(3194 S. K. m. 42) (5237 S. K. m. 184)
İSTEMİN KONUSU: Bursa 2. İdare Mahkemesi Hâkimliğinin 06/06/2017 günlü, E:2017/156, K:2017/1047 sayılı kararının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: ..... 2084 ada, 98 parsel sayılı taşınmaz üzerinde ruhsatsız yapı yapıldığından bahisle düzenlenen 21/11/2016 günlü, 20/000883 cilt/sahife numaralı Yapı Tespit ve Tatil Zaptı esas alınarak, yapı sahibi sıfatıyla davacılara 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca 7.545,74-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 23/11/2016 günlü, 1018 sayılı Mudanya Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının özeti: Bursa 2. İdare Mahkemesi Hâkimliğinin 06/06/2017 günlü, E:2017/156, K:2017/1047 sayılı kararı ile; ..... 2084 ada, 98 parsel sayılı taşınmaz üzerinde ruhsatsız olarak yapı yapıldığından bahisle 22.11.2015 tarihli Yapı Tespit ve Tatil Zaptının düzenlendiği, Mudanya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 günlü, E:2015/734, K:2016/268 sayılı kararıyla davacıların imar kirliliğine neden olmak suçunu işledikleri gerekçesiyle ayrı ayrı 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği, dava konusu encümen kararı ile davacılara 7.545,74-TL idari para cezası verilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, hukukun evrensel ilkelerinden olan "Non bis in idem" kuralı doğrultusunda, bir kimse işlemiş olduğu eylemden ötürü ancak bir kez cezalandırılacağından, aynı fiilinden ötürü bir kişinin idari para cezası ile birlikte hapis cezasına mahkum edilmesinin bu ilkeye açık aykırılık oluşturacağı, nitekim, bu haksızlığın önlenmesi amacıyla kanunkoyucu tarafından, 3194 sayılı Kanunun 42/7. maddesinde yer alan hüküm ihdas edilerek, Türk Ceza Kanununun 184. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olmak suçundan mahkum olan bir kimseye, aynı fiili nedeniyle 3194 sayılı Kanunun 42. maddesi uyarınca tahsil olunan idari para cezalarının iadesi imkanı getirilmek suretiyle mükerrer cezalandırmanın önlenmesinin amaçlandığı, bu bağlamda, 3194 sayılı Kanunun 42/7. maddesinde, lafzi yönden, idari para cezalarının, aynı fiil nedeniyle imar kirliliğine neden olmak suçundan mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edileceği belirtilmişse de, anılan hükümle kanun koyucu tarafından ilgililerin işlemiş oldukları fiil nedeniyle haklarında idari yaptırım ve adli yaptırımın birlikte tatbik edilmemesi amaçlandığından, davacılardan bu aşamada idari para cezası tahsil edilmemiş ise de, hapis cezası ile cezalandırılan davacıların aynı fiilleri nedeniyle sonrasında idari yaptırım ile cezalandırılmasının anılan hükmün amacıyla örtüşmeyeceği, bu durumda, davacıların ceza yargılaması sonucunda mahkum edilmesi ve hapis cezasının ertelenmesi karşısında, davacıların mükerrer cezalandırılması sonucunu doğuracak dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, diğer taraftan, davalı idare tarafından mahkumiyet kararının kesinleşmesi halinde para cezasının iade edilebileceği savunulmuşsa da, mevzuatta bu yönde bir düzenleme öngörülmediğinden, davalı idarenin bu yöndeki savunmasının yerinde görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
İSTİNAFA BAŞVURANIN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, ..... 635 ada, 17 parselde ruhsatsız yapı yapıldığının tespit edilerek 21/11/2016 günlü, 20883 sayılı yapı tespit ve tatil zaptının düzenlendiği, III/A yapı sınıf ve grubuna göre 70,00 m2 aykırılıktan etkilenen alan üzerinden artırım nedenleri de dikkate alınarak para cezasının hesaplandığı, 23/11/2016 günlü, 2016/1018 sayılı belediye encümeni kararı ile Mudanya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 günlü, E:2015/734, K:2016/268 sayılı kararına istinaden 16/06/2015 günlü, 2015/375 sayılı kararındaki ..... isminin Y. Y. ile H. A. olarak düzeltildiği, kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu, Mudanya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin sözü edilen dosyasında davacıların yapıyı kendilerinin yaptıklarını kabul ettikleri, Mudanya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 günlü, E:2015/734, K:2016/268 sayılı kararının kesinleşmesi beklenmeden verilen kararın usule ve yasaya aykırı olduğu, davalı idare aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin de usule uygun olmadığı öne sürülerek kararın kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdare Dava Dairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6545 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı (Değişik 6545 S.K./19. md.) 45. maddesinin 5. fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir" hükmüne yer verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinde; “Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında, üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler uygulanır. Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az olmamak üzere, aşağıdaki şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır:” hükmüne yer verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinin 7. fıkrasında ise; “Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.” hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
