(AİHS. m. 6, 35) (6831 S. K. m. 2) (6384 S. K. m. 1, 2, 6, 7, 9) (4721 S. K. m. 1007)
KARAR
I- İTİRAZIN KONUSU
1- 09 Ocak 2013 tarih ve 6384 sayılı “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun” ile kurulmuş olan İnsan Hakları Tazminat Komisyonu'nca (“Komisyon”) …/Türkiye ismiyle 09.03.2009 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) yapılan 21730/09 no.lu bireysel başvuruya dair olarak verilen ve istemin kısmen kabulü ile başvurana takdiren 15.000-(onbeşbin)TL tazminat ödenmesine, kısmen reddine, kısmen de karar verilmesine yer olmadığına ilişkin 03.10.2017 tarih ve 2017/18M nolu karara karşı yapılan itiraza ilişkindir.
II- BAŞVURU SÜRECİ
2- Başvuran tarafından, 06.07.2017 tarihinde Komisyona verilen dilekçe ile, AİHM'de bulunan bireysel başvurusunun, 6384 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılması suretiyle tazminat talebinde bulunulmuştur.
3-Komisyon tarafından yapılan inceleme sonucu, başvurunun mülkiyet hakkı ihlali iddiasına ilişkin kısmının "iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması" gerekçesi ile reddine, "makul sürede yargılanma hakkı" ihlali iddiasına ilişkin kısmının ise kabulü ile başvurana takdiren 15.000-(onbeşbin)TL tazminat ödenmesine, başvuruda yer alan diğer ihlal iddiaları yönünden ise, AİHM tarafından, …../Türkiye kararı ile kabul edilemezlik kararı verildiğinden, “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.
4-Başvuran vekili tarafından, Ankara Bölge İdare Mahkemesine hitaben verilen 20.11.2017 tarihli dilekçe ile Komisyon kararına itiraz edilmiştir.
5-İtiraz dilekçesi ve eklerinin yapılan ön incelenmesinde, usul hükümlerine aykırı bir hususun bulunmadığı tespit edildikten sonra, dosyanın esasının incelenmesine geçilmiştir.
III- OLAY VE OLGULAR
6-İtiraza konu olay ve olgular özetle şöyledir:
7-Başvuranın paylı mülkiyetine sahip bulunduğu Antalya İli, Merkez İlçesi, ….. mevki, 229 parselde (yenisi …. İlçesi 13322 ada 1 parsel) kayıtlı bulunan, Mayıs 1325 tarih 71 ila 81 ve gittisi Nisan 1330 130 ila 141 nolu tapu kayıtlarına dayanan başvuruya konu taşınmaz hakkında, Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan ve Hazinenin taraf olduğu izale-i şuyu davasında, Mahkemenin 11.01.1940 tarihli 1 Esas 15 sayılı Kararıyla, taşınmazın bir kısmının satışı suretiyle ortaklığının giderilmesine karar verilmiştir.
8- Bu karar üzerine taşınmaz, Antalya Satış Memurluğunun 1944/2 sayılı satış dosyasında, açık arttırma suretiyle K.K. ve H.Ü. adlı kişilere eşit pay ile satılmış ve 13.04.1944 tarihinde adlarına 118 nolu tapu kaydı oluşmuştur.
9-13.04.1944 tarih ve 118 numaralı tapu kaydı çeşitli tarihlerde ifraz ve revizyon gördükten sonra, 30.07.1968 tarih 8 ila 120 numaralı (113 parça) tapu kayıtlarına revizyon görmüş ve satışlar ile kayıtlar el değiştirmiştir.
10-1964 yılında yapılan tapulama/kadastro çalışmaları sırasında başvuru konusu taşınmaz, 09.08.1946 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde bulunduğundan tespit dışı bırakılmıştır.
11- 1975 yılında Orman Kadastro Komisyonunca, 1946 yılında yapılan orman tahdidinin araziye aplikasyonu ve 2/B çalışmaları sırasında 229 sayılı parsel, 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman tahdit sınırları dışına çıkartılmıştır.
12-1980 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında da, başvuruya konu 229 sayılı parsel makilik niteliği ile Hazine adına tespit görmüş ve yapılan itirazlar Tapulama Komisyonu tarafından 02.06.1981 tarihinde reddedilmiştir.
