İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket tarafından; mevzuata aykırı şekilde değerleme raporu düzenlendiği gerekçesiyle 6362 sayılı Kanunun 103. maddesi uyarınca 107.087,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin 03.07.2015 tarih ve 868 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu kararının; savunma hakkının kısıtlandığı, değerleme raporlarında bulunması gereken asgari hususları düzenleyen kurul ilke kararının Uluslararası Değerleme Standartları'nın önüne geçtiği ve Uluslararası Değerleme Standartları'nın rapor standartları açısından uygulanma niteliği bulunmadığı, her bir rapor bazında ayrı ayrı para cezası uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, ceza verilmeden önce uyarı yapılması gerekirken yapılmadığı, aykırılık olarak tespit edilen hususların tamamen usuli işlemlere ilişkin olduğu ve raporun kullanımına bağlı olarak yaratacağı etkiye bir katkısının olmadığı, raporlarda yer verilen bir ifadenin bir çok şirket tarafından raporlarda kullanılan yaygın bir ifade olduğu ve kurul tarafından bugüne kadar eleştiri konusu yapılmadığı, raporların sorumlu değerlendirme uzmanları tarafından imzalandığı, profesyonel yardım alınan kişilerin değerleme uzmanı ile birlikte isimlerine raporda yer verilmesinin mevzuata aykırı olmadığı iddia edilerek iptali istemiyle açılan davada; davalı idarece mevzuatın tanıdığı yetki kapsamında yapılan denetim sonucunda, davacı şirketin düzenlediği 5 adet gayrimenkul değerleme raporu için; raporun değerleme uzmanı olmayan kişiler tarafından imzalandığı, değerleme hizmetine ilişkin imzalanan sözleşmede değerleme uzmanı olmayan kişilerin görevlendirildiği ve değerleme hizmeti için tahsis edilecek çalışma sürelerinin kişi bazında belirlenmediği, değerleme konusu varlıklarda hukuki sorunların olmadığı varsayımı ile değerleme yapılarak açık ve belirli olmayan değerleme raporu düzenlendiği, değerleme raporunda seçilen yöntem hususunda yeterli açıklamaların yapılmadığı, değer takdirinin tespitine ilişkin izlenen yöntemlerin tutarlı ve mantıklı şekilde iletilmediği, değerlemeyi yapan değerleme uzmanlarının değerleme lisanslarının örneklerinde rapor ekinde yer verilmediği, mevzuat uyarınca alınması gereken izinler kapsamında yapı ruhsatının alınması gerektiği hususuna raporda yer verilmediği, değerleme raporunda nakit/gelir akımları analizinin kullanımının değerlendirilmediği ve bu analiz yönteminin kullanılmamasının gerekçelerine raporda yer verilmediği, değerleme raporunda müşterinin talebi üzerine kira değeri analizinin kullanılmadığı ve bu durumun değerleme faaliyetinde bağımsız ve objektif davranıldığına dair şüphe oluşturduğu, değerleme raporunda yapı sınıfı, birim maliyet ve aşınma payı oranının belirlenmesini destekleyen sebeplere yer verilmediği ve değerleme sonucunda ulaşılan değer takdiri konusunda şüphe oluştuğu, amortisman oranlarının dikkate alınmasında mevzuata aykırılık olduğu, değerleme raporunun bulunması zorunlu asgari unsurları içermediği, çeşitli ifade hatalarının mevcut olduğu, direkt gelir kapitalizasyonu oranının nasıl hesaplandığına ilişkin gerekli açıklamanın yapılmadığı ve yapılan hesaplamanın yanlış olduğu, bu hususun değerleme sonucunun doğruluğu hususunda tereddüt oluşturduğu, kira gelirlerinin belirlenmesinde emsal kullanılmamasının nedenlerine raporda yer verilmediği, kamuya açıklanan bilgilerde düzeltme yapıldığı, değerlemeye konu taşınmazlar arasında yer alan iki adet taşınmazın hesaplamada dikkate alınmadığı hususlarının tespit edildiği, tespit edilen bu hususların Kurul tarafından yürürlüğe konulan Seri:VIII, No:35 sayılı Tebliğe, Seri:VIII, No:45 sayılı Tebliğe ve 20.07.2007 tarih ve 27/781 sayılı Sermaye Piyasası Kurulu ilke kararı ile belirlenen "Değerleme Raporlarında Bulunması Gereken Asgari Hususlar"a aykırılık taşıdığı sonucuna varıldığından, davacı şirketin mevzuata aykırı şekilde değerleme raporu düzenlemek fiili nedeniyle 107.087,00-TL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, bu nedenle davacı şirketin ödenen idari para cezasının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi isteminin de yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak Ankara 5. İdare Mahkemesi'nce verilen 14/12/2016 tarih ve E:2015/2269, K:2016/5350sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın kaldırılması ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 17. maddesi uyarınca, davacının istinaf aşamasındaki duruşma istemi uygun görülmediğinden, işin esasına geçilmek suretiyle, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek, gereği görüşüldü:
Ankara 5. İdare Mahkemesi'nce verilen 14/12/2016 tarih ve E:2015/2269, K:2016/5350 sayılı karar usul ve hukuka uygun olup istinaf başvurusunun kabulünü gerektiren bir neden bulunmadığından, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine, yargılama giderlerinin başvuruda bulunan taraf üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan miktarın istenilmesi halinde ilgili tarafa iadesine, 2577 sayılı Yasanın değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay ilgili Dairesine temyiz yolu açık olmak üzere, 06/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)