık vakasının gerçekleştiği ifade edilmekte birlikte, emniyet makamları ile Savcılığa adli vaka kapsamında intikal eden bir ihbar/şikayet/yakınma bulunmaması ve Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü Maarif Müfettişince yapılan soruşturma ile düzenlenen 23/11/2015 tarih ve 79086284-663.05/125 Sayılı İnceleme Raporunda olaya karıştığı iddia edilen dava dışı çocuk S. İ. dışında başkaca bir ismin tespit edilemediği/tespit edilmek için herhangi bir çalışma da yapılmadığı, dava dışı çocuk S. İ. için tazminat ödenmesi istemiyle idareye başvuran aynı davacı vekilince idari başvuru aşaması dahil Mahkememizde görülmekte olan davanın tüm aşamalarında E. K. dışında aynı olaya ilişkin yaralanan başkaca çocukların -S. İ. için tazminat istemiyle idareye başvuru yapmasına ve Diyarbakır 1.İdare Mahkemesi'nin 2016/12 Esas sayılı dosyasıyla dava devam etmesine rağmen- isim ve kimlik bilgileri ile İl Milli Eğitim Müdürlüğünce tanzim edilen İnceleme Raporu dahil olayın içeriği hakkında bilgi vermemesi hususlarının birlikte değerlendirilmesinden 10.09.2017 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen olay dahilinde davacılardan Eymen Kaplan'ın bulunup bulunmadığı hususunda kanaata varılamadığı, dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden; davacılardan E. K. 'ın vücudunda oluşan yanıklar nedeniyle sağlık problemine maruz kaldığı sabit olmakla birlikte, söz konusu yanıkların 10/09/2015 tarihinde Mardinkapı İlkokulunda gerçekleştiği iddia edilen olay kapsamında oluştuğunun hukuken itibar edilebilir şekilde tespit edilemediği, dolayısıyla davacıda oluşan sağlık problemi ile 10.09.2015 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen olay arasında nedensellik bağı kurulamadığından bahisle tazminat isteminin reddi gerektiği..." gerekçesiyle davanın reddi yolunda Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/05/2017 gün ve E:2016/496, K:2017/1052 Sayılı kararın; usul ve yasaya aykırı olduğu, eksik inceleme neticesinde verilmiş bir karar olduğu, olay tarihi olan 10/09/2015 tarihinde Diyarbakır'ın Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağı bulunmadığı, aksine dava dilekçesinde belirtildiği üzere olay tarihinden önce Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağının yaşandığı tarihte kolluk ya da teröristler tarafından Mardinkapı İlköğretim Okulu karargah olarak kullanıldığı ve okul içinde patlayıcı bomba yapımında kullanılan maddelerin zemine dökülmesinin ardından sokağa çıkma yasağının kalkması sonrasında günlerce evlerinde oturan, dışarı çıkamayan çocukların sokağa çıkıp oynamaya başladıkları, E. K. 'ın da, kız kardeşi ve arkadaşı S. İ. ile birlikte okul kapısının kırık olması ve aynı zamanda eğitim gördükleri okul olması sebebiyle okulun içine girip oyun oynadıkları, bu sırada zeminde bulunan kimyasal madde sebebiyle yere düşen E. K. 'ın yaralandığı, okul idaresinin çelişki beyanlarının bulunduğu, olay sırasında okul müdürünün sorumluluğunun büyük olması ve okul müdürü ile aralarındaki samimiyet sebebiyle şikayetçi olmadıkları, olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın gereği gibi yapılmadığı, olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülerek, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARA : Dava; davacılar İ. K. ve B. K. tarafından, çocukları E. K. 'ın arkadaşıyla oyun oynamak için 10/09/2015 tarihinde girdiği Mardinkapı İlköğretim Okulunun koridorunda daha önce yere dökülen kimyasal tozlar sebebi ile yere düşmesi sonucu vücudunda 2. derece yanıklar oluştuğu iddia edilerek, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla E. K. için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, baba İ. K. için 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi ve anne B. K. için 70.