13- ….. Köyü 229 nolu parseli oluşturan taşınmaz ile ilgili mülkiyet iddiasında bulunan ve itirazları reddedilen başvuranın da arasında bulunduğu çok sayıda kişi, 06.12.1982 tarihinde dava açmış, Yargıtay ilgili daireleri tarafından ve son olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından 27/06/2001 ve 20/12/2002 tarihli ilâmlar ile verilen bozma kararına uyan Antalya Kadastro Mahkemesi 24.05.2005 tarih 2004/1 Esas 2005/5 sayılı kararıyla, davacıların dayandığı Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtların paylı olması nedeniyle Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.01.1940 tarihli kararıyla izale-i şüyu davasında tapu kayıtlarının kapsadığı alanın 22.201.202 m² olduğunun belirlendiği, dayanak tapu kayıtlarının miktarının ise çok düşük olduğu ve kök tapu kayıtlarının değişebilir sınırlı bulunduğu, ayrıca, miktarın artırılması talebi ve miktarın düzeltilerek tapuya tesciline ilişkin karar bulunmadığı belirtilerek 13.04.1944 tarihli tescilin yolsuz olduğu, bu nedenle dayanılan tapu kayıtlarının ihdas tarihindeki miktarları olan 1.838.000 m² nin esas alınması gerektiği hâlde, tapu maliklerine 3.931.926 m² yer verildiği, davacılara verilen yer ile dayanak tapunun yüzölçümü arasında fark olduğu, tapunun revizyon gördüğü parsellerin sınırlarının değişebilir nitelikte bulunduğu ve 1975 yılında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış arazinin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, dava konusu 229 parselin ifraz sonucu kalan kısmının tespit gibi Hazine adına tesciline karar verilmiştir.
14- Bu karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 30.11.2006 tarih 2006/2115 Esas 2006/3955 sayılı ilâmıyla onanmış, bu onama ilâmına karşı tashih-i karar isteminde bulunulması üzerine aynı Dairenin 01.07.2008 tarih 2007/3956 Esas 2008/2954 sayılı ilâmıyla karar düzeltme isteminin reddine karar verilerek 01.07.2008 tarihinde kesinleşmiş, başvuran açısından söz konusu yargılama 01.07.2008 tarihinde son bulmuştur.
15-Başvuran, 09.03.2009 tarihinde, AİHM önünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ("AİHS") 6. maddesine dayanarak adil yargılanma hakkının ve Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesi çerçevesinde, taşınmazının ormanlık alanda olduğu gerekçesiyle tapularının iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle şikâyetçi olmuştur.
16-AİHM, 21719/09 nolu başvuru hakkında, YİĞİT/Türkiye kararında, Sözleşmenin (AİHS) 6. maddesi kapsamında yargılama sürecinin uzun sürmesi ve Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi çerçevesinde orman olduğu gerekçesiyle veya 6831 sayılı Kanunun 2B maddesinin uygulanması nedeniyle kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu taşınmazın tapuda ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarıyla yapılan şikayetler hususunda, başvuranın 6384 sayılı Kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiğinden başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna, diğer şikâyetlerle ilgili olarak ise dosyadaki delillerin bütününü göz önüne alarak ve ileri sürülen iddiaları değerlendirmeye yetkili olduğu ölçüde, Sözleşme'nin 34. ve 35. maddelerinde ortaya konan kabul edilebilirlik koşullarının yerine getirilmemiş olduğuna karar vermiştir.
17-Başvuran son olarak, Komisyona sunduğu dilekçesi ile AİHM başvuru formundaki iddialarını tekrarlayarak 6384 sayılı Kanun uyarınca tazminat talebinde bulunmuştur.
IV- İLGİLİ HUKUK
18-6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un ilgili maddeleri şu şekildedir;
Madde 1- “(1) Bu Kanunun amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesidir."
Madde 2- (1) Bu Kanun;
a) Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı,
b) Mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği,
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları kapsar.
(2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir
.........."
Madde 6- "(1) Komisyon;
a) Müracaat konusu başvurunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu dışındaki diğer kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığını,
........
ç) Müracaatın 2 nci madde kapsamına girmediğini,
tespit ederse müracaatı reddeder."
Madde 7-
"....
(2) Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda gerekçeli olarak karar verir.
(3) Komisyon kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. ... Bu itiraz öncelikli işlerden sayılarak üç ay içinde karara bağlanır. Mahkeme tarafından Komisyon kararı yerinde görülmezse işin esası hakkında karar verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
......
"Madde 9- (1) Bu Kanun, 23/9/2012 tarihi (10.2.2014 tarih ve 2014/5917 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla bu tarih 23/03/2013 olarak değiştirilmiştir) itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş başvurular hakkında uygulanır.
6384 sayılı Kanunun 2.maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan 09.03.2016 tarih ve 29648 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2016/8509 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 4.maddesiyle, Komisyonun görev alanına dahil edilen ihlal alanları şöyle sıralanmıştır:
a) Orman olduğu gerekçesiyle veya 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması nedenlerine bağlı olarak tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu tapulu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular,
............
