İSTEMİN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından, davacı adına, POS cihazı kullanılarak tefecilik faaliyetinde bulunduğu ve bu faaliyetten elde ettiği faiz gelirini kayıt ve beyan dışı bıraktığının tespit edildiğinden bahisle düzenlenen 31.08.2016 tarih ve 2016-A-3398/19 sayılı vergi tekniği raporu doğrultusunda tanzim olunan takdir komisyonu kararlarına dayanılarak, 2010 dönemine ilişkin re'sen yapılan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatının ve 2010/I,II,III,IV. dönemlerine ilişkin re'sen yapılan vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergisi tahiyatlarının kaldırılması istemiyle açılan davanın; "davacının cirosunun neredeyse tamamının kredi kartlı satışlara ilişkin olması, banka POS dökümlerinden elde edilen POS cihazından kart çektiren şahıslara ilişkin kimlik bilgileri ile Bs bildiriminde yer alan kişilerin kimlik bilgilerinin tamamen farklı olması, davacının özel matrah şekline tabi ürün (cep telefonu kontörü) satıcısı olmasına rağmen ….., ……, ……… GSM operatörlerinin ana bayii veya bölge bayiinden hiçbir alışının bulunmaması, mal alış ve satış bildiriminde bulunan mükelleflerin neredeyse tamamı hakkında POS tefecilik ve/veya sahte belge düzenleme gibi olumsuz tespitlerin bulunması ile davacının yukarıda yer verilen tespitlere yönelik olarak hukuken geçerli faiz karşılığı borç para vermediğine yönelik herhangi bir kanıt ileri sürememiş olması hususları dikkate alındığında, davacının faiz karşılığında borç para verdiği ve bu faaliyetinden elde ettiği kazancını kayıt ve beyan dışı bıraktığı sonucuna varıldığından, elde edilen gelirden %5 banka ve sigorta muameleleri vergisinin tenzil edilmesi suretiyle bulunan fark matrah üzerinden yapılan bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık görülmediği, davanın gelir geçici vergi asıllarına ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemede ise; 193 sayılı Yasa'nın mükerrer 120/4. maddesinde, mahsup dönemi geçtikten sonra kesinleşen geçici vergi aslının terkin edileceğinin kurala bağlanmış olduğu ve davaya konu tarhiyatların 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 120. maddesi gereği tahakkuk ettirilemeyeceğinin ilgili dönem vergi/ceza ihbarnamelerinde açıkça belirtilmiş olduğu görüldüğünden, bu kısma yönelik olarak davanın esası hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı" gerekçesiyle davanın kısmen reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına karar veren Diyarbakır Vergi Mahkemesi'nin 14/06/2017 tarih ve E:2016/1004, K:2017/422 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, matrah tespitinin soyut ve varsayıma dayalı olarak belirlendiği, POS üzerinden yapılan tüm satışların ikrazatçılık ya da tefecilik olarak değerlendirilemeyeceği, dava konusu tarhiyatların eksik incelemeye dayalı olarak ve kazanç elde edildiği yolunda yeterli ve somut tespit bulunmadan yapıldığı, dava konusu borçların zamanaşımına uğradığı iddia edilerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:
Diyarbakır Vergi Mahkemesi'nin 14/06/2017 tarih ve E:2016/1004, K:2017/422 sayılı kararı usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, istinaf isteminin reddine, aşağıda dökümü yapılan yargılama giderlerinin istinaf isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına, 31,40 TL istinaf karar harcının davalı idarece davacıdan tahsiline, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra Mahkemesince ilgili tarafa resen iadesine, 2577 sayılı Yasa'nın 45.maddesi gereğince kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren otuz (30) gün içerisinde Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 17/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)