İSTEMİN ÖZETİ: Basın mensubu olan davacının mahkeme kararı olmaksızın emniyet görevlilerince hukuka aykırı bir şekilde usulsüz olarak dinlenildiğinden bahisle bu suretle özel yaşam sınırı ile kişilik haklarının ihlal edilmiş olunduğu ileri sürülerek oluşan manevi zararlara karşılık 20.000,00-TL'nın davanın açıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın; olayda, davacının Türkiye'de ünlü tabir edilen gazeteci, yazar, sanatçı ve işadamlarına yönelik olarak yapılan hukuksuz dinlemeler kapsamında gazeteci ve yazar kimliği olan davacının da ... kod adı kullanılarak usulsüz olarak dinlenildiği, bu durumun Hürriyet Gazetesinde yayınlanan haber ile de ortaya konulduğu iddia edilse de, yapılan incelemede Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen yazıda, davacı adına kayıtlı telefon numaraları üzerinde yapılan incelemede söz konusu GSM hatlarının, teknik takibi yapılan hatlardan olmadığı, ... Kod adı altında söz konusu kişi hakkında herhangi bir soruşturma kapsamında iletişim tedbirinin uygulanmadığının belirtildiği, kaldı ki, dinlemenin yapıldığı iddia edilen 2008-2009 yılları arasında, FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kamu görevlileri tarafından, özellikle İl Emniyet Müdürlüklerinin İstihbarat, Mali Şube, Terörle Mücadele, Kaçakçılık ve Organize Suçlar gibi önemli birimlerinde yuvalandıkları ve görevlerini kötüye kullanarak, haksız ve hukuka aykırı olarak ülke menfaatleri aleyhine operasyonlara ve eylemlere giriştikleri aşikar olmakla birlikte, söz konusu olaylardan kaynaklı bir mağduriyet söz konusu ise; devlet kurumları içine sızan bu kişilerin eylemlerinden dolayı asıl mağdurun devlet mekanizmasının kendisi ve milletimiz olduğu, bu kişilerin meydana getirdiği mağduriyetler sebebiyle maddi veya manevi bir zarar talep edilecek ise, bu zararların, asıl mağdur olan millet ve onun vergileri ile giderleri karşılanan kamu kurumlarından ziyade, yukarıda zikredilen Emniyet Şube Müdürlüklerinde 2008-2009 yılları arasında görev yapan ve usulsüz dinleme eylemine karışan kişilerden istenilmesi hukuka ve hakkaniyete uygun olacağı düşünüldüğünden, davalı idarece tazmini gereken bir manevi zararın oluşmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin karar veren İstanbul 12. İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 13/02/2017 günlü ve E:2016/642, K:2017/279 sayılı kararının; davacı tarafından, davacının usulsüz olarak dinlendiğinin sabit olduğu, konuyla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütüldüğü, hukuka aykırı olduğu iddiasıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare Dava Dairesince gereği görüşüldü:
Dava;
Dava; basın mensubu olan davacının mahkeme kararı olmaksızın emniyet görevlilerince hukuka aykırı bir şekilde usulsüz olarak dinlenildiğinden bahisle bu suretle özel yaşam sınırı ile kişilik haklarının ihlal edilmiş olunduğu ileri sürülerek oluşan manevi zararlara karşılık 20.000,00-TL'nın davanın açıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125.maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu hizmetlerin kuruluşunda düzenlenmesinde, işleyişinde ve yürütülüşünde ortaya çıkan her türlü eksiklik, aksaklık, bozukluk, sakatlık olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifadeyle; idare hizmetin kötü işlemesi veya geç işlemesi yahut hiç işlememesi hallerinde hizmet kusuru işlemiş sayılır. Bir yerde hizmetin kalitesine dair vatandaş olmakla bireyin beklentisi olup, bu kalitenin sağlanmamasında hizmet kusuru mevcuttur.
İdare üstlendiği kamu hizmetlerini ve üstlendiği denetim hizmetlerini gereği gibi yerine getirerek, her türlü araç ve imkanı çalışanların ve faaliyetten faydalananların güvenliğini sağlayacak biçimde hizmete hazır ve denetim hizmetini zamanında yapmak zorunda olup, aksi durumda idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak tazmin sorumluluğu söz konusu olur.