V- İNCELEME VE GEREKÇE
19- Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesince, 634 sayılı Kanunda duruşma yapılmasına dair bir düzenleme bulunmadığından, başvuran vekilinin, itiraz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması yönündeki talebi yerinde görülmeyerek, 27.12.2017 tarihinde yapılan toplantıda, itiraz dosyası incelenip gereği görüşüldü:
A- Komisyon kararının özeti
20- Komisyonca; AİHM'in hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No'lu Protokolün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirdiği, AİHM'in bu kararlarında çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna vardığı (KÖKTEPE / Türkiye 35785/03, N.A. ve diğerleri / Türkiye 37451/97),tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine göre Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, Devletin buradaki sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, kusursuz sorumluluğun, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayandığı, sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet'in, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlü olduğu(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009 tarih ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararı), bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinde, Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilecekleri, (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/12/2012 tarih ve E.2012/7876, K.2012/14598 sayılı kararı), ilgili mevzuat ve Yargıtay içtihatları göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun, tapuda adına kayıtlı taşınmazların kendisi tarafından kullanılmasına veya tasarrufuna engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydının iptali hâlinde, ya da orman şerhinin iptali istemiyle açılan davanın aleyhe sonuçlanması üzerine söz konusu işlemin yapılması veya davanın kesinleşmesi tarihinden itibaren 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesi gereğince 10 yıl içerisinde Hazine aleyhine adli yargıda tazminat davası açabileceği, Yargıtay içtihatlarında tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak belirleneceğinin kabul edildiği, (Anayasa Mahkemesi B. No: 2012/1315, 16/04/2013, § 31), başvuranın paylı mülkiyetle (müşterek) malik olduğu taşınmazının, orman kadastro çalışmaları sonrasında orman sınırları içinde olduğuna ilişkin kadastro tespitine yönelik olarak açtığı itiraz davasının reddi sonrasında, tazminat talebiyle dava açtığına dair dosyada her hangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, başvuruya konu iş bu dosyadaki bilgi ve belgeler ışığında: orman tespitine itiraz davasının kesinleştiği tarih itibariyle, başvuranın paylı mülkiyetle sahip olduğu tapulu arazisinin orman arazisi olarak ayrılması nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca, 01.07.2008 tarihinden itibaren 10 (on) yıl içinde sadece tazminat talep edebileceği anlaşıldığından, "iç hukuk yollarının tüketilmemesi" nedeniyle başvuranın başvurusunun mülkiyet hakkı ihlaline ilişkin kısmının reddedildiği, yargılama süresinin uzunluğu açısından ise (Ümmühan Kaplan/Türkiye, no.24240/07, 20 Mart 2012, § 42,) başvuran tarafından 06/12/1982 tarihinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının 01/07/2008 tarihinde kesin olarak sonuçlandığını, başvuruya konu hukuk yargılamasının bireysel başvuru hakkının Türkiye tarafından kabul edildiği 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren başvuran yönünden iki dereceli olarak 21 yıl 5 ay 4 gün sürdüğü, Antalya Kadastro Mahkemesi 24/05/2005 tarih 2004/1 Esas 2005/5 sayılı dosyasında, 392 adet davacı ve müdahil davacı bulunduğu, dava konusu yerin 23 milyon metrekare den büyük bir alanı kapsadığı ve AİHM’in makul sürede yargılanma hakkına ilişkin yerleşik içtihatları, olayın kendine özgü koşulları, yargılamanın uzamasında başvurana yüklenilebilecek herhangi bir kasıt veya kusurun bulunmaması, davanın başvuran açısından taşıdığı önem birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu yargılama süresinin uzun olduğu, somut olayda başvuranın “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiği sonucuna varılarak başvurana takdiren 15.000-(onbeşbin)TL tazminat ödenmesine, başvuruda yer alan diğer ihlal iddiaları yönünden ise, AİHM tarafından,...../Türkiye kararı ile kabul edilemezlik kararı verildiğinden, “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.
B-İtiraz edenin (Başvuranın) iddiaları
21-İtiraz eden (başvuran) tarafından; Komisyonun 6384 sayılı Kanun uyarınca mülkiyet hakkının ihlali iddiasını incelemekle görevli olduğu, bu konuda etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığı, ayrıca yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle Komisyonca hükmedilen tazminat miktarının çok az olduğu, adil yargılanma haklarının da ihlal edilmiş olmasına karşın Komisyonca bu konuda karar verilmediği, manevi tazminata ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti ödenmesine de karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek, duruşma yapılmasına, Komisyon kararının kaldırılmasına ve uğradıkları zararın tazminine karar verilmesi istenilmektedir.
