(193 S. K. m. 61) (2577 S. K. m. 45, 46)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı bankanın çalışanları adına, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre davacı banka tarafından kurulan Türkiye .... Bankası A.Ş. Mensupları .... Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfına, çalışan payı yanında ödenen işveren payı üzerinden stopaj yapılmaması gerektiğinden bahisle 2016/01 dönemine ilişkin ihtirazi kayıtla beyan edilerek ödenen gelir vergisi stopajı ve istihkaktan kesilen damga vergisi tahakkuk işlemlerinin iptali ve ödenen tutarların ödeme tarihinden işletilecek faiziyle iadesi istemiyle açılan davanın, "... davacı tarafından, Türkiye .... Bankası A.Ş. Mensupları .... Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı'na vakıf senedi uyarınca ödenen banka katılım payının, banka çalışanlarına hizmet karşılığı sağlanan bir menfaat olduğu ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 61'inci maddesi hükmü kapsamında ücret niteliğini taşıdığının kabulü ile vergi tevkifatına tabi tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, davacı banka tarafından ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine yapılan tahakkuk ve tahsilatta hukuka aykırılık görülmediği..." gerekçesiyle reddi yönünde verilen İstanbul 3. Vergi Mahkemesi'nin 13/03/2017 tarih ve E:2016/899, K:2017/564 sayılı kararının, davacı tarafından, üyelerine sosyal güvenlik sağlamak amacıyla kurulan vakfa, vakıf senedi uyarınca Banka'nın ödemekle yükümlü olduğu tutarların vakıf üyeleri açısından ücret mahiyetinde bir menfaat olmadığı, fayda esaslı sistem kapsamında faaliyette bulunduğu, katılım payının hukuken kime ait olduğu ve hangi kurallara göre nasıl değerlendirildiği hususunda hiçbir araştırma yapılmadan varsayımsal olarak Banka'nın katılım payının doğrudan vakıf üyelerine sağlanan bir menfaat olarak değerlendirildiği, vakfa ödenen tutarların kişi bazında takip edilmediği, bankanın yaptığı ödemelerin vakfın malvarlığına dahil olduğu, vakıf yararlananlarına aylık bağlanırken tahsil edilen prim ve katılım paylarının doğru orantılı olarak dikkate alınmadığı, vakfın amacının çalışanlarına yarar sağlamak olduğu, vakfa yapılan ödemenin yapılan işle ilişkilendirilmediği, hizmet akdi ile bağının olmadığı, ödemenin kaynağının hizmet sözleşmesi değil vakıf senedi olduğu, yapılan ödemenin banka ile vakıf arasındaki bir ilişki olduğu, bankaya yapılan ödemeler üzerinde vakıf üyelerinin tasarruf hakkının bulunmadığı, yani ücretin şartı olan elde etme kriterinin burada gerçekleşmediği, vakıftan ayrılmak isteyen üyelere sadece kendi adına ödenen primlerin geri verildiği, banka tarafından ödenen tutarın iade edilmediği, bankanın vakfeden sıfatıyla vakfa karşı yükümlülüğünü yerine getirmek üzere yapılan ödemelerin ücret olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, dolayasıyla stopaja ve damga vergisine tabi olmadığı, ihtilafla ilgili aynı mahiyetteki bir dava ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuru üzerine verilen bir kararda mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiği ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
CEVAP DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ve davacı istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi'nce; dosyadaki belgeler incelenip istinaf başvurusu hakkında gereği görüşüldü:
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine başvurulabileceği; 2. fıkrasında, istinafın, temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu; 3. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği; 4. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu halde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği; 6. fıkrasında da, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, istinaf istemine konu kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve istinaf başvurusunda ileri sürülen sebepler ile dosyada mevcut bilgi-belgeler kapsamında, ortada, kararın kaldırılmasını gerektiren nitelikte bir neden bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun reddine, aşağıda ayrıntısı gösterilen ve istinaf başvurusu aşamasında yapılan132,80-TL tutarındaki yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, ayrıca 31,40-TL maktu karar harcının davalı idarece davacıdan tahsiline, artan posta avanslarının hükmün kesinleşmesinden sonra Mahkemesince yatıran tarafa iadesine, kararın taraflara tebliğine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 27.12.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)