(2577 S. K. m. 45, 46)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, yönetimindeki B Tipi Tahvil ve Bono Fonunun 2012 takvim yılına ilişkin Bs formlarını kanuni süresinde elektronik ortamda vermediğinden bahisle 2012 takvim yılı tüm dönemleri için kesilen özel usulsüzlük cezalarını ihtiva eden ihbarnamelerin iptali istemiyle açılan davanın, "...yayımlanan VUK Genel Tebliğlerinde, mükellef kurumun, faaliyet konusuyla ilgili olarak yapmış olduğu satış ve hizmetlere ilişkin dekont bilgilerini Bs formuyla bildirmesine gerek bulunmayan kurumlar içerisinde sayıldığı, bunun yanında, kurumun uyuşmazlık konusu dönemde Bs formuyla bildirilmesi gereken başkaca satışı bulunduğuna dair davalı idarece yapılmış herhangi bir tespitin de olmadığı..." gerekçesiyle kabulüne karar veren İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nin 30/05/2017 tarih ve E:2016/2863, K:2017/1229 sayılı kararının, davalı idare tarafından, mükellef kurumun ilgili döneme ilişkin Tebliğde belirtilen hadlerin altında kalması sebebiyle bildirilecek alım-satımı bulunmasa dahi vermesi gereken bildirim formlarını kanuni süresinde elektronik ortamda vermediği sabit olduğundan kesilen özel usulsüzlük cezasını Kanun ve ilgili genel tebliğler uyarınca yasal ve yerinde olduğu, bu sebeple vergi mahkemesi kararının hukuka uygun olmadığı, istinaf yoluyla kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
CEVAP DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Davacı kurumun, Bs formu verme yükümlülüğü bulunmadığı, kesilen cezaların hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi'nce; dosyadaki belgeler incelenip istinaf başvurusu hakkında gereği görüşüldü:
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine başvurulabileceği; 2. fıkrasında, istinafın, temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu; 3. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği; 4. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu halde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği; 6. fıkrasında da, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, istinaf istemine konu kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve istinaf başvurusunda ileri sürülen sebepler ile dosyada mevcut bilgi-belgeler kapsamında, ortada, kararın kaldırılmasını gerektiren nitelikte bir neden bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun reddine, başvuru aşamasında yapılan40,50-TLtutarındaki yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta avanslarının Mahkemesince yatıran tarafa iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, dava konusu tutar 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/b bendinde düzenlenen parasal sınırı aşmadığından, aynı Yasanın 45/6. maddesi uyarınca kesin olarak 29.12.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Yetki" başlıklı mükerrer 257'nci maddesinin 4 üncü fıkrasında, "...vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığı'nın yetkili olduğu.." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun mükerrer 355 inci maddesinde, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257 nci maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257 nci madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlar hakkında özel usulsüzlük cezası kesileceği belirtilmiştir.
Vergi Usul Kanununun 148,149 ve mükerrer 257 nci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden çıkarılan 362 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını "Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)" ile; mal ve hizmet satışlarını ise "Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)" ile bildirmeleri hususunda yükümlülük getirilmiş, 6.2.2008 günlü ve 26779 sayılı resmi Gazetede yayımlanan 381 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle ise bilanço esasına göre defter tutan ve beyannamelerini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükelleflere, 2008 yılı ve müteakip yıllarda düzenleyecekleri Ba ve Bs bildirim formlarını aylık dönemler halinde elektronik ortamda gönderme hususunda zorunluluk getirilmiştir.
396 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin "1-KAPSAM" başlıklı bölümünde bildirim zorunluluğunun bilanço esasına göre defter tutan mükellefleri kapsadığı açıklandıktan sonra bazı mükellefler faaliyet konuları itibarıyla söz konusu yükümlülükten kısmen muaf tutulmuş, kurumlar vergisinden muaf olan mükellefler ve noterlerin ise bildirim zorunluluğu bulunmadığı belirtilmiştir. Tebliğin 3.2.4 numaralı bendinde ise, bildirim verme yükümlülüğünde olan ancak tüm alış ve satışları belirtilen hadlerin altında kalan mükelleflerin söz konusu formları Tablo II dışındaki tüm bilgileri doldurmak suretiyle vermek zorunda oldukları belirtilmiştir.
Bu düzenlemeyle, kurumlar vergisinden muaf olanlar ve noterler dışındaki, bilanço usulüne göre defter tutan mükelleflerin herhangi bir alış veya satışları olmasa ya da tüm alış ve satışları belirlenen hadlerin altında kalsa bile bildirim formlarını vermek zorunda oldukları kabul edilmiş, tebliğde sayılan bazı işlemler bildirim zorunluluğu dışında bırakılmış, bu işlemler dışındaki işlemlerin ise genel esaslar çerçevesinde Ba ve Bs formlarıyla bildirileceği kuralı getirilmiştir. Zira, bazı işlemleri bildirim zorunluluğu kapsamından çıkarılan mükelleflerin bu kapsam dışı işlemlerinden başka herhangi bir alım satımları bulunmaması halinde bildirimde bulunmak zorunda olmadıklarının ve bunun sonucu olarak bildirim zorunluluğuna uymamanın yaptırımı olan özel usulsüzlük cezasının kesilebilmesi için mükellefin bildirilmesi zorunlu alış veya satışının bulunduğunun İdarece tespit edilmesi gerektiğinin kabulü, bu hususta mükelleflere bildirim zorunluluğu getirilişinin amacına uygun düşmeyecektir.
Bu nedenle, ilgili dönem Bs formunu elektronik ortamda süresinde vermesi gereken davacı adına özel usulsüzlük cezası kesilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, aksi yönde verilen Vergi Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)