(2709 S. K. m. 2, 125) (2577 S. K. m. 12, 28, 45, 46, 49)
İSTEMİN ÖZETİ: Özbekistan uyruklu davacının, hakkında uygulanan sınır dışı etme ve idari gözetim kararı nedeniyle hürriyetinden mahrum kaldığı ve fuhuş yaptığı damgasıyla yaşamak zorunda bırakıldığından bahisle uğramış olduğu iddia edilen 70.000,00 TL manevi zararın 14.02.2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada; davalı idarece dosyaya sunulan işlemine dayanak alınan bilgi ve belgeler incelenerek, sınır dışı etme işleminin iptali yolundaki kararın gerekçesi ile dosyada yer alan idare yönünden haklı şüpheye neden olabileceği değerlendirilen hususlar dikkate alındığında, kusur sorumluluğu için gerekli olan kusur, manevi zarar, ağır hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağı şartlarının somut olayda bir arada bulunmadığı, dolayısıyla tazminat ödenebilmesi için aranan şartların uyuşmazlıkta tahakkuk etmediği gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen Balıkesir İdare Mahkemesi’nin 27/10/2016 tarih, E:2015/2047, K:2016/1466 sayılı kararının; davacının yargı kararı ile iptal edilen işlem nedeniyle 62 gün süre ile özgürlüğünden yoksun kaldığı, bu süreçte haklılığını kanıtlamak için yargısal başvuru yollarını kullanmak zorunda kaldığı, fuhuş yaptığı şüphesiyle yaşamak zorunda kaldığı, zorunlu olarak tutulduğu yerlerde olumsuz koşullarda yaşadığı, manevi zararlarının tazminini gerektirir hukuksal nedenlerin bulunduğu, aksi yöndeki kararda hukuksal isabet olmadığı ileri sürülerek kaldırılması, manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “istinaf” başlıklı 45. maddesinde, "... İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir...
Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu halde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir...
Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir..." kuralına yer verilmiş; "temyiz" başlıklı 46. maddesinde. Bölge idare mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştayda temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" bozma nedenleri olarak sayılmıştır.
Dava, davacının sınırdışı edilmesine ilişkin işlemin iptali üzerine anılan işlemden kaynaklanan 70.000,00 TL manevi zararının 14.02.2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi yada manevi zararlarının karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdari eylem ise, idarenin işlevi sırasındaki, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyetlerini (fizik alanında görülen iş, hareket, tutum ve çalışmalar) veya hareketsiz kalmasını anlatır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın; idari eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, kural olarak hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarım uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.
Bu kapsamda; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Bu çerçevede, idarelerin işlemlerinden kaynaklanan maddi zararların tazmini bakımından işlemlerin hukuka aykırı olarak tesis edilmeleri, bu işlemlerden kaynaklanan gerçek zararlardan hukuksal olarak sorumluluk bakımından yeterli olmakla birlikte; yerleşik yargısal içtihatlarla işlemlerin neden olduğu manevi zararlardan idarelerin hukuksal olarak sorumlu tutulabilmeleri için salt işlemlerin hukuka aykırı olmaları yeterli görülmemiş; hukuka aykırılıkların neden olduğu hizmet kusurunun ağırlığı da gözönünde bulundurulmuştur.
Bu çerçevede, öncelikle davacının zararı ile ilişkilendirilen kamu hizmetinin hukuksal kapsamının belirlenmesi, sonrasında uyuşmazlığın maddi çerçevesi gözönünde bulundurularak tazminat istemine konu zararın tazmini gerektirir idare hukukuna özgü hukuksal sorumluluk nedenlerinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.
Anayasamızın "temel haklar ve ödevler" başlıklı İkinci Kısmının "kişinin hakları ve ödevleri" başlıklı İkinci Bölümünde yer alan "kişi hürriyeti ve güvenliği" başlıklı 19. maddesinde, "Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz...
Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir." kuralına yer verilmiştir.
Anayasal düzeyde sayma yoluyla ve sınırlı olarak, bir kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenleri sayılmış; anayasal düzeyde belirlenen esaslara aykırılıklardan kaynaklanan zararların ise genel hukuk ilklerine göre devlet tarafından ödeneceği açıkça kurala bağlanmıştır.