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 371.000,00 TL tazminatın; olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 335. maddesinde ise, "Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz. Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velâyeti altında kalırlar." hükmü; 339. maddesinde, "Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. (...)" hükmü bulunmaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişi/kişilerin ve 3.kişilerin de kusurlu olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesi olarak tanımlanan müterafik (ortak) kusurun bulunduğu hallerde hükmedilecek tazminat miktarı, müterafik kusur oranında azaltılmalıdır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacılardan E. K. 'ın aynı zamanda eğitim gördüğü Mardinkapı İlköğretim Okuluna kız kardeşi ve bir arkadaşı ile birlikte eğitim-öğretimin henüz başlamadığı 10/09/2015 tarihinde oyun oynamak için girdiği, bu sırada okul koridoruna daha önceden döküldüğü iddia edilen kimyasal tozlar sebebi ile yere düşerek vücudunda 2. derece yanıklar oluştuğu, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla davacılar tarafından oluşan zararlarının tazmini istemiyle 22.02.2016 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla E. K. için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, baba İ. K. için 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, anne B. K. için 70.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 371.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda; olay tarihinde 9 yaşında olan E. K. 'ın olay sonrası kaldırıldığı Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi ve götürüldüğü Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ile Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde vücudunda kimyasal madde etkisiyle meydana gelen yanık sebebiyle tedavi gördüğü, aynı okulun öğrencisi olması sebebiyle davacılar tarafından okul idaresi hakkında şikayette bulunulmadığı, bu sebeple olayla ilgili adli takibat yapılmadığı ancak Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü Maarif Müfettişince düzenlenen 23/11/2015 tarih ve 79086284-663.05/125 Sayılı İnceleme Raporu ve ekleri incelendiğinde; 10/09/2015 tarihinde Mardinkapı İlkokulunda gerçekleştiği iddia edilen olaya ilişkin olarak okul müdürü A. P. ile Müdür Yardımcıları İ. K. ve S. Ü. A. tarafından tanzim edilen 11.09.2015 tarihli tutanakta "anılan tarihte okula gittiklerinde okulun kapılarının kırılmış olduğunun, okuldaki tüm malzemelerin tahrip edildiğinin evrakların yakılıp yırtıldığının, okul eşyalarının çalındığının görüldüğü, okulda üç çocuğun yaralandığının öğrenildiği, yapılan araştırmalarda bu yaralanmanın bir hırsızlık vakası neticesinde oluştuğunun tespit edildiği, çocukların laboratuvar malzemelerinin olduğu dolabı açmaya çalışırken dolaptaki kimyasal malzemelerin üzerlerine dökülmesi neticesinde yaralanmanın oluştuğu" hususlarına yer verildiği, Maarif Müffetişlerince ifadesi alınan okul müdürü A. P. 'nun 16.11.2015 tarihinde alınan ifadesinde ise; "okulun yanında bulunan dernek binasındaki şahıslar ile emniyet güçleri arasında sürekli çatışmalar sürüyordu. Bu çatışmalar sırasında okulumuza ait bahçe kapısı ve iç bina kapıları kırılmış. Bu olaylar yatıştıktan sonra ben bizzat giderek okulun kapılarını kapattım. Ama daha sonra yaşanan olaylarda yine okul kapıları kırıldı. Okulun kapılarının kırılmasını fırsat bilenler okulun içine girerek okulun okulda bulunan tüm malzemelere zarar vermiş, işine yaracağını düşündükleri malzemeleri çalmış, diğer malzemelere ise zarar vermişler. Bana sorduğunuz S. İ. okulumuzun öğrencisidir. Bu öğrencinin 10.09.2015 tarihinde okul içine girerek okulda bulunan bir kimyasal yüzünden yaralandığını duydum. Okulda bulunan bu kimyasalın okulun laboratuvar malzemelerinin bulunduğu dolabın devrilmesi sonucu ortaya dökülen kimyasallar olduğunu öğrendiğini" beyan ettiği görülmektedir.
