(2709 S. K. m. 2, 35, 125) (2577 S. K. m. 2, 15, 28, 45, 49)
İSTEMİN ÖZETİ: Ecrimisil alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrini ihtirazi kayıtla ödeyen ve ödeme emrine karşı dava açan davacı tarafından, anılan ödeme emrinin yargı kararıyla iptali sonrası davalı idareye ödenen 18.001,34 TL'nin ödeme tarihi olan 22.06.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari avans faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle yapılan 25.02.2016 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, 2577 sayılı Kanunun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine ilişkin İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliği'nce verilen 04/05/2017 tarih ve E:2016/922, K:2017/1089sayılı kararın, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare Dava Dairesince dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; ecrimisil alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrini ihtirazi kayıtla ödeyen ve ödeme emrine karşı dava açan davacı tarafından, anılan ödeme emrinin yargı kararıyla iptali sonrası davalı idareye ödenen 18.001,34 TL'nin ödeme tarihi olan 22.06.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari avans faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle yapılan 25.02.2016 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliğince; bakılan uyuşmazlıkta klasik anlamda bir hizmet kusurundan bahsedilemeyeceği; zira bir hizmet kusurundan bahsedilebilmesi için herşeyden önce ortada ya bir "idari işlem" veya bir "idari eylem" olması gerektiği, hizmet kusurunun en temel ve ilk şartının bu olduğu, öte yandan, İYUK'nun 28. maddesinden kaynaklı bir hizmet kusurunun olması için de, öncelikle ve evleviyetle, İdarenin, bir Mahkeme kararını hiç uygulamaması veya gereği gibi (eksik) uygulamamasının söz konusu olması gerektiği, oysa uyuşmazlıkta ne bir "idari işlem" ne de bir "idari eylem" söz konusu olmadığı gibi, idarenin, Mahkeme kararından sonra davacıdan tahsil ettiği asıl alacak ve yasal faizini iade ettiği, buna göre asıl alacak ve yasal faiz dışında davacıya "ticari avans faizinin" ödenip ödenmeyeceğine adli yargı yerlerinin karar vermesi gerektiği, kaldı ki, davacının adli yargıda açmış olduğu icra takibinden sonraki aşama olan "itirazın iptali" davasını sürdürüp, bu davadaki taleplerini yetkili ve görevli adli yargı mercileri önünde ileri sürmesi gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönüyle reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından anılan İdare Mahkemesi kararının istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, bir Hukuk Devleti olduğu; 35. maddesinde, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu; bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği; 125. maddesinde, İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde de, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türlerinden olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından alınan II. grup işletme ruhsatı ile madencilik faaliyetinde bulunan davacı şirket adına 01.09.2007-04.09.2008 dönemi için 13.001,58 TL ecrimisil ödenmesine yönelik ödeme emri düzenlendiği, söz konusu alacağın 22.06.2010 tarihinde faiziyle birlikte 18.001,34 TL olarak davacı tarafından davalı idareye ödendiği ve aynı zamanda ödeme emrinin iptali istemiyle İstanbul 10. İdare Mahkemesinde dava açıldığı, anılan Mahkemenin 29/04/2010 tarih ve E:2009/1091, K:2010/561 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, bu karara yapılan temyiz başvurusu neticesinde Danıştay 10. Dairesinin 17.12.2014 tarih ve E:2010/12753, K:2014/7900 sayılı kararıyla idare mahkemesi kararının bozulduğu ve idarenin karar düzeltme talebinin de Danıştay 17. Dairesinin 25.11.2015 tarih ve E:2015/11313, K:2015/5270 sayılı kararıyla reddedildiği, İstanbul 10. İdare Mahkemesince bozma kararına uyularak 27.01.2016 tarih ve E:2016/94, K:2016/119 sayılı kararla dava konusu ödeme emrinin iptaline karar verildiği, bunun üzerine davacı tarafından davalı idareye 25.02.2016 tarihinde başvurularak, yargı kararıyla iptal edilen ödeme emri nedeniyle ödenen 18.001,34 TL'nin ödeme tarihi olan 22.06.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari avans faiziyle birlikte ödenmesinin talep edildiği ancak davalı idarece bu talebin zımnen reddedildiği ve bakılmakta olan davanın açıldığı, öte yandan İstanbul 3. İcra Dairesinin E:2016/9100 sayılı dosyası üzerinden davacı tarafından icra takibine gidildiği karşı tarafın itirazı üzerine takibin durduğu, 31.03.2016 tarihinde de davacının ödemiş olduğu 18.001,34 TL'nin davalı idarece davacıya ödendiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, yargı kararıyla iptal edilen ödeme emri nedeniyle 22.06.2010 tarihinde ödenen tutara faiz işletilip işletilmeyeceğinden kaynaklanmaktadır.
