(2709 S. K. m. 2) (2577 S. K. m. 2)
İstemin Özeti: Ankara 12. İdare Mahkemesince verilen 24/11/2016 günlü, E:2016/498, K:2016/4186sayılı kararın; usul ve esas yönlerinden hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesince dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, Ankara İli, Çankaya İlçesi, ...... Mahallesi, 28948/2, 28949/2, 28967/1, 28968/1, 28969/1, 28970/1, 28979/1, 28980/1, 28981/1, 28982/1, 28985/1, 28986/1, 28993/1, 28994/1, 28995/1, 28996/1, 29006/1, 29008/1, 29009/1 ve 29010/1 ada/parsel sayılı taşınmazları kapsayan alanda yapılan 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı değişikliğinin kabulüne ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 29/11/2014 tarihli, 2133 sayılı kararına yapılan itirazın reddine ilişkin anılan Meclisin 13/02/2015 tarihli, 368 sayılı kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, aynı ada ve parsellerde 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği yapılmasına ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 29/11/2014 tarih ve 2133 sayılı kararının iptali istemiyle daha önce TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından Ankara 3. İdare Mahkemesinin 2015/1763 esasına kayıtlı dava nedeniyle yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen rapor ile mahkemesince dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda 29/04/2016 günlü, E:2015/1763, K:2016/1798 sayılı kararla "söz konusu taşınmazlara ilişkin olarak yapılan 1/25000 ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin, kamu yararının ve hizmet gereğinin gerektirdiği yasal, nesnel ve teknik bir zorunluluktan kaynaklanan geçerli bir gerekçeye dayanmadığı, düzenlemenin bütüncül bir yaklaşımdan ve bölgeye kamu yararlı bir katkı veya zorunluluktan ziyade mülkiyete dayalı, bireysel faydayı gözeten parçacı bir planlama yaklaşımıyla ele alındığı, yapı ve nüfus yoğunluğu artışı getirdiği, plan notları ile bilimsel, nesnel ve teknik gerekçeye dayanılmadan emsal arttırıma ve/veya emsal harici kullanımlar getirildiği, dolayısıyla söz konusu değişikliklerin imar mevzuatı, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna varıldığı" gerekçesiyle Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 29/11/2014 tarihli, 2133 sayılı kararının iptal edildiği anlaşıldığından, davacı tarafından bu karara yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin dava konusu 13/02/2015 tarihli, 368 sayılı kararında da hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş; bu karara karşı davalı idare tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İdari davalar, idarenin idare hukuku alanındaki işleyişiyle ilgili davalardır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde idari dava türlerinin; a) iptal davaları, b) tam yargı davaları, c) tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olduğu belirtilmiştir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu hükmü yer almıştır. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da belirtildiği gibi, Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemlerinin hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda eşitliği gözeten, adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasaya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Anayasada, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik hukuk Devleti niteliği vurgulanırken, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı olması amaçlanmıştır. Yargı denetimi, hukuk devletinin "olmazsa olmaz" koşuludur.
Hukuk Devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır. 2577 sayılı Kanunda tanımlanan iptal davaları idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan önemli araçlardandır.
İdare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetimi amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri yargı mercilerince yapılmaktadır. İptal davası açılabilmesi için gerekli ve subjektif ehliyet koşulu olan menfaat ilişkisi; kişisel, meşru ve güncel olması halinde gerçekleşecektir. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. İptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, davacının menfaatlerini ihlal etmesi, bir başka anlatımla işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Bu ilişki, uyuşmazlığın niteliğine göre bazen mülkiyet hakkından, bazen de komşuluk hukukundan doğabilmektedir. Sonuç olarak; idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan "dava açma ehliyeti" iptal davasına konu idari işlemin niteliğine ve dava açanın hukuken korunması gereken menfaatlerine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Dairemizce verilen 16.11.2017 ve 22.03.2018 tarihli ara kararlar ile uyuşmazlığa konu edilen 103.351,00 m² yüzölçümlü 20 adet taşınmazın Ankara İli, Çankaya İlçesi, ...... Mahallesi sınırları içerisinde, ilk kez 2005 yılında onaylanan ...... 3. Etap Toplu Konut Alanı Uygulama İmar Planı kapsamında kaldığı, davacının uyuşmazlık konusu taşınmazların yer aldığı alan veya civarında taşınmazı bulunduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi ya da belge olmadığı, davacının dava dosyası ve MERNİS'e göre kayıtlı güncel adresinin 29.11.2013 tarihinde taşındığı beyan edilen …. olduğu, davacının güncel adresinden önce ….. adresinde ikamet ettiği, davacının uyuşmazlığa konu taşınmazların içerisinde yer aldığı alandan sorumlu belediyenin meclis üyesi olduğu yolunda da bilgi olmadığından bahisle davacıdan Ankara İli, Çankaya İlçesi, ...... Mahallesinde bulunan uyuşmazlığa konu 20 adet taşınmazın kapsayan alanda yapılan imar planı değişikliklerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde ifadesini bulan menfaatini nasıl ve ne şekilde ihlal ettiği sorularak, bu hususun bilgi ve belgelerle birlikte açıklanmasının iki kez istenmesine rağmen cevap verilmediği, dava dilekçesinin davanın, uyuşmazlığa konu edilen alandaki imar planı değişikliklerinin, davacının ikamet adresinden farklı bir mahal ve konumda bulunan imar parsellerindeki yoğunluk artışı getirilmesine rağmen sosyal ve teknik altyapı alanlarının Yönetmelikte öngörülen standartlarına uygun olarak ayrılmaması sonucu ortaya çıkaran işlemlerin hukuka aykırılığı iddiasına dayandırıldığı, umumi hizmetlere ayrılan alanlara yönelik plan değişikliğine ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu saptamalar çerçevesinde, dava konusu plan değişikliklerinin kent ve kent parçasında yaşayanların kullanımına açık ve mülkiyeti topluma ait bir umumi hizmet alanlarının kaybına ilişkin olmadığı, imar parsellerinde yoğunluk artışı öngörülmesine rağmen Yönetmelikte öngörülen standarda uygun olarak sosyal ve teknik altyapı ayrılmadan imar planlarında değişiklik yapılmasına ilişkin olduğu, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konular arasında yer almadığı gibi başka bir mahallede yeterince donatı alanı ayrılmadan yoğunluk artışı öngören dava konusu işlemlerin, davacının yaşadığı ve taşınmazının bulunduğu yerin başka bir mahal ve konuma ilişkin olması karşısında, dava konusu işlemlere karşı kişisel, ciddi ve güncel bir menfaat bağı kurulamadığından dava açma ehliyeti bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf başvurunun kabulü ile Ankara 12. İdare Mahkemesince verilen 24/11/2016 günlü, E:2016/498, K:2016/4186 sayılı kararın KALDIRILMASINA, davanın ehliyet yönünden reddine, aşağıda dökümü yapılan mahkeme aşamasına ait 1.868,30 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf aşamasına ait 166,70 TL yargılama giderlerinin ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 990,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, bilirkişi gider avansından artan kısmın davacıya, fazladan yatırılan 31,40 TL istinaf karar harcının davalı idareye, posta ücreti avansından artan miktarların ise bu kararın kesinleşmesinden taraflara iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 6. fıkrası kapsamında bulunmayan karara karşı tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 13/06/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)