(2577 S. K. m. 3, 5, 11, 12, 13, 15, 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan davacının 30/07/2016 tarihinde isteği dışında Zonguldak Beycuma Cezaevinden Kandıra 2 Nolu T tipi Cezaevine nakledildiği, burada başka tutuklulara uygulanmayan ayrımcılıklara maruz kaldığı, hakkındaki dava ve soruşturmanın Ankara'da yürütülmesine rağmen 26/05/2017 tarihinde isteği dışında Silivri Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumuna nakledildiği, nakilin amacının kamu yararı olmadığı, Silivri Cezaevine girişte eşyalarının didik didik arandığı, nakil ile gelmesine karşın yeni olmadığı belirtilerek bazı malzemelerine el konularak kendisine verilmediği, tecrit altında bırakıldığı, çıplak olarak arandığı, nakil nedeniyle 15 günde bir olan telefon hakkını kullanamadığı, odasına geçerken bir daha arandığı, onurunun rencide edildiği, sinir sisteminin yıprandığı, okuma komisyonunca inceleneceği gerekçesiyle tüm evrak, mektup, resim ve kitaplarına el konulduğu, çalar saatine el konulduğundan saatin kaç olduğunu bilmeden 5-6 gün geçirdiği, bu sebeple bazı geceler sahura kalkamadığı, nakil olduğunun aynı gün eşi ve avukatına bildirilmediği, nakil öncesi muayene yaptırılmadığı, eşine yazdığı mektubun bir süre sonra iade edildiği, kendisine mektup, radyo ve sosyal faaliyet yasağı uygulandığı, mektuplarının UYAP ortamına kaydedilerek özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin ihlal edildiği, kantin hesabındaki parasının süresinde aktarılmadığı, rencide edilerek onurunun çiğnendiği iddia edilerek 500.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle açılan davada, davanın eylemden kaynaklanan tam yargı davası olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı kanunun 13.maddesinden hareketle aynı kanunun 15/1-e maddesi uyarınca dava dilekçesinin davalı idareye tevdiine ilişkin İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen 27/07/2017 günlü ve E:2017/1397, K:2017/1655 sayılı kararın, davacı tarafça; adli yardım talebinin kabulüne rağmen yargılama giderlerinin tahsilinin kendisinden yapılmasının hukuka aykırı olduğu, davanın eylem nedeniyle değil işlem nedeniyle açılmasından dolayı merciine tevdi kararı verilmesinin yerinde olmadığı iddialarıyla2577 sayılı kanunun 45. maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare Dava Dairesince dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan davacının 30/07/2016 tarihinde isteği dışında Zonguldak Beycuma Cezaevinden Kandıra 2 Nolu T tipi Cezaevine nakledildiği, burada başka tutuklulara uygulanmayan ayrımcılıklara maruz kaldığı, hakkındaki dava ve soruşturmanın Ankara'da yürütülmesine rağmen 26/05/2017 tarihinde isteği dışında Silivri Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumuna nakledildiği, nakilin amacının kamu yararı olmadığı, Silivri Cezaevine girişte eşyalarının didik didik arandığı, nakil ile gelmesine karşın yeni olmadığı belirtilerek bazı malzemelerine el konularak kendisine verilmediği, tecrit altında bırakıldığı, çıplak olarak arandığı, nakil nedeniyle 15 günde bir olan telefon hakkını kullanamadığı, odasına geçerken bir daha arandığı, onurunun rencide edildiği, sinir sisteminin yıprandığı, okuma komisyonunca inceleneceği gerekçesiyle tüm evrak, mektup, resim ve kitaplarına el konulduğu, çalar saatine el konulduğundan saatin kaç olduğunu bilmeden 5-6 gün geçirdiği, bu sebeple bazı geceler sahura kalkamadığı, nakil olduğunun aynı gün eşi ve avukatına bildirilmediği, nakil öncesi muayene yaptırılmadığı, eşine yazdığı mektubun bir süre sonra iade edildiği, kendisine mektup, radyo ve sosyal faaliyet yasağı uygulandığı, mektuplarının UYAP ortamına kaydedilerek özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin ihlal edildiği, kantin hesabındaki parasının süresinde aktarılmadığı, rencide edilerek onurunun çiğnendiği iddia edilerek 500.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle açılmıştır.
