(2577 S. K. m. 2, 14, 15) (3194 S. K. m. 30)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından, İstanbul İli, ...... Caddesi, 771 ada, 12 parsel, No: 56 kapı sayılı Çarşı Bloğuna ve C Bloğa yapı kullanım izni verilmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 25.05.2016 gün 40020 sayılı işlemin; diğer bloklar ile hukuksal ve fiili açıdan hiçbir fark olmamasına rağmen C Blok için iskan izni verilmemesinin hukuka aykırı olduğu iddia edilerek iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin iptaline ilişkin İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nce verilen 23.12.2016 tarih ve E:2016/930, K:2016/2337 sayılı kararın, istinaf yoluyla bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesince, dava dosyasının tekemmül ettiği görüldüğünden, davalı idarenin yürütmenin durdurulması hakkında karar verilmesine gerek görülmeksizin işin esasına geçildi;
Dava, davacı vekili tarafından, İstanbul İli, ...... Caddesi, 771 ada, 12 parsel, No: 56 kapı sayılı Çarşı Bloğuna ve C Bloğa yapı kullanım izni verilmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 25.05.2016 gün 40020 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının d bendinde ise, dava dilekçelerinin, dava konusu işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği belirtilmiş, 15 maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, kesin ve yürütülmesi zorunlu olmayan işleme karşı açılan davalarda davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
İdari işlem, idari makamların kamu gücü ve kudreti kullanarak idare işlevine ilişkin olarak tesis ettikleri, muhatapları yönünden çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran tek yanlı irade açıklamalarıdır. Buna göre idari işlem unsurlarının "idari makamlarca yapılmış olmaları", "tek yanlı olmaları" ve "icrailik niteliğini taşımaları" olduğu anlaşılmaktadır.
İdari işlemin icrai (yürütülebilir) nitelikte olması için ilgililerin hukuksal durumunu değiştirmesi, ilgilileri hukuksal yönden etkilemesi gerekmektedir. İdari işlemin icrailik unsurunu değerlendirirken işlemin "kesin" ve "nihai" olması hususları üzerinde de durulması gerektiği belirgindir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirket tarafından yapılan İstanbul İli, ...... Caddesi, 771 ada, 12 parsel üzerinde yer alan ve A, B ve C Blok ile Çarşı (ticari) Bloktan oluşan inşaat için düzenlenen yapı ruhsatlarına binaen inşaatın tamamlandığı, A ve B Bloklar için yapı kullanma izninin düzenlendiği, C Blok ve Çarşı Bloku için yapı kullanma izin harcı ödenmiş ve izin alma süreci devam ederken dava açılması sonucunda söz konusu inşaat için düzenlenen yapı ruhsatlarının ve dayanağı imar planlarının iptal edildiği, öte yandan üçüncü bir şahıs tarafından söz konusu inşaatın mevzuata aykırı olan kısımların yıkılması talebiyle yaptığı başvurunun reddine dair işleme karşı açılan davada da, inşaata ilişkin ruhsat ve dayanağı imar planlarının iptal edilmesi nedeniyle söz konusu işlemin de iptaline karar verildiği, bunun üzerine davalı idarece ruhsata aykırı kısımların yıkımına dair verilen Encümen kararına karşı bir bağımsız bölüm malikince açılan davada, satın aldığı tarihte geçerli bir inşaat ruhsatı bulunan ve ardından yapı kullanma izin belgesi düzenlenen bağımsız bölümün, bedeli davacıya ödenmeden yıkılamayacağından bahisle iptal edildiği, sonrasında C Bloktan bağımsız bölüm satın almak için düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi uyarınca Ö.E.B. tarafından, iskan izni verilmemiş bulunan C Blok ve Çarşı Blokuna yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesi istemiyle yapılan başvurunun dava konusu işlem ile reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle yapı sahibi ve müteahhit sıfatıyla davacı tarafından bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda dava konusu işlemin "Bu durumda, söz konusu mahkeme kararlarının uygulanması ve bu doğrultuda iyiniyetli hak sahiplerinin mağduriyetinin giderilmesi amacıyla taşınmazın kamulaştırılabilmesi için öncesinde belirtilen bölümler için yapı kullanma izin belgesi akabinde de kat mülkiyetinin düzenlenmesi gerektiği anlaşıldığından davacının bu yöndeki başvurusunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır. Kaldı ki, davalı idarece düzenlenen imar planı ve yapı ruhsatına güvenerek anılan inşaatta hak sahibi olan C Blok ve Çarşı Blok sakinleri ile taşınmazdaki A ve B Blokta oturan sakinler arasında hukuksal açıdan hiçbir fark yokken, A ve B Bloklar için öncesinde iskan izni almaları nedeniyle kazanılmış hak sahibi oldukları kabul edilerek bu iskan izinleri devam ederken, söz konusu bloklar için iskan izni verilmemesinin (A ve B Bloklardaki iskan izinlerin hukuken geçerliliğinin devam ettiği göz önüne alındığında) hakkaniyete de aykırı olduğu açıktır. Öte yandan, 3194 sayılı Yasanın 30. maddesinin son fıkrasında belirtildiği üzere, yapı kullanma izninin, yapı sahibini kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı belirtildiğinden iskan izninin düzenlenmesinin idareye ek herhangi bir yük getirmeyeceği gibi yapı sahibine inşaatın yıkımına engel olacak bir hak da vermeyeceği, yapı kullanma izninin düzenlenmesi halinde ise, taşınmazın ne zaman kamulaştırılacağının dolayısıyla ne zaman yıkılacağının belirli olmadığı bir ortamda, en azından yıkım işlemi gerçekleşene kadar belirtilen bloklarda hak sahibi olanlar için mevcut olan adaletsizliğin ortadan kalkacağı açık olup dava konusu işlemde hakkaniyet ilkeleri ve kamu yararına da uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle iptaline karar verildiği görülmüştür.