Öte yandan; okulda hırsızlık olayı olduğu yönünde okul idaresinin bir suç duyurusu veya şikayeti olmadığı gibi bu yönde davacılar da dahil hiç kimse hakkında adli soruşturma yapılmadığı, yine okulun bulunduğu mahallede yer yer silahlı çatışmalar meydana gelmekle birlikte Dairemizin 07.11.2017 tarihli ara kararına verilen cevap ve eki belgelere göre olayın meydana geldiği tarihte okulun bulunduğu Hasırlı Mahallesinde sokağa çıkma yasağının bulunmadığı, bu mahallede sokağa çıkma yasağının 11.12.2015 tarihinde ilan edildiği, Dairemizin 09.01.2019 tarihli ara üzerine yaralı çocuğun sevk edildiği Adli Tıp Kurumu 3.Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından yapılan muayenesi sonucu hazırlanan 08.07.2019 tarihli ve 11845 Sayılı rapor ile de teyid edildiği üzere davacı çocuğun vücudunun arka kısmında kimyasal madde tesiriyle yanık meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen bilgiler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; eğitim öğretimi henüz başlamamakla birlikte Eylül ayı olması sebebiyle eğitim-öğretime hazırlık dönemi olduğundan okul idaresinin yakın gözetim ve denetimi altında bulunması gereken okul binasının kimliği belirsiz kişilerce kapılarının kırılarak, içindeki deney laboratuvarına ait kimyasal maddelerin bir kısmının çalındığı ve bir kısmının da yere dökülmüş halde olduğu, bu sırada davacı çocuğun, kız kardeşi ve bir arkadaşı ile birlikte aynı zamanda öğrencisi oldukları söz konusu okul binasına oyun oynamak amacıyla girdikleri ve bu esnada davacı çocuğun arka üstü düşerek yerdeki kimyasal maddeler ile temas ettiği ve bunun tesiri ile vücudunun arka kısmının çeşitli yerlerinde 2.derece yanıklar oluştuğu görülmüş olup, mevcut bilgi ve belgeler ışığında bu şekilde oluştuğu anlaşılan olayın belirtilen gelişimine göre okulun bakım ve gözetimini gereği gibi ve zamanında yapmayarak okul kapısının kırık ve açık vaziyette ve içindeki eşyaların bir kısmının çalınmasına, laboratuvardaki bir kısım kimyasalların yere dökülmüş halde bulunmasına ve bu arada çocukların içeriye girmesine sebebiyet veren okul idaresinin %75 oranında hizmet kusuru bulunduğu; diğer yandan eğitim-öğretimin henüz başlamadığı (okulların açılmadığı) ve çevrede çatışmaların yaşandığı bir dönemde çocuklarının kapısı kırık ve içerisindeki eşyaların çalınıp tahrip edilmiş olduğu okul binasına girip, oyun oynamalarını engelle (ye)meyen davacı anne ve babanın 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 339.maddesinde öngörülen velayetten kaynaklı bakım, gözetim ve eğitim görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri açık olduğundan, tazminat hukuku bakımından ebeveynin de olayda %25 oranında müterafik kusurlu oldukları sonucuna varılmıştır.
Davalı idarelerin mali sorumluluğunun sebebi (hizmet kusuru) müterafik kusur oranları belirlendikten sonra açıklığa kavuşturulması gereken ikinci husus, davacıların uğradıkları maddi zararın tespiti olup, bu amaçla Dairemizin 09.01.2019 tarihli ara üzerine yaralı çocuğun sevk edildiği Adli Tıp Kurumu 3.Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından yapılan muayenesi sonucu hazırlanan 08.07.2019 tarihli ve 11845 Sayılı raporda; çocuğun %5 oranında vücudunda işlev kaybı meydana geldiğinin belirlenmesi sebebiyle davacı çocuğun işgücü (meslekte kazanma gücü) kaybı dolayısıyla uğradığı maddi zararın hesaplanması için Dairemizin 22.01.2020 tarihli ara kararı ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 21.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda; maluliyet oranına ve kusur durumuna göre davacı çocuğun uğradığı zararın 70.755,21 TL olduğu hesap edilmiş, bu rapora istinaden dosyaya sunulan 25.02.2020 tarihli miktarı arttırım dilekçesi ile davacı çocuk için talep edilen tazminat miktarı 70.755,21 TL'ye çıkarılmıştır.