Yine Anayasamızın "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 136. maddesinde, "...Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."; anılan kurala koşut bir biçimde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "kararların sonuçları" başlıklı 28. maddesinde, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur..." kuralına yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Özbekistan uyruklu olduğu, yasal yollarla 28.01.2015 tarihinde ülkemize giriş yaptığı, Balıkesir İli Marmara İlçesinde jandarma görevlileri tarafından yapılan uygulama sonucunda 14.02.2015 tarihinde bir başka kişiye ait evde davacı dışında iki yabancı uyruklu kadının fuhuş yapmak üzere bulunması nedeniyle davacının da gözaltına alındığı, bu olay üzerine davalı valiliğin 17.02.2015 tarih, 254 sayılı kararı ile davacı hakkında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 54/1-ç, d fıkraları uyarınca sınırdışı edilmesi kararı alındığı, aynı işlemle anılan Yasanın 57/2. fıkrası uyarınca hakkında alınmış sınırdışı etme kararı nedeniyle "idari gözetim altına" alınması kararı verildiği, işlemin davacıya aynı gün tebliğ edildiği, davacının avukatı aracılığıyla "idari gözetim kararına" yaptığı itirazın Balıkesir Sulh Ceza Hakimliğinin 24.02.2015 tarihli bir örneği dava dosyasında bulunan kararı ile reddedildiği, sınırdışı edilmesi kararına ilişkin olarak Balıkesir İdare Mahkemesinde 02.03.2015 tarihli dilekçesi ile itiraz başvurusunda bulunulduğu, davacının 11.03.2015 tarihinde İzmir Geri Gönderme Merkezine teslim edildiği, Balıkesir İdare Mahkemesinin 02.04.2015 tarihli kararı ile davacının sınırdışı edilmesi işleminin yürütmesinin durdurulduğu, bu kararın davalıya 09.04.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalının bu karara itiraz başvurusunun Bursa Bölge İdare Mahkemesinin 30.04.2015 tarihli kararıyla reddedildiği, davacının idari gözetim kararına İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinde yaptığı itirazın 15.04.2015 tarihli kararla kabulü üzerine davacının geri gönderme merkezinden 16.04.2015 tarihinde saat 17:00'de serbest bırakıldığı, Balıkesir İdare Mahkemesinin 11.09.2015 tarihli bir örneği dava dosyasında bulunan kararı ile davacının sınırdışı edilmesi kararının "iptal" edildiği, anılan kararın 6458 sayılı Yasanın 53/3. maddesi uyarınca kesin olarak verildiği, bu kararın davacıya 08.10.2015 tarihinde tebliğ edildiği, önümüzdeki davanın 07.12.2015 tarihinde açıldığı, davacının sınırdışı edilmesinin nedeni, aynı nedenle 14.02.2015 - 16.04.2015 döneminde haksız yere gözetim altında tutularak özgürlüğünden mahrum edilmesi sonucu yaşadığı üzüntü, endişe, çocuğu ve ailesine karşı mahçubiyet nedeniyle uğradığı manevi zararlarının karşılığı 70.000,00 TL'nin 14.02.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesinin istendiği, davacının istinaf başvuruna konu ilk derece Mahkemesi kararıyla yukarıda özetlenen gerekçeyle davacının tazminat isteminin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Olayda; davacının ilk kez bir adli takibat sonucunda 14.02.2015 tarihinde gözaltına alındığı, bu aşamada alınan ifadeler ve düzenlenen tutanaklara dayanılarak 17.02.2015 tarihli işlemle sınırdışı edilmesi ve bu nedenle gözetim altında tutulmasına karar verildiği, anılan işlemin sınırdışı edilmesi ve gözetim altına alınması kısımlarının itiraz yollarının farklı yargı düzeninde yer alan mahkemelere ilişkin olduğu, davacının özgürlüğünden yoksun kalmasının nedeni "idari gözetim kararına" yapılan ilk itirazının reddedildiği, ikinci kez İzmir'de yapılan itirazının ise kabul edildiği ve davacının vekilinin başvurusu üzerine davacının 16.04.2015 tarihinde serbest bırakıldığı, davacının sınırdışı edilmesine ilişkin işlemin dayanağının 6458 sayılı Yasanın 54. maddesi olduğu, davalı idarece işlemin nedeni olarak davacının "Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlaması" ve "Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturmasının gösterildiği"; özgürlüğünden mahrum bırakılmasına ilişkin "idari gözetim" kararının da 6458 sayılı Yasanın 57. maddesine dayandığı ve neden olarak davacı "hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturduğunun" ileri sürüldüğü, Balıkesir İdare Mahkemesinde açılan davada; mahkemenin anılan nedenler yönünden işlemin hukuka uygunluk denetimi yaptığı, incelemeleri sonunda, davacının sınırdışı edilmesinin nedeni olarak idarece ileri sürülen nedenlerin gerçekliğinin idarece somut biçimde ortaya konulmadığı, dava konusu işlemde "sebep" yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle önce işlemin yürütmesinin durdurulmasına, daha sonrada "kesin" nitelikli bir kararla "iptaline" karar verdiği, önümüzdeki davanın da iptal üzerine tam yargı davası olarak açıldığı görülmektedir.