İstanbul 5. İdare Mahkemesince; davanın eylemden kaynaklanan tam yargı davacı mahiyetinde olduğu, dava açılmadan önce ön başvuruda bulunulmadığı gerekçesiyle dava dilekçesi ile eklerinin Adalet Bakanlığına tevdiine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, anılan kararın hukuka, usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek istinafen incelenerek bozulması istenilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İdari Davaları Açılması" başlıklı 3. maddesinde; "1.İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır.
2. Dilekçelerde;
a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
b) Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,
c) Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,
d) Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
e) Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası gösterilir.
3. Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur." hükümlerine,
Anılan kanunun "Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller" başlıklı 5.maddesinde ise; "1. Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.
2. Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir." hükümlerine,
2577 sayılı "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12.maddesinde de; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay’a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükümlerine,
Aynı kanunun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlığını taşıyan 13. maddesinde ise; "1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz." hükümlerine yer verilmiştir.
Kanun koyucu; idari yargı mercilerinde açılacak tam yargı davalarını, idari işlemden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan davalar ile idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılacak davalar olarak ikili ayırıma tabi tutmuştur. Bu ayrım kapsamında, her iki dava türü açısından yetkili mahkeme ve idarenin sorumluluk şekilleri gibi hususlarda farklılık bulunmaktadır.
Açılacak bir tam yargı davasının idari işlemden mi, yoksa idari eylemden mi kaynaklandığının olayın özelliği ve niteliği dikkate alınarak, aynı zamanda dava dilekçesindeki iddia ve istemler göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerekmektedir.
Her dava dilekçesinde olduğu gibi tam yargı davalarına ait dilekçelerde de istemin hiç bir tereddüte mahal bırakılmaksızın hukuki irdeleme ve incelemeye, böylelikle hüküm vermeye imkan verecek şekil ve tarzda açık ve net olarak belirtilmesi zorunludur.
Olayda; davacı tarafından Zonguldak Beycuma Cezaevinde tutuklu iken, Kandıra Cezaevine, oradan da Silivri Cezaevine nakledilmesine ilişkin idari işlem sonucunda dava açıldığı, dava dilekçesinin "dava" kısmında Kandıra Cezaevinden hukuksuz nakil işlemi nedeniyle maruz kaldığı haksızlıklar ve cezaevinde maruz kaldığı haksızlıklar şeklinde tam yargı davasının dayanağının belirtildiği, dava dilekçesinin içeriğinde ise, cezaevinde maruz kalındığı iddia olunan haksızlıklardan bahsedildiği, istinaf dilekçesinde de davanın nakil işleminden kaynaklı tazminat davası olduğunun belirtildiği dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Bu durumda; dava dilekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, gerek cezaevleri arasındaki nakil işleminden, gerekse cezaevi yönetimi ile çalışanların davranışlarından kaynaklı tazminat isteminin sözkonusu olduğu sonucuna varılmış olup, buna göre, dosya kapsamında, dava dilekçesinin davanın konusu ve dayandığı deliller çerçevesinde yeterince açık ve net olmadığı, hem eylem, hem işlem açısından aynı dilekçe ile birlikte dava açılamayacağı usul kuralı nedeniyle öncelikle dava dilekçesinin 2577 sayılı kanunun 3. ve 5.maddeleri uyarınca reddedilip davanın konusunun netleştirilmesi sonrasında değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken talep netleştirilmeksizin davanın eylemden kaynaklı tazminat davası olduğu gerekçesiyle verilen merciine tevdi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen 27/07/2017 günlü ve E:2017/1397, K:2017/1655 sayılı kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınıp yeniden yargılama yapılması amacıyla dosyanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca mahkemesine gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, kararın mahkemece taraflara tebliğine, temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak, 29/12/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)