(6112 S. K. m. 8) (2577 S. K. m. 31) (6100 S. K. m. 266)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı Şirkete ait "…." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında, 02.01.2016 tarihinde yayınlanan, "……." adlı sinema filminin içeriğiyle, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin ihlal edildiği ileri sürülerek, aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 418.693,00 TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun 10.3.2016 tarihli ve 2016/15 sayılı toplantısında alınan 30 sayılı kararın, bu bölümünün iptali istemiyle açılmış olan davada; 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesi ile 32. maddesinde yer alan düzenlemelerden bahisle; dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeler ile Mahkemelerinin 2016/2308 Esasına kayden açılan davada sunulan CD görüntüleri değerlendirildiğinde; söz konusu filminde, Hacamat karakterinin kendisini ehli iman, taat ve ibadeti yerinde ticaret ehli bir mümin olarak siyasi açıdan da yandaş mafya ve muhafazakar demokrat olarak tarif ettiği, argo sözler sarfettiği, filmin birçok sahnesinde "Ne diyor kitapta" şeklinde bir soruyla başlayıp Arapça olduğu iddiasıyla bir şeyler okuyarak tercüme ettiği, bu davranışı ile kutsal kitaptan bahsettiği izlenimi oluşturduğu, "Allah, Allah dostu, mümin, münafık, kafir, sevap" gibi dini kavramları sıkça kullandığı, yapılan yayın ile dini, siyasî ve felsefî düşünce ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapıldığı, toplumun hayat tarzı itibariyle nispeten daha muhafazakar olan, dini hassasiyetlere göre hayatını dizayn eden, referansları millî, kültürel ve dini değerlere dayanan kesimlerin aşağılandığı, ayrıca, yayıncı kuruluşa 04.10.2011 tarihli yayını nedeniyle de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun 15.11.2011 tarih ve 2011/64 sayılı toplantısında alınan 39 nolu kararla aynı madde uyarınca "uyarı" yaptırımı uygulandığı tüm bu hususlar dikkate alındığında ise, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine ilişkin olarak Ankara 15. İdare Mahkemesi'nce verilen 27/12/2016 tarih ve E:2016/3058, K:2016/5870 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın kaldırılması ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Dava; davacı Şirkete ait, "….." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında, 02.01.2016 tarihinde yayınlanan, "……" adlı sinema filminin içeriğiyle, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin ihlal edildiği ileri sürülerek, aynı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 418.693,00 TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun 10.3.2016 tarihli ve 2016/15 sayılı toplantısında alınan 30 sayılı kararın, bu bölümünün iptali istemiyle açılmıştır.
6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu Ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan ve yayın hizmeti ilkelerinin belirlendiği 8. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde; "Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz. "hükmü, "İdari Yaptırımlar" başlıklı 32. maddesinde ise; "(1) Bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (d), (g), (n), (s) ve (ş) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Ayrıca, idarî tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş kere kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar verilir. İhlalin mahiyeti göz önünde bulundurularak, bu fıkra hükümlerine göre idarî para cezası ile birlikte idarî tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idarî para cezasına veya tedbire de karar verilebilir. / (2) 8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan medya hizmet sağlayıcıları uyarılır. Uyarının ilgili kuruluşa tebliğinden sonra ihlalin tekrarı hâlinde medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. ... " hükmü bulunmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlıkta, söz konusu "…….." isimli filmin içeriğinin, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde kurala bağlanmış olan yayın ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin, diğer bir ifadeyle; Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz ilkesi yönünden, hem toplumsal yapı ve hem de sinema tekniği yönünden irdelenmesi yargıcın hukuk bilgisi dışında, teknik bilgiden de yararlanmayı da gerektirdiğinden, uyuşmazlığın konunun uzmanlarına bilirkişi incelemesi yaptırılarak düzenlenecek bilirkişi raporu dikkate alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekli görülmüş ve Dairemizin 05/07/2017 tarih ve E:2017/439 sayılı kararıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Konunun uzmanları arasından re'sen seçilen; …. Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo ve Televizyon Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. …… ile ….. Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümü Öğretim Üyelerinden, Prof. Dr. …… ve Prof. Dr. …… tarafından dosya ve filme ait CD üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan ve Dairemiz kaydına 13.11.2017 tarihinde giren, bila tarihli bilirkişi raporunda özetle;Raporun hazırlanmasında, söz konusu filmin analizinde sosyolojik boyut, genel olarak sanat ve özel olarak sinema sanatının özellikleri ile filmin sinematografisinin ve içeriğinin bütün olarak incelenmesinin gerekli olduğu belirtildikten sonra, sosyolojik yönden tartışılmasına geçilerek, filmin içeriğinin sanatsal, sosyolojik ve düşünsel olarak analizinin üç başlık altında ele alındığı, ilk olarak; medyanın toplum üzerindeki etkilerine dair kuramsal dayanaklarının irdelendiği ve bu bölümde, konuyla ilgili yazarların ve bunlara ait eserlerinin ve ortaya çıkardıkları düşüncelerin irdelemesi ile açıklamalarının yapıldığı, bütün bunların sonucunda ise; seyircilerin filmler arasındaki ilişkide aktif bir durumda olduğu, her izleyicinin bir kısmı üreticiden yönlendirilen bir kısmı da, kendi tarafından oluşturulan anlamlar dizisi ile filmleri incelediği, bir filmin farklı kişilerde farklı anlamlar bulabildiği, izleyici araştırmalarında gelinen noktanın ise, izleyicilerin kendilerinin pasif olmadıkları, medya içeriğini çelişkili hatta karşıt bir şekilde alımlayabildikleri, özellikle sinemanın özelinde kendi birikimleriyle ve kültürel yapısıyla medya metinlerini karşılaştırarak emek sarfettiği, izleyicinin pasif bir şekilde her işittiği, gördüğü iletiyi pasif bir tarzda tükettiği yaklaşımının vurgulandıktan sonra ikinci bölümde; sanatın görülmeyeni gösterme, düşünülmeyeni dahi düşünme, sonsuzu sonluda ifade etme özelliğinin bulunduğu, sanatın bir başka özelliğinin ise, mevcut toplumsal yapıya ve değerlerle uyumlu olmak zorunda kalmadığı, mevcut toplumsal yapıyı kritik edilebileceği, onu aşmaya ve o toplumsal yapı içerisinde düşünülmeyeni dahi düşünmeye çalıştığı, sinemanın hem bir endüstri hem bir sanat olduğu, bu nedenle sinemanın diğer sanatların tersine, içeriğini ve formlarını geniş toplum kesimlerinin ilgisine ve düzeyine göre ayarladığı, son yıllarda Türkiye'de komedinin egemenliğinin ve absürd tarzdaki komedi anlayışının filmlere sirayet etmesinin ve geniş kesimlerin bu içeriğe ilgisini geniş sosyolojik araştırmaları içerecek bir özelliğinin olduğu, söz konusu filmin belki iki kişi haricindeki karakterlerin absürd komedi türünün özelliklerine uygun olarak betimlendiği ve kritik edildiği belirtilerek, filmdeki karakterlerin aldıkları rolün ve seyrinin anlatımının yapılmasından sonra, Hacamat rolündeki kişinin, dinsel bir konuşma sergiler gibi olmasına karşın, mimiklerinin, jestlerinin, yakın plan çekimlerinin dinsel ve ahlaki olanı kendi menfaatlerine kullanıyor imasını açıkça sunduğu, konuşması ve mimiklerinin ve filmin dokusunun, kendini mafyatik emelleri ve çıkarları için dinden yararlandığını, dini değerleri istismar ettiğini gösterdiği, dinsel dünyanın ise mafyatik ve gangster tipi bir dünyayla bağdaşmadığının açık olduğu, filmin seyirciye bu absürtlüğü sunduğunda, gerçek yaşamda dinsel ve aşkınsal dünyayı kendi amaçları için kullanan insanlara dair eleştiri yapıldığının ortaya çıkacağı, dini kendi çıkarları için istismarına yönelik eleştiri biçiminde olduğu, ancak bu eleştirinin estetik olarak gelişken olmadığı, yine ilerleyen sahnelerdeki karakterlerin ifade ve diyaloglarına değinilerek, Hacamat'ın sıradan veya dini bütün bir Müslümanın temsilcisi olarak algılanamayacağı konusunu da filmden örneklerin verildiği, filmin içinde dünyada bazı değerlerin araçsal kullanımına dair eleştirisini eğlencelik formatta sunduğu, asıl kaygının eğlendirmek olarak gözüktüğü, filmi izleyen birisinin hiçbir derin dini bilgiye sahip olması bile, Hacamat karakterinin Arapça söylediği ifadelerin ve kullandığı kalıpların dinin özüyle ilintisinin olmadığının rahatlıkla anlayabileceği, sonuç olarak, söz konusu filmin içeriğinin 6112 sayılı Kanunun 8/1(f) maddesini ihlal etmediği,yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır.