Bu durumda; her ne kadar davalı idare yargı kararıyla iptal edilen işleminin dayanağı bilgi ve belgelerle davacının ülkemizde fuhuş yaptığı, bu nedenle geçimini meşru olmayan yollardan sağladığı ve kamu düzeni ve sağlığı bakımından tehdit oluşturduğunu; idari gözetim kararına yapılan itirazın reddedildiğini, yasa gereği 15 gün içinde sonuçlandırılması gereken iptal davasında yürütmenin durdurulması kararının itirazı kabil olarak verilmesi nedeniyle bu yolun kullanılması ve davacının sınırdışı kararına da geç itiraz etmiş olması nedeniyle davacının uzun süre idari gözetim altında tutularak özgürlüğünden mahrum bırakılmasının sonuçlarından idarelerin hukuksal olarak sorumlu tutulamayacağını ileri sürmekte ise de; iptal kararının verildiği dosyada da davalı idarece davacının fuhuş nedeniyle yapılan soruşturma dosyasının içeriğinde yer alan kolluk tutanakları, ifadeler, davacının bir kolluk görevlisinin cinsel istismarına yönelik yakınmasına ilişkin bilgi ve belgelerin sunulduğu; Mahkemenin iptal kararının bu maddi ve hukuksal çerçeveye göre verildiği, kesin niteliği ile herkesi bağlayacak bir hüküm içerdiği, bu durumu ile davacının sınırdışı edilmesi için hukuksal olarak geçerli, gerçek ve yeterli nedenin bulunmadığı halde davalı idarece sınırdışı edilmesi kararı verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığının kabulünün kesin nitelikli yargı kararının hukuksal ve maddi sonuçlarının bir gereği olduğundan; bu durumu ile hukuka aykırı işlemi ile davacının özgürlüğünden mahrum bırakılmasına neden olan davalı idarenin hizmetini kusurlu işlettiğinin kabulü gerekmektedir.
Davacının 70.000,00 TL manevi tazminat istemine gelince, manevi tazminat malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, duyulan üzüntü ve acıyı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan bir manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir.
Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekir.
Manevi zararın tazminat tutarına hükmedilirken; ilgililerin sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak olay nedeniyle duyduğu elem ve ızdırabın kısmen "giderilmesini" ifade edecek, idarenin "hukuka aykırılığının ağırlığını" ortaya koyacak ve hukuka aykırılığı "özendirmeyecek", ilgililer yönünden ise "zenginleşme nedeni" olmayacak bir parasal tutarın belirlenmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda; ülkemize yasal yollarla geçici olarak kalmak üzere giriş yapmış olan davacının yargı kararı ile gerçek ve geçerli olmadığı kesin olarak karara bağlanmış fuhuş yoluyla meşru olmayan yollarla geçimini sağlıyor olması nedeniyle sınırdışı edilmesine karar verilmesi, hukuka aykırılığı kesin hükümle belirlenmiş olan bu işlemin yerine getirilmesi için aynı nedenle 14.02.2015 - 16.04.2015 döneminde geri gönderme merkezlerinde idari gözetim altında tutularak özgürlüğünden yoksun bırakılması, ileri sürülen nedenin onur kırıcı bir neden olması, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı süre, bu sürede yargısal başvuru yollarının kullanılmasına ilişkin yargısal sürecin işleyişi, davacının bir anne olarak çocuğu ve ülkesindeki aile çevresindeki sosyal ve ruhsal sıkıntıları ile manevi tazminatın yukarıda anılan niteliği ve ölçütleri gözönünde bulundurulduğunda; davacının yaşadığı üzüntü, korku, mahçubiyet nedeniyle gördüğü manevi zararın; 5.000,00 TL ile tazmini, tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddi gerektiğinden; aksi yönde gerekçe ile davacının tazminat isteminin reddine yönelik olarak verilen başvuru konusu kararda hukuksal isabet bulunmamaktadır.