İdare Hukuku ilkeleri ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Anayasanın 20. maddesinde, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça, yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstünün, özel kağıtlarının ve eşyasının aranmayacağı ve bunlara el konulamayacağı, 22. maddesinde ise herkesin, haberleşme hürriyetine sahip olduğu, haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu öngörülmüştür.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Özel hayatın ve aile hayatının korunması" başlıklı 8. maddesinde, herkesin özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu, bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesinin, ancak ulusal güvenlik kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği şarta bağlanmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilebileceği, dinlenebileceği ve kayda alınabileceği 138/2. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse, bu delilin muhafaza altına alınacağı ve durumun Cumhuriyet savcılığına derhal bildirileceği öngörülmüştür.
Dava dosyasının incelenmesinden; basın mensubu olan davacının telefonlarının yasadışı olarak dinlenip dinlenmediği hususunun açıklığa kavuşturulması amacıyla yapılan 11/05/2017 ara kararına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen yanıtta davacıya ait ... numaralı cep telefonunun usulsüz olarak polis tarafından mahkeme kararı olmadan dinlendiği anlaşılmaktadır.
Manevi tazminata, hükmedilmesi için idarenin mevzuata ve hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi sonucunda ilgilinin şeref ve haysiyetinin zedelenmesi ya da ağır bir elem ve acı duymasına neden olması halinde hükmedileceği idare hukukunun temel prensiplerindendir.
Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de tam yargı davalarının niteliği gereği olarak da takdir edilen miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda olması gerekmektedir.
Özel hayatın gizliliği hakkı, klasik haklar olan yaşam hakkı, hürriyet hakkı gibi hakların yanısıra gelişen teknoloji ile birlikte kolayca ihlal edilebilen bir hak olup bireyin daha fazla koruma istediği ve devletin de müdahale etmemesi ve ettirmemesi gereken haklardandır. Herkes yaşadığı toplumun onurlu bir bireyidir ve özel hayata müdahale de bireyin şeref ve onuruna yapılan bir müdahaledir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kruslin/Fransa (24.4.1990) kararında, dinlemelerin özel hayata ve haberleşme özgürlüğüne müdahale olduğunu, yapılacak dinlemeleri düzenleyen kuralların açık olmaları gerektiğini, Klass/Almanya (6.9.1978) kararında iletişimin denetlenmesi modelini iç hukuka bırakmış, ancak hangi model seçilirse seçilsin, yeterli garantilerin olması ve suiistimallerin önlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Dava konusu uyuşmazlıkta; davacının cep telefonunun polis tarafından usulsüz olarak mahkeme kararı olmadan dinlenmesi dolayısıyla haberleşme gizliliği ihlal edilen davacıya karşı yapılan eylemde idarenin hizmet kusuru bulunduğu görülmüştür. Bu eylemin idarede görev yapan kamu görevlilerince yapılmış olması idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. İdarenin olay nedeniyle tazminat ödemeye yükümlü kılınması halinde olayda kusuru bulunanlara rücu edilmesinde yasal bir engel bulunmamaktadır.
Olayda, davacıya ait olan telefonun organize suç örgütü üyesi olduğu iddiasıyla beş ay boyunca dinlenerek 3856 görüşme kaydı yapılmak suretiyle haberleşmenin gizliliğinin ihlal edilmesi sebebiyle kişide derin elem ve keder oluşturacağı muhakkaktır.
Bu durumda; usulsüz telefon dinlemesi yaparak haberleşme gizliliğini ihlal eden, bu nedenle hizmet kusuru bulunan idarenin gerçekleştirdiği eylemden dolayı davacının duyduğu derin elem ve keder gözetildiğinde 20.000,00-TL manevi tazminat talebinin kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 12. İdare Mahkemesi Hakimliğinin 13/02/2017 günlü ve E:2016/642, K:2017/279 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 20.000,00-TL manevi tazminatın dava açma tarihi olan 25/04/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiğine, aşağıda dökümü yapılan 125,70-TL yargılama gideri, 140,70-TL istinaf yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen manevi tazminat tutarı yönünden hesaplanan 2.400,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, başlangıç aşamasında yatırılan 341,55-TL nisbi karar harcından 29,20-TL maktu karar harcının mahsubu sonucu kalan 312,35- TL nisbi karar harcının ve artan posta giderinin davacıya iadesine, kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 1.366,20-TL nisbi harcın davalı idareden tahsili için İstanbul 12. İdare Mahkemesince İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılmasına, kararın taraflara tebliğ edilmesi amacıyla dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı İdari yargılama Usulü Kanununun 46.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)