İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, …. vergi kimlik numaralı mükellefiyetinin iktisadi işletme olarak değiştirilmesine dair işlemin ve 2010/1 ila 12 dönemlerine ilişkin olarak adına düzenlenen 20161230/1 ila 12 sayılı ihbarnamelerle tarhedilen bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin iptali istemiyle açılan davanın, mükellefiyet tesisi yönünden; "...vakıf olarak faaliyetini sürdürebilmesi için tüzüğünde yazılı gelirler dışında geliri olmadığı anlaşılan davacı vakfın, vakıf üyesi dışındaki kişilere gelir sağlama amacına yönelik olarak ve devamlılık arz edecek şekilde hizmet sunduğuna dair hukuken geçerli somut bir tespit olmadan, iktisadi işletme işlettiği tespit ve iddiası ile re’sen davacı vakıf adına kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı", cezalı tarhiyat yönünden; "...davacı adına yapılan tarhiyata esas teşkil eden takdir komisyonu kararının dayanağı olan davacı hakkında kira gelirlerinden herhangi bir vergi tevkifatı yapmadığı ve öğrenci velilerinden bağış toplanmasına rağmen kurumlar vergisi mükellefiyeti açmayarak vergi kaybına yol açtığı gerekçesiyle düzenlenen 28.12.2016 tarih ve 2016-A-882/10 sayılı vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmediğinin anlaşıldığı, bu durumda davacının savunma hakkının engellendiği tartışmasız olup, sadece takdir komisyonu kararı ile vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilmek suretiyle davacıya bildirilen tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle kabulü yönünde verilen İstanbul 8. Vergi Mahkemesi'nin 28/09/2017 tarih ve E:2017/216, K:2017/1717 sayılı kararının, davalı idare vekilince, davacı hakkında düzenlenen vergi tekniği raporuna göre kira geliri elde ettiği ve öğrenci velilerinden bağış adı altında dahi olsa bedel alınması nedeniyle anılan vakfa bağlı bir iktisadi işletme oluştuğu, vergi tekniği raporu done alınarak yapılan tarhiyatın hukuka uygun olduğuileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
CEVAP DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi'nce; dosyadaki belgeler incelenip istinaf başvurusu hakkında gereği görüşüldü:
İstinaf, davacının, ….. vergi kimlik numaralı mükellefiyetinin iktisadi işletme olarak değiştirilmesine dair işlemin ve 2010/1 ila 12 dönemlerine ilişkin olarak adına düzenlenen 20161230/1 ila 12 sayılı ihbarnamelerle tarhedilen bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin iptali istemiyle açılan davanın, yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne karar veren ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1.fıkrasında; idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine başvurulabileceği; 2.fıkrasında, istinafın, temyizin şekli ve usullerine tabi olduğu; 3. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği; 4. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu halde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği; 6. fıkrasında ise, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir hükümleri yer almaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, 31.12.2015 tarih ve BGB-B-856/136-92 sayılı müfettişlik yazısı ile 2010 yılı hesap dönemi ile ilgili olarak yürütülen vergi incelemesinin henüz sonuçlanmaması ve incelemenin zamanaşımlı olması nedeniyle sağlıklı vergi incelemesi yapılabilmesi için 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 30/6 maddesi gereğince dönem matrahlarının takdiri için takdir komisyonuna sevk edildiği, bilahare düzenlenen 28.12.2016 tarih ve 2016-A-882/10 sayılı vergi tekniği raporuna göre, davacının, sahibi olduğu taşınmazların tevkifat sorumluluğu olmayan kişi ve kurumlara kiraya verilmiş olması nedeniyle 2010 yılında elde ettiği gelirler ve vakıf lisesinde eğitim öğrenim gören öğrencilere verilen hizmet bedeli olarak öğrenci velilerinden bağış adı altında tahsil edilen ücretler neticesinde faaliyetlerinin iktisadi işletme önem ve genişliğinde olduğu, bu sebeple adına kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilmesi gerektiğinin belirtildiği, bu rapor gereğince davacının ..... vergi kimlik numaralı mükellefiyetinin iktisadi işletme olarak değiştirildiği, ayrıca rapordaki veriler done alınarak tesis edilen takdir komisyonu kararları gereğince 2010/1 ila 12 dönemlerine ilişkin olarak davacı adına bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarının yapıldığı, bunun üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
1-Davanın, davacı faaliyetleri sonucu iktisadi işletme şartları oluştuğundan bahisle tesis edilen mükellefiyete ilişkin kısmı için;
Davacı hakkında düzenlenen 28.12.2016 tarih ve 2016-A-882/10 sayılı vergi tekniği raporunda davacının, sahibi olduğu taşınmazların tevkifat sorumluluğu olmayan kişi ve kurumlara kiraya verilmiş olması nedeniyle 2010 yılında elde ettiği gelirler ve vakıf lisesinde eğitim öğrenim gören öğrencilere verilen hizmet bedeli olarak öğrenci velilerinden bağış adı altında tahsil edilen ücretler neticesinde faaliyetlerinin iktisadi işletme önem ve genişliğinde olduğu belirtildiğinden, dava konusu mükellefiyet tesisine sebep olarak gösterilen bu iki faaliyetin davacı açısından iktisadi işletme oluşturmaya yeterli olup olmadıklarının irdelenmesi gerekmektedir.
1-a) Davacının, sahibi olduğu taşınmazların tevkifat sorumluluğu olmayan kişi ve kurumlara kiraya verilmiş olması nedeniyle 2010 yılında elde ettiği gelirler yönünden;
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde; dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin kazançlarının kurumlar vergisine tabi olduğu hükme bağlandıktan sonra, 2. maddesinin 5. fıkrasında; dernek veya vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları dışında kalan ticarî, sınaî ve ziraî işletmelerin dernek veya vakıfların iktisadî işletmeleri olduğu, aynı maddenin 6. fıkrasında da; dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmelerin kazanç amacı gütmemelerinin, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunmasının, tüzel kişiliklerinin olmamasının, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmamasının mükellefiyetlerini etkilemeyeceği, mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olmasının, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadî niteliğini değiştirmeyeceği hükme bağlanmıştır.
1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin 2.4 bölümünün 5. fıkrasında; İktisadi işletmenin belirlenmesinde Kanunun 2. maddesinin 