3194 sayılı Kanunun 42. maddesinin 7. fıkrası hükmüne göre, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapmak fiili nedeniyle hakkında idari para cezası işlemi tesis edilenlerin, aynı fiil kapsamında Türk Ceza Kanununun 184. maddesinde düzenlenen "İmar Kirliliğine Neden Olma" suçu nedeniyle yapılan ceza yargılaması neticesinde mahkum edilmesi halinde, tahsil edilen idari para cezasına ilişkin tutarın kendilerine iade edilebileceği açık olmakla birlikte, bu durumun anılan ceza mahkemesi kararından çok önce tesis edilmiş olan para cezası verilmesine ilişkin işlemi tek başına hukuka aykırı hale getirmeyeceği gibi idari yargı yerinde görülmekte olan davanın konusunu da teşkil etmediği, kişinin kendisinden tahsil edilen para cezasının ceza yargılaması sonucu verilen mahkumiyet kararı nedeniyle iadesi istemiyle idareye başvuru yapıp, başvurunun reddedilmesi halinde buna ilişkin işlemin iptali istemiyle ayrıca dava açabileceği ve varsa tahsil edilen para cezasının iade edilip edilmeyeceğinin de o uyuşmazlıkta değerlendirileceği sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca hesaplanan temel para cezasının ve bu cezaya uygulanan artırım sebeplerinin her biri yönünden ayrı ayrı inceleme yapılarak, buna göre bir karar verilmesi gerekirken; davacıların aynı fiil nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olduğu gerekçesiyle idari para cezasına ilişkin dava konusu encümen kararının iptaline karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer taraftan, ilk derece mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlığa bakan idare mahkemesince para cezasının esası incelenmeden hüküm kurulmuş olması nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun istinaf kanun yoluna ilişkin hükümlerinin ve üç aşamalı yargılama sisteminin gereği olarak, Dairemizce uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmeyip bu konuda bir karar verilmek üzere, dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir.
Karar sonucu: Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2.Bursa 2. İdare Mahkemesi Hâkimliğinin 06/06/2017 günlü, E:2017/156, K:2017/1047 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3.2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca yukarıda belirtilen gerekçe dikkate alınarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın kararı veren Bursa 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4.Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına,
5.2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kararın taraflara tebliği için dosyayla birlikte kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
6.2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca kesin olarak 29/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinin 7. fıkrasında; "Yukarıdaki fıkralar uyarınca tahsil olunan idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde, yedinci fıkra ile, para cezalarının, Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre imar kirliliğine neden olmak suçundan hüküm giyenlere faizsiz olarak iade edilmesi sağlanarak “hapis cezası ve idari para cezasının birlikte verilmemesinin amaçlandığı” belirtilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; 16/06/2015 günlü, 2015/375 sayılı kararı ile .....’ya 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesi uyarınca 7.545,74.-TL idari para cezası verildiği, aynı konu ile ilgili Mudanya 2. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan ceza yargılaması sonucunda, 29/03/2016 günlü, E:2015/734, K:2016/268 sayılı kararla 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184/1. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olmak suçundan davacıların ayrı ayrı 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi üzerine dava konusu 23/11/2016 günlü, 1018 sayılı Mudanya Belediye Encümeni kararı ile 16/06/2015 günlü, 2015/375 sayılı kararındaki ..... isminin davacılar olarak düzeltildiği anlaşılmaktadır.
