(2709 S. K. m. 16, 90) (6458 S. K. m. 93)
İSTEMİN ÖZETİ: İran vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin 15.01.2016 tarih ve 1681 sayılı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davada; mülteci hukukunun temel felsefesini belirleyen "geri gönderme yasağı" ile, başvurucuların söz konusu yasak ile oluşturulan koruma kapsamında kalıp kalmayacağının belirlenmesi aşamasında Cenevre Sözleşmesini imzalayan Devletlere genelde ve özelde de ilgili birimlerine bazı görevler verildiği, bu görevlerin en önemlileri ise, başvurucuların iddialarının doğruluğunu araştırma ve söz konusu iddiaların doğru olduğunun tespiti halinde de iddiaya konu riskin koruma kapsamına alınmaya değer eşiğin üzerinde olup olmadığını belirlemek olduğu, zaten uluslararası kaynaklarca dile getirilen bu mükellefiyetin 6458 sayılı Yasa'nın 93. maddesinde de öngörüldüğü, davacının iddialarına yönelik olarak 6458 sayılı Yasa'nın 93. maddesi uyarınca yapılması gereken bilgi toplama görevi yerine getirilmeyerek tesis edildiği anlaşılan uluslararası koruma talebinin reddedilmesine dair dava konusu işlemin yukarıda belirtilen ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka aykırı bulunduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 06/10/2016 gün ve E:2016/1118, K:2016/2680 sayılı kararın; davalı idare vekili tarafından, uluslararası korumanın ruhu ve mahiyetinin, gerçekten ırkı, dini, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulüm görme tehlikesi altında olan insanları korumak olduğu, uluslararası korumanın, ülkemize gelen yabancıların ülkemizde kalışına hukuki kılıf uydurmak için kullanacağı bir hukuki statü olmadığı, bu amaçla kullanan yabancıların talebindeki samimiyetin tartışılması gerektiği, ayrıca, davacının mülakatında 3. ülkeye gitmek istediğini açıkça beyan ettiği, davacının ekonomik göçmen olduğunun aşikar olduğu, dininden dolayı zulüm görüyorum ifadelerinin, ülkemizde bulunup sonrasında Avrupa ülkelerine gitmek için kullanılan bir bahane olduğu, bu nedenle hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; İran vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin 15.01.2016 tarih ve 1681 sayılı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce; davacının din değiştirmesi nedeniyle menşe ülkesinde kötü muamele riski ile karşı karşıya olduğu iddiasına yönelik olarak, davalı idare tarafından gerek iddianın doğruluğu gerekse de iddianın doğruluğu halinde (İran Yasaları ve fiilen mevcut olan uygulama irdelenerek) kötü muamele yasağı ve hatta yaşam hakkı açısından gerçek bir riskin varlığı konusunda yeterli bir değerlendirme yapılmadığı, davalı idare tarafından 6458 sayılı Kanunun 93. maddesi uyarınca yapılması gereken bilgi toplama görevinin yerine getirilmeyerek tesis edildiği anlaşılan, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin işlemde, ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Davalı idare tarafından, anılan İdare Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Anayasanın 16. maddesinde; "Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir." hükmü ve 90. maddesinde de; "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almaktadır.
11.04.2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 3.maddesinde; "(1) Bu Kanunun uygulanmasında;... d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,...r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,...ifade eder." hükmü, 62. maddesinde; "(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir." hükmü, 63. maddesinde; "(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir." hükmü, 75. maddesinde de; "(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir." hükmü yer almaktadır.
29.8.1961 tarih ve 359 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolünün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşmenin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Sözleşmenin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa'dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup; Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşmenin 33. maddesinde de, "1.Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.