Davacının 14.02.2015 tarihinden itibaren yasal faiz istemine gelince; faizin davalı idarenin temerrüdünün karşılığı verildiği değerlendirildiğinde; önümüzdeki davanın bir işlemin iptaline ilişkin yargı kararı uyarınca 2577 sayılı Yasanın 12. maddesi uyarınca açılmış ve bu niteliği ile iptal davası ile birlikte açılma seçeneğinin de bulunuyor olması karşısında; davalının temerrüdünden ancak iptal davasının açıldığı "02.03.2015" tarihiyle birlikte sözedilebileceğinden, bu tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar hesaplanacak yasal faizin davalı idarece davacıya ödenmesi; davacının anılan tarihten önceki döneme ilişkin faiz isteminin ise reddi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Balıkesir İdare Mahkemesince "davanın reddi" yolunda verilen 27/10/2016 tarih, E:2015/2047, K:2016/1466 sayılı kararın kaldırılmasına; davacının manevi tazminat isteminin 5.000,00 TL kısmının kabulüne, davanın fazlaya ilişkin kısmının reddine; tazminine karar verilen 5.000,00 TL manevi tazminatın iptal davasının açıldığı "02.03.2015" tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar idarece hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine; davacının faiz isteminin 02.03.2015 tarihinden önceki döneme ilişkin kısmının reddine; kararımızın sonuçları gözönünde bulundurularak haklılık durumuna göre davacının yaptığı 238,25-TL ilk aşama ve istinaf yargılama giderinin 221,25-TL kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, 17,00-TL kısmının ise davalı idarece davacıya ödenmesine; davacının haklılık durumu gözönünde bulundurularak kabul edilen tazminat tutarı üzerinden hesaplanan toplam 341,55 TL nispi karar harcının davalı idarece davacıya ödenmesine; hükmedilen tutar üzerinden hesaplanan 341,55 TL karar harcının davacıdan peşin alınan 1.195,43 TL nispi karar harcından indirilmesi ile kalan 853,88 TL harcın istemesi durumunda Mahkemesince davacıya geri verilmesine, davacı vekili için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1. maddesi uyarınca belirlenen 990,00 TL avukatlık ücretinin davalı idarece davacıya ödenmesine; davalı idare vekili için Tarifenin 10/2. maddesi uyarınca belirlenen 990,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine; taraflardan peşin alınan posta gideri avansının artan tutarının Mahkemesince taraflara geri verilmesine; 02.03.2017 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.
T.C.
BALIKESİR
İDARE MAHKEMESİ
ESAS NO: 2015/2047
KARAR NO: 2016/1466
DAVANIN ÖZETİ: Özbekistan uyruklu davacının, hakkında uygulanan sınır dışı etme ve idari gözetim kararı nedeniyle hürriyetinden mahrum kaldığı ve fuhuş yaptığı damgasıyla yaşamak zorunda bırakıldığından bahisle uğramış olduğu iddia edilen 70.000,00 TL manevi zararın; sınır dışı edilmesine ilişkin işlemin Mahkememizin 11.09.2015 gün ve E:2015/317, K:2015/1115 sayılı kararı ile iptal edildiği, bu suretle haklılığının ortaya konulduğu ileri sürülerek 14.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Tesis edilen işlemin icrası sırasında hukuka ve mevzuata uyulduğu, yapılan işlemlerinde herhangi bir gecikme olmadığı, yargı kararının gereklerinin derhal yerine getirildiği, tazminat ödenmesini gerektiren koşulların oluşmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Balıkesir İdare Mahkemesi'nce dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava, Özbekistan uyruklu davacının, hakkında uygulanan sınır dışı etme ve idari gözetim kararı nedeniyle hürriyetinden mahrum kaldığı ve fuhuş yaptığı damgasıyla yaşamak zorunda bırakıldığından bahisle uğramış olduğu iddia edilen 70.000,00 TL manevi zararın, 14.02.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
Doktrinde ve idari yargı içtihatlarında açıkça ortaya konulduğu üzere manevi tazminat; patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, idarenin mevzuata aykırı işlem veya eylemleri sonucu ilgililerin, şeref ve haysiyetinin zedelenmesi ya da ağır bir elem ve acı duymasına neden olması nedeniyle uğradıkları elem ve üzüntünün kısmen giderilmesine yönelik bir tatmin aracı olup olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığı idare hukukunun temel ilkelerindendir.