3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinde; ''Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında, üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler uygulanır. Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az olmamak üzere, aşağıdaki şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır:'' düzenlemesine yer verilmiş olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184/1. maddesinde de “yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ve yaptıran” kişilerin cezalandırılması öngörülmüştür.
Olayda, davacıların imar kirliliğine neden olmak suçuna ilişkin olarak yargılanmalarına ve mahkûmiyetlerine neden olan fiilleri ile para cezasına ilişkin encümen kararına esas teşkil eden fiillerinin aynı olduğu anlaşılmaktadır.
16.3.2016 tarihli ve 6684 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 28.3.2016 tarihli ve 2016/8717 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanarak 1.8.2016 tarihinde yürürlüğe giren 11 No’lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün “Aynı suçtan iki defa yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı” başlıklı 4. maddesi; “1. Hiç kimse; bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez.
2.Yukarıdaki fıkra hükümleri, yeni veya yakın zamanda ortaya çıkarılan delillerin veya önceki muamelelerde davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı durumunda, ilgili devletin ceza yargılaması usulü ve yasasına uygun olarak davanın yeniden açılmasını engellemez.
3. Sözleşmenin 15. maddesi çerçevesinde bu madde ile öngörülen yükümlülüklere aykırı hiçbir tedbir alınamaz” hükmünü taşımaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dördüncü Dairesi’nin Glantz/Finlandiya (Başvuru no. 37394/11) kararında özetle; 7 No’lu Protokolün 4. maddesinde geçen “ceza yargılaması” kavramının, Sözleşmenin sırasıyla 6 ve 7. maddelerinde yer alan “suçlama” ve “ceza” kelimelerine ilişkin genel ilkeler ışığında yorumlanması gerektiğini, AİHM’nin yerleşik içtihadının, “cezai suçlamanın” olup olmadığının belirlenmesinde dikkate alınacak olan genellikle Engel kıstasları olarak bilinen üç kıstası benimsediğini (bk. Engel ve Diğerleri v. Hollanda, 8 Haziran 1976, Seri A no. 22). ilk kıstasın, ulusal hukuk kapsamında suçun yasal anlamda sınıflandırılması; ikincisinin, suçun asıl mahiyeti ve üçüncüsünün ise ilgili kişinin maruz kalması olası cezanın ağırlık derecesi olduğu, ikinci ve üçüncü kıstasların, birbirinin alternatifi olup; birlikte uygulanmasının gerekli olmadığını, ancak, bu durumun, her kıstasın ayrı analizinin cezai suçlamanın var olup olmadığı hakkında net bir sonuç vermesinin mümkün olmadığı durumlarda kıstasların birlikte kullanılması gerektiği yaklaşımını ortadan kaldırmayacağını, Mahkemenin; 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin amacının, “nihai” bir kararla sonuçlandırılmış olan ceza yargılamalarının tekrarlanmasını önlemek olduğunu yinelediğini, mükerrer yargılamanın söz konusu olup olmadığı hakkında; Mahkemenin; 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin, “nihai” karar ile sonlandırılmış olan ceza yargılamalarının tekrarlanmasını engellediğini yinelediğini, 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin sadece iki kez cezalandırılmama hakkıyla sınırlandırılmamış olup; aynı zamanda iki kez soruşturulmaya tabi tutulmama veya yargılanmama hakkını da