2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez." hükmünü içermektedir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu, 3. maddesinde de, hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamayacağı düzenleme altına alınmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, İran uyruklu olan davacının, 09/12/2011 tarihinde ülkemize yasal yollardan giriş yaptığı, 03/04/2013 tarihli dilekçe ile Adana Valiliği'ne uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, 08/09/2014 tarihli mülakat formunda, İran'da Müslüman bir ailede dünyaya geldiğini, 4 yıl önce din değiştirerek Hristiyan olduğunu, İran'da Ermeni, Yahudi ve Hristiyan arkadaşlarının bulunduğunu, onlarla arkadaşlık yaptığı için polis tarafından gözaltına alındığını, bir hafta gözaltında tutulduğunu, gözaltında kaldığı sürede fiziki işkencelere maruz kaldığını, bu durumdan çok korktuğunu, Hristiyan olduktan sonra rahat olmadığını, ülkesine dönmek istemediğini, kabul edilirse üçüncü bir ülkeye gitmek istediğini belirttiği, uluslararası koruma başvurusunun dava konusu işlemle reddedilmesi üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istenmeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları da olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme nesnel ve öznel durumları gözönüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arzetmektedir. Belli olaylar karşısında her bireyin aynı davranmasını beklemek imkansız olduğundan, başvurucunun olaylar karşısındaki durumu önemlidir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin yeteri derecede açık olmaması durumunda bir inanılırlık değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gerekli görülmektedir.
İran, Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, davacının mülteci sıfatını kazanması mümkün değildir. Diğer taraftan şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dava konusu uyuşmazlıkta; davacı ile 08/09/2014 tarihinde yapılan mülakatta davacının durumunu ortaya koyabilecek ve geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin herhangi bir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 11/01/2016 tarihli yazısında da davacının 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre mülteci olmak için gerekli kriterleri taşımadığı kanaatine varılarak dosyasının 05/01/2016 tarihinde kapatıldığı anlaşılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Soering/Birleşik Krallık davasında belirttiği üzere, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebilecektir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12 Ocak 1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
Davalı idarece, menşe ülke araştırmasına göre İran Ceza Kanunlarında sadece din değiştirmeye açıkça ceza öngören bir madde bulunmadığının, İran Anayasası'nın Zerdüştleri, Yahudileri ve Hristiyanları dini azınlık olarak tanıdığı ve ibadetlerini yapmalarına müdahale etmeksizin izin verdiğinin, İslam dinine ve dince kutsal sayılan değerlere hakaret fiilinin suç sayıldığının, din değiştirenlerin propaganda yapmadıkları, bireysel yaşantılarına devam ettikleri sürece herhangi bir sorun yaşamadıklarının belirtildiği görülmektedir.
Somut olayda ise, davacının din değiştirdiğinden bahisle uluslararası koruma talebinde bulunduğu, geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunda maddi gerekçelere dayanılmadığı gibi, davacı tarafından, menşe ülkesinde hakkında cezai soruşturma bulunduğu ya da ceza tehditi altında olduğuna dair iddialarda bulunulmasına rağmen, bu iddialara yönelik herhangi bir somut bilgi ve belgenin bulunmadığı görülmekte, iddiaların soyut kaldığı, ayrıca 09/12/2011 tarihinde ülkemize yasal yollardan giriş yapan davacının 03/04/2013 tarihine kadar koruma talep etmediği de göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu iddialara yönelik olarak gerçek bir risk durumunun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede yukarıda yer verilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye'nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın iptali yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davalı İSTİNAF İSTEMİNİN KABULÜNE, Ankara 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 06/10/2016 gün ve E:2016/1118, K:2016/2680 sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesi uyarınca yeniden yapılan inceleme sonucunda DAVANIN REDDİNE, mahkeme safhasına ait aşağıda dökümü yapılan 90,40-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarenin harçtan muaf olması nedeniyle tahsil edilemeyen istinaf safhasına ait 85,70-TL başvuru harcının davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, 58,00-TL posta gideri ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 990,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın istinaf başvurusunda bulunan davalı idareye iadesine, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olarak 27/09/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)