Davalı idarenin, içeriği itibariyle karar vermeye esas alınabilecek nitelikte bulunan bilirkişi raporuna yönelik itirazi yerinde görülmemiştir.
Bu durumda, bilirkişi raporunda belirtilen hususlar dikkate alındığında, dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararında da hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı tarafından istinaf başvurusunun KABULÜ ile Ankara 15. İdare Mahkemesi'nce verilen 27/12/2016 tarih ve E:2016/3058, K:2016/5870 sayılı kararın KALDIRILMASINA; 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu işlemin İPTALİNE; aşağıda dökümü yapılan, mahkeme ve istinaf safhasına ait toplam 1.843,40 -TL yargılama giderinin ve yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 990,00-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacı tarafa verilmesine, 31,40 TL karar harcının istenilmesi halinde istinaf başvurusunda bulunan tarafa iadesine, eksik alınan 82 TL posta ücretinin davacı tarafa tamamlattırılmasına, 2577 sayılı Yasanın değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay ilgili Dairesine temyiz yolu açık olmak üzere, 29/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralına, "Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi" başlıklı 282. maddesinde de; "Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, bilirkişi raporlarının takdiri delillerden olduğu ve hakimin veya heyetlerin bu delilleri serbestçe takdir edeceği konusunda, duraksama bulunmamaktadır.. Bu bakımdan hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, raporu yeter derecede kanaat verici bulmaz ve raporda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebiliyor ise yeniden inceleme yaptırmaksızın raporun aksine hüküm verebileceği de açıktır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, bilirkişi raporunda; izleyicilerin bir filmi, kendileri tarafından oluşturulan anlamlar dizisi ile inceledikleri, bir filmin farklı kişilerde farklı anlamlar bulabileceği açıkça vurgulanmıştır.
Bu tespitten hareketle, film içeriğinde, dini ifade ve diyaloglarla oluşturulan sahnelerin ve üstlenilen rollerin, kişiden kişiye değişen biçimlerde yorumlanabileceği, karşılık bulabileceği ve anlamlar yüklenebileceği kuşkusuzdur.
Sonuç olarak, raporda yer alan tespit ve görüşler, filmin içeriğiyle birlikte değerlendirilecek olursa; raporda toplumun milli ve manevi değerlerinin ihlal edilip edilmediği yönünden, sosyolojik bir irdeleme ile ortaya konulmuş olan görüş, tespit ve ulaşılan sonuç, Mahkeme tarafından ulaşılmış olan sonucu değiştirecek ve/veya aksini düşündürebilecek ağırlıkta görülmediğinden, söz konusu filmin, toplumun milli ve manevi değerlerini ihlal etmediğinden söz etmek, olanaklı değildir.
Buna göre, davacı yayın kuruluşu tarafından, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer verilen yayın ilkesinin tekraren ihlal edildiği gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemde, hukuka ve mevzuata aykırılık görülmediğinden, davanın reddi yolundaki Mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi gerektiği görüşüyle, karara katılmıyorum. (¤¤)