kapsadığını, eğer durum bu şekilde olmasaydı, “cezalandırılma” sözcüğüne “yargılanma” sözcüğünün eklenmesinin gerekli olmayacağını; çünkü bunun da tekerrürden ibaret olacağını, 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin, bireyin mahkûmiyetle sonuçlanmayan bir davada sadece yargılanmış olduğu durumlarda da uygulanacağını, Mahkemenin; 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin, üç ayrı güvence içermekte olduğunu ve bireyin aynı suç nedeniyle (i) yargılanmaya tabi olmayacağını, (ii) yargılanmayacağını veya (iii) cezalandırılmayacağını öngördüğünü yinelediğini, Mahkemenin; 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin, ikinci dava açıldığı sırada ilk davanın henüz sonuçlanmış ve kesinleşmiş olması halinde, ard arda yapılacak yargılama işlemlerini açık şekilde yasakladığını belirttiğini, paralel yargılamalara ilişkin olarak ise, 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin, eş zamanlı olarak yürütülen davalar için engel teşkil etmediğini, bu durumda, nihai olarak beraat ettiği veya mahkûm edildiği bir suç bakımından başvuranın birçok kez yargılandığının söylenemeyeceğini, iki paralel davanın mevcut olduğu durumlarda, ilk dava kesinleştikten sonra ikinci davaya devam edilmemesinin Sözleşme açısından da sıkıntılı bir durum olmadığını, ancak, ikinci davanın sona ermediği ve görülmeye devam ettiği durumlarda, Mahkemenin ihlal tespit ettiğini, ancak Mahkemenin, önceki içtihadında (bk. R.T. / İsviçre (kk.), no. 31982/96, 30 Mayıs 2000; ve Nilsson / İsveç (kk.), no. 73661/01, 13 Aralık 2005), farklı davalarda aynı konuya ilişkin olarak (alkollüyken araç kullanma) farklı makamlarca farklı yaptırımlar (tecil edilmiş hapis cezası ve ehliyetin alınması) uygulanmış olmasına rağmen, bu yaptırımların arasında esas ve zaman bakımından yeterli ölçüde yakın bir bağlantı olduğunu tespit ettiğini, bu davalarda, Mahkemenin; başvuranların, Sözleşmeye Ek 7 No’lu Protokolün 4. maddesine aykırı şekilde, nihai olarak mahkûm oldukları bir suçtan yargılanmadıklarına veya cezalandırılmadıklarına ve bu nedenle mükerrer yargılama işlemlerinin söz konusu olmadığına hükmettiğini, Mahkemenin, başvuranın farklı iki davada aynı olaydan dolayı iki kez mahkûm edildiği için Sözleşmeye Ek 7 No’lu Protokolün 4. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini belirtmiştir.
Buna göre, davacıların imar kirliliğine neden olmak suçuna ilişkin olarak yargılanmalarına ve mahkûmiyetlerine neden olan fiilleri ile para cezasına ilişkin encümen kararına konu fiillerinin aynı olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda, 7 No’lu Protokolün 4. maddesinde düzenlenen “aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz (ne bis in idem)” ilkesi gereğince, kişinin aynı eylem nedeniyle birden fazla yargılanamayacağı ve cezalandırılamayacağı açık olup, ceza yargılaması sonucunda mahkûm edildiği fiili sebebiyle ayrıca idari para cezası ile cezalandırılmasının 7 No’lu Protokolün 4. maddesine aykırılık teşkil edeceği açık olduğundan, ceza yargılaması sonucunda mahkûm edildikleri fiilleri sebebiyle ayrıca idari para cezası ile cezalandırılmalarında 3194 sayılı Kanunun 42. maddesinin 7. fıkrası uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında isabetsizlik görülmemiştir.
Bu itibarla, davalı idarenin istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, Dairemiz kararına katılmıyorum. (¤¤)