Bir başka anlatımla manevi tazminat; doğrudan doğruya zararın karşılığı olmayıp zarardan dolayı kişinin duyduğu elem ve ızdırabın bir miktar da olsa azaltılmasına yönelik olarak ödenen paradır. İdare hukuku ilkelerine göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için ise idarenin hukuka aykırı işlemi veya eylemi sonucunda ağır elem ve ızdırap duyulmuş olması ya da ilgilinin şeref ve onurunun zedelenmiş olması veya kişinin fiziksel yapısını zedeleyen yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Balıkesir İli, Marmara İlçe Jandarma Komutanlığı görevlilerince, 14/02/2014 tarihinde ………… adlı şahsa ait evde yapılan denetim ve incelemeler neticesinde fuhuş yapıldığından bahisle yakalanan davacının, 16.02.2015 tarihinde Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine teslim edildiği, davacının, idari gözetim kararına yaptığı itirazın Balıkesir 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 24.02.2015 günlü kararı ile reddedildiği, 11.03.2015 tarihinden itibaren İzmir Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü Geri gönderme merkezinde idari gözetim altında tutulan davacının, sınır dışı edilmesine yönelik 17/02/2015 tarih ve 254 sayılı işlemin iptali istemiyle 02.03.2015 tarihinde açtığı Mahkememizin 2015/317 esas sayısına kayıtlı davada ise, "6458 sayılı Kanun'un 54/1-ç-d bentlerinin tatbiki için gerekli olan maddi vakıaların varlığının somut olarak ortaya konulamadığı" gerekçesiyle 02.04.2015 günlü kararımızla, işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği, bunun üzerine İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.04.2015 tarih ve 2015/1113 Değişik İş Nolu kararı ile hakkındaki idari gözetim kararının 16.04.2015 tarihinde kaldırıldığı, Mahkememizin 11.09.2005 tarih ve E:2015/317, K:2015/1115 sayılı kararıyla da davacının sınır dışı edilmesine ilişkin işlemin, yukarıda aktarılan gerekçeyle iptaline kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır.
Olayda, davacının ve evde bulunan Gürcistan uyruklu iki kadın şahsın 14.02.2015 tarihinde alınan ifadelerinde, eve gelen şahıslarla cinsel ilişkiye girmediklerini beyan etmelerine karşın, evde bulunan bir erkek şahsın, ………. isimli kadınla 80,00 TL karşılığı cinsel ilişkiye girdiğini, diğer şahsın ise, istenen tutarı yüksek bulduğu için ilişkiye girmediğini ifade ettikleri, 15.02.2015 günlü ev arama tutanağında, yatak odalarında peçete, ıslak mendil, kullanılmış prezervatif ambalajı bulunduğu hususlarının kayıt altına alındığı, davacının ve diğer şahısların jandarmayı gördüklerinde kaçmaya çalıştıkları, ayrıca davacı tarafından, kendisini Marmara İlçe Emniyet Amirliği Yabancı Şubeye teslim etmek üzere teslim alan polis memuru ile yolda cinsel ilişkiye girdiği yolunda isnatta bulunulduğu, dosyadaki belgelerin tetkikinden anlaşılmaktadır.
İdarece tesis olunan bir işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi her zaman ilgiliye manevi tazminat ödenmesini gerektirmez. Bu hususta idarenin hukuka aykırı işlem veya eyleminin, ilgilinin ağır bir elem ve ızdırap duymasını gerektirecek oran ve ağırlıkta olması gerekmektedir.
Hal böyle olunca; sınır dışı etme işleminin iptali yolundaki kararımızın gerekçesi ile yukarıda aktarılan ve idare yönünden haklı şüpheye neden olabileceği değerlendirilen hususlar dikkate alındığında, kusur sorumluluğu için gerekli olan kusur, manevi zarar, ağır hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağı şartlarının somut olayda bir arada bulunmadığı, dolayısıyla tazminat ödenebilmesi için aranan şartların uyuşmazlıkta tahakkuk etmediği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan 101,25-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.195,43-TL nispi karar harcında 27,70-TL maktu harcın mahsubu sonucunda artan 1.167,73-TL harcın istemi halinde; artan posta ücretinin ise kararın kesinleşmesinden sonra re'sen davacıya iadesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.000,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye verilmesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren (30) gün içerisinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere 27/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)