C-Değerlendirme
Mülkiyet hakkı yönünden;
22- 4721 sayılı Medeni Kanun'un 1007. madde hükmü ve Yargıtay içtihatlarına göre ilgililerin; tapuda adına kayıtlı taşınmazların kendileri tarafından kullanılmasına veya tasarruflarına engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydının iptali hâlinde, ya da orman şerhinin iptali istemiyle açılan davanın aleyhlerine sonuçlanması üzerine, söz konusu işlemin yapılması veya davanın kesinleşmesi tarihinden itibaren 10 yıl içerisinde Hazine aleyhine adli yargıda tazminat davası açabilmeleri mümkündür. Yargıtay içtihatlarında tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak belirleneceği kabul edilmektedir.
23-AİHM, Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ancak iç hukuk yollarını tükettikten sonra kendisine başvurulabileceğini karara bağlamış, bu bağlamda AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca her başvuranın ulusal mahkemeler aracılığıyla taraf devletlere aleyhlerinde öne sürülen ihlalleri telafi etme ya da bu ihlallerden kaçınma imkanını sunması gerektiğini vurgulamaktadır(CARDOT/Fransa, no: 11069/84 19 Mart 1991, § 36).
24- AİHM tarafından, tazminat ödenmeksizin taşınmazı elinden alınan ve bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülen bir başvurucu hakkında verilen 15/05/2012 tarih ve 42936/07 numaralı ALTUNAY/Türkiye kararında; Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafı gereği başvuranın, tapu iptali nedeniyle uğradığı zararın Yargıtay'ın ilgili yeni içtihadına uygun olarak ve Medeni Kanunun 1007. maddesi çerçevesinde kararın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde yetkili ulusal yargı organlarına başvurmak zorunda oldukları kanısına varılmış, diğer taraftan, AİHM somut olayda, bu iç hukuk yolunun başvuran tarafından kullanılmamasını haklı gösterir nitelikte herhangi bir istisnai koşulun bulunmadığını da tespit etmiş ve iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir.
25- Buna göre, Komisyonca, mülkiyet hakkı ihlali yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca açılacak olan tazminat davasının, başvuran açısından daha güvenceli ve etkili olduğu, yargılama sonucunda bir hükmün verilmesi ve bu hükme karşı kanun yollarına başvurulması imkânının bulunduğu ve bu davanın yerel mahkemelerce incelenmesinin beklenilmesinin, AİHM'in ikincil nitelikteki rolüne uygun olacağı sonucuna varılarak, AİHS'nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca "iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması" gerekçesiyle, başvuranın mülkiyet hakkının ihlaline yönelik talebinin reddedilmiş olmasında, AİHM içtihatları ile usul ve yasa hükümlerine aykırılık görülmemiştir.
Makul sürede yargılanma hakkı yönünden;
26- AİHS'in 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki “makul sürede yargılanma” hakkının amacı, AİHM tarafından şöyle açıklanmaktadır. “Bütün hak arayanlar için geçerli olan bu hükmün amacı, bu kişileri yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı korumak; özellikle ceza davalarında, suçlanan kişinin, uzun süre davasının nasıl sonuçlanacağı endişesi ile yaşamasını önlemektir”.(Stogmüller v.Austria, Appl. No. 1602/62, 10.11.1969, § .5.)
27- Buna göre, yargılamalarının makul sürede sonuçlandırılmadığının tespiti halinde ödenmesine karar verilecek olan tazminat; ilgililerin bu nedenle yaşadıkları endişenin kişiliklerinde yarattığı manevi zararın kısmen de olsa giderimine yönelik bulunduğundan, mahiyeti itibarıyla “manevi” tazminat niteliğindedir ve bu nedenle takdiren belirlenmesi kaçınılmazdır.
28- Bu itibarla, Komisyon tarafından, başvuranın yargılamasının çok uzun sürdüğü, dolayısıyla makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti üzerine ödenmesine karar verilen tazminat miktarının, şikayete konu edilen yargılamanın uzunluğu göz önünde bulundurulmak suretiyle, makul sürenin aşımıyla orantılı olarak belirlendiği ve bu nedenle hakkaniyete ve AİHM içtihatlarına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
29- Başvuranın diğer ihlal iddiaları AİHM tarafından değişik nedenlerle kabul edilemez bulunduğundan, Komisyonca bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
30- 6384 sayılı Kanun'da; bu Kanun kapsamında Komisyona yapılan başvurularda vekil ile temsil olunması halinde, başvuran lehine vekalet ücreti hesaplanacağı ve varsa yapılmış olan masrafların ödenmesine karar verileceği yolunda bir kuralın bulunmaması karşısında, Komisyonca başvuran lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinde usul ve yasa hükümlerine aykırılık görülmemiştir.
31-Belirtilen nedenle, itirazın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
VI- KARAR
Açıklanan nedenle, İTİRAZIN REDDİNE, 27.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)