Diğer taraftan, Ö.E.B.'nin başvurusu üzerine bu şahıs adına tesis edilen dava konusu işleme karşı anılan şahıs tarafından açılan davada, İstanbul 4. İdare Mahkemesince 28/11/2016 tarih ve E: 2016/1487, K:2016/2035 sayılı kararıyla dava konusu işlemin işin esası incelenmek suretiyle bu dosyadaki aynı gerekçelerle iptali üzerine davalı idarece İstinaf başvurusunda bulunması sonucunda Dairemizin 14/04/2017 tarih E:2017/247 K:2017/263 Sayılı kararı ile "Taşınmaz satış vaadi, taraflara, taşınmazın ilerideki satış sözleşmesine esas olmak üzere istemlerini belirten ön akittir. Zamanı geldiğinde borçluya semeni/semensiz karşılığında taşınmazı satıp devretme yükümlülüğü yüklemektedir. Bu sözleşmenin geçerli olması mevzuatta şekil şartına bağlanmıştır. Yukarıdaki yasal düzenlemelerden de görüleceği üzere bu şekil şartı, sözleşmenin resmi biçimde Noter'de yapılması şeklindedir. Dolayısıyla resmi şekil şartına uymayan, haricen yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri hukuken geçersiz olup kişiler hakkında hak ve borç doğurmaz. Davaya konu olan ve davacı tarafından sunulan söz konusu sözleşmeye bakıldığında; davacı ile yapının maliki ve müteahhidi olan ...... Gayrimenkul İnş. Yatırım ve Turizm Anonim Şirketi arasında yapıldığı, tarafların karşılıklı imzalarını içerdiği yani adi bir sözleşme niteliğinde olduğu, resmi şekilde yapılmadığı görülmektedir. Ayrıca tapu kayıtlarında da halen malik olarak yapı müteahhidinin adı/ünvanı geçmektedir. Bu durumda, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması mevzuatta Noter'de resmi şekilde yapılması şartına bağlandığından, geçersiz bir şekilde yapılan ve her zaman düzenlenerek imza altına alınması olanağı bulunan sözleşmeye bağlı olarak bağımsız bölüm satın alındığı iddiasıyla yapı kullanma izni talep edilmesi olanaklı bulunmadığından, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varıldığından, davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir." gerekçeyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği tespit edilmiştir.
Davacının aynı C Blok ve Çarşı Bloğuna yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesi istemiyle daha önce yaptığı başvurusunun reddi üzerine açılan davanın İstanbul 4. İdare Mahkemesince 22/05/2015 tarih ve E:2014/2226 K:2015/1299 sayılı kararıyla "Bu durumda, inşaatın dayanağı olan yapı ruhsatı ve imar planlarının mahkeme kararı ile iptal edildiği, anılan kararın temyiz edildiği ve hukuki sürecin devam ettiği anlaşıldığından, söz konusu mahkeme kararı halen geçerli iken anılan inşaatlar için yapı kullanma izin belgesi verilmesi mümkün olmadığından davacının bu yöndeki başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamıştır." gerekçeyle reddedildiği ve temyiz aşamasının devam ettiği UYAP kayıtları üzerinden tespit edilmiştir.
Bu tespitler ışığında olaya bakıldığında; halihazırda davacının iskan iznine karşı açtığı davanın halen temyiz aşamasının devam etmesi nedeniyle derdest olduğu, dava konusu işlemin muhatabı kişi tarafından açılan davanın ehliyet yönünden reddedildiği dolayısıyla ehliyetsiz kişi tarafından idareye başvuru üzerine tesis edilen işlemin, idari işlemlerdeki kesin ve icrai işlem vasfını haiz olamayacağı zira kişinin hukuki yönden böyle bir talep hakkının olmadığı bunun sebebinin ise taşınmazda hukuk tarafından korunan bir menfaatinin bulunmaması olduğu, menfaati bulunmayan şahsın başvurusu üzerine tesis edilen işlemin hukuki sonuç doğurmaması ve kişiler üzerinde idari yaptırım gücü olmasının düşünülemeyeceği, her ne kadar davalı idarece işin esasından bahsetmek suretiyle talep reddedilmiş olsa da, bunun bir dava hakkı vermeyeceği, bu şekilde hareket edilmesi halinde müteahhidin her zaman farklı kişilerle adi sözleşmeler yapmak suretiyle devamlı idareyi baskı altına alabileceği gibi gereksiz dava yığınlarına sebebiyet vereceği açıktır. Kaldı ki, davacının halihazırda iskan izni ile ilgili davası devam etmekte olup temyiz aşamasında olduğu bu sebeple menfaatine yönelik davayı devam ettirdiği de izahtan varestedir.
Bu durumda, dava konusu işlemin ehliyetsiz kişi tarafından yapılan başvuru üzerine tesis edilmesi, bu şekilde yapılan başvuru üzerine tesis edilen işlemlerin idari işlemlerdeki "kesin" ve "icrailik" vasıflarından yararlanmasının mümkün olmaması nedeniyle davanın incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nce verilen 23.12.2016 tarih ve E:2016/930, K:2016/2337 sayılı kararın kaldırılmasına, davanın incelenmeksizin reddine, aşağıda dökümü yapılan 179,85 -TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf safhasında davalı idarece yapılan 129,70.- TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 990,00.- TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine, istinaf safhasında kullanılmayan 51,70 TL yürütmenin durdurulması harcının davalı idarenin istemi halinde, artan posta ücretinin resen taraflara iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, 12/05/2017 tarihinde temyizi kabil olmamak üzere oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)