Öte yandan; davacı baba için tedavi giderlerine karşılık 50.000,00 TL maddi tazminat talep edilmişse de; Dairemizin 29.11.2019 tarihli ara kararı ile Sosyal Güvenlik Kurumundan; davacılar tarafından tedavi sürecinde kullanıldığı belirtilen Yanık Bası Giysisinin, SLKN SHEED isimli krem ile Contractubex 100 gr. jelin masrafının SGK tarafından karşılanıp karşılanmadığı, kaç adet veya miktara kadar karşılandığı, bu kapsamda 10.09.2015 tarihinden sonra davacılar adına yanık tedavisi ile ilgili ilaç gideri yapıldığına ilişkin bir masraf veya reçete kaydı olup olmadığı sorulmuş, ara kararına verilen 06.01.2020 tarihli ve 221583 Sayılı cevabi yazıda; davacıların 5018 Sayılı Kanun'un 60/c maddesi kapsamında primi hazine tarafından karşılananlar (yeşilkartlı) kapsamında oluğu ve belirtilen tıbbi ilaç ve malzemenin SGK mevzuatı kapsamında karşılandığı ancak davacıların bu yönde bir başvuru veya taleplerinin olmadığı, Kurum ile sözleşmeli hiçbir eczaneden belirtilen ilaç ve tıbbi malzemenin karşılanmadığının belirtildiği görülmekle birlikte dosyaya sunulan bir adet faturaya itibar edilerek, davacı E. K. adına düzenlenen bu faturada alındığı belirtilen Yanık Bası Giysisi ve Slkn Sheed isimli krem için ödenen 2.540,00 TL'nin, davacıların kusuru nispetinde yapılan tenzil sonucu belirlenen 1.905,00 TL'nin davacı babaya tazminat olarak ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; davalı idarelerin hizmet kusuru bulunan olay nedeniyle davacıların uğramış oldukları toplam (70.755,21 TL + 1.905,00 TL=) 72.660,21 TL maddi zararın, çocuk ve baba için dava dilekçesinde talep edilen (1.000,00-TL + 1.905,00 TL =) 2.905,00 TL'si için idareye başvuru tarihinden, çocuk için miktar arttırım dilekçesi ile arttırılan 69.755,21 TL'si için miktar arttırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmin edilmesi gerekmektedir.
Davacıların manevi tazminat talebine gelince;
Manevi tazminat; malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda duyulan elem ve ızdırabı giderecek bir oranda olması gerekmektedir. İşte bu niteliğinden dolayı sorumluluk hukukunun genel çerçevesinde manevi tazminatın miktarı her bir olay ve birey yönünden yargı yerlerince farklı şekilde değerlendirileceğinden, manevi tazminat miktarının idare organlarınca takdir edilmesini sağlayacak şekilde yasayla belirlenmesi de müessesenin niteliği ile bağdaşmayacağından, yasa koyucunun bunu Kanunda açıkça öngörmesini beklemek de gerçekçi değildir.