"İdari Rejimi" kabul eden hukuk sistemlerinde, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden dolayı idare edilenlerin uğrayacakları her türlü zararın tazmini, "İdarenin Sorumluluğu" ile ilgili kurallarla sağlanır. Esasen; İdari Yargının varlık nedenlerinden biri de budur. Kuruluş, görev ve yetkileri bakımından bir kamu idaresi olan vergi idarelerinin de, hukuka aykırı işlemleri nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmesi yukarıda açıklanan Anayasa kuralının ve Hukuk Devleti ilkesinin gereğidir. Hukuka aykırı işlem nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini amacıyla talep edilen faiz, kişinin nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeniyle, zarara uğramamak amacıyla karşı taraftan istemeye hakkı olduğu karşılık olup, hukuk devletinde, bir zararın faiz adı altında ödenecek tutarla karşılanabilmesi için, açık yasa hükmü aranması düşünülemez. Aksine anlayış; Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmü ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun yukarıda belirtilen 2. maddesinde tanımlanan "tam yargı davasının varlığı ile bağdaştırılamaz.
Bu kapsamda, davacı adına 01.09.2007-04.09.2008 dönemi ecrimisil alacağına yönelik olarak tahakkuk ettirilen ödeme emrinin İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 27.01.2016 tarih ve E:2016/94, K:2016/119 sayılı kararıyla hukuka aykırı bulunarak iptali edilmesi nedeniyle 18.001,34 TL'den mahrum kalınan süre içinde uğranılan kayıplar ve kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazanç nedeniyle mülkiyet hakkı kapsamında açılan iş bu davanın esasının incelenerek ulaşılacak kanaate göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın adli yargının görev alanına girdiğinden bahisle görev yönünden reddine ilişkin İdare Mahkemesi Hakimliği kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, iş bu davanın temelini teşkil eden 01.09.2007-04.09.2008 dönemi için 13.001,58 TL ecrimisil ödenmesine yönelik ödeme emrinden kaynaklı olarak, 9.352,32 TL faiz, 170,27 TL icra masrafı ve icra dosyasında tahakkuk eden 3.282,43 TL vekalet ücretinin ödenmesine karar verilmesi istemiyle de dava açıldığı, bahsi geçen bu davada İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliğince verilen 04.05.2017 tarih ve E:2016/921, K:2017/1085 sayılı kararın Dairemizin 27.12.2017 tarih ve E:2017/3037, K:2017/3290 sayılı kararıyla bozulduğu ve Mahkemesine iade edildiği görülmekte olup, iş bu dava ile yukarıda bahsi geçen davanın aynı işlemden kaynaklı olması nedeniyle belirtilen iki davanın birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacı istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 8. İdare Mahkemesi Hakimliği'nce verilen 04/05/2017 tarih ve E:2016/922, K:2017/1089 sayılı kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınıp yeniden yargılama yapılması amacıyla dosyanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca mahkemesine gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, kararın mahkemece taraflara tebliğine, temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak, 27/12/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)