Kişilik değerlerinde ortaya çıkan eksilmenin para ile ölçülmesi, başka bir ifadeyle ekonomik bir değer olarak hesaplanması mümkün değildir. Bu nedenle; manevî tazminatın tayin ve hesaplanmasında hâkimin geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Hâkim, ihlâl edilen kişilik değerinin türü, ihlâli oluşturan eylemin niteliği ve olayın oluş şekli, manevî zarar olarak nitelendirilen acı ve üzüntü ile kusurun ağırlığı, özellikle yaşam hakkını sona erdiren ölüm olayında zarar görenle öldürülen kişi arasındaki yakınlık ilişkisi ile ilgililerin toplum içindeki konumu ve statülerini göz önünde tutarak zarar görene maktu bir miktarın ödenmesine karar verecektir. Hesaplanan ve ödenmesine karar verilen manevî tazminat miktarının, zarara neden olan eylemin ağırlığı ile hukuka aykırılığın ve kusurun derecesini karşılar nitelikte bir miktar, davacı bakımından ise zenginleşmeye yol açmayacak bir düzeyde olması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu olayda; yukarıda izah edildiği üzere zarara yol açan olayın meydana gelmesinde davalı idarelerin %75 oranında kusuru bulunduğundan, davacı E. K. 'ın olay nedeniyle vücudunda %5 oranında işlev kaybı meydana gelmesi nedeniyle kendisinin ve anne-babasının duyduğu acı, üzüntü ve manevi sarsıntının kısmen de olsa karşılanması gerektiği açıktır.
Buna göre, zarara yol açan hadisenin oluş şekli, doğurduğu etkiler ve yaralanmanın düzeyi (engellilik oranı) ile davalı idarenin hizmet kusurunun ağırlığı dikkate alınarak çocuk için belirlenen 15.000,00 TL, anne ve babanın her biri için belirlenen 5.000,00 TL olmak üzere toplam 25.000,00 TL manevi tazminata, davacıların %25 müterafik kusur indirimi uygulanmak suretiyle takdir edilen toplam (25.000,00 x 0,75=) 18.750,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebi ile faiz talebinin ise reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
1-)Davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/05/2017 gün ve E:2016/496, K:2017/1052 Sayılı kararın kaldırılmasına,
2-)Davacıların maddi tazminat taleplerinin kısmen kabulüyle 72.660,21 TL maddi tazminatın, (1.000,00-TL + 1.905,00 TL =) 2.905,00 TL'si için idareye başvurunun yapıldığı 22/02/2016 tarihinden itibaren, miktar arttırım dilekçesi ile arttırılan 69.755,21 TL'si için miktar arttırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 03/03/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine,
3-)Davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulüyle 18.750,00 TL manevi tazminatın, idareye başvurunun yapıldığı 22/02/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine,
4-)Fazlaya ilişkin tazminat talebi ile faiz talebinin reddine,
5-)Aşağıda dökümü yapılan 1.655,70.-TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına göre belirlenen 1.242,00 TL'sinin davacılar üzerinde bırakılmasına, adli yardım kararı nedeniyle davacılardan tahsil edilmeyen 1.242,00 TL yargılama giderinin davacılardan; davalı idareler üzerinde bırakılan geri kalan 413,70 TL yargılama giderinin davalı idarelerden tahsili için mahkemesince ilgili ilgili merciye müzekkere yazılmasına,
6-) Kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13. maddeleri uyarınca hükmedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.245,83 TL ve hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 2.812,50 TL olmak üzere toplam 13.058,33.-TL avukatlık ücretinin (tek olmak üzere) davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine,
7-)Aynı Tarife hükümleri uyarınca reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 7.052,35 TL ve reddedilen manevi tazminat nedeniyle belirlenen 2.812,50 TL olmak üzere toplam 9.864,85 TL avukatlık ücretinin (tek ücret olmak üzere) davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine,
8-)Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan ve adli yardım kararı nedeniyle davacılardan tahsil edilmeyip, davalı idareler üzerinde bırakılan nisbi karar harcından ibaret 6.244,23.-TL yargılama giderinin davalı idarelerden tahsili için Mahkemesince ilgili merciye müzekkere yazılmasına,
SONUÇ: 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-b maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihini izleyen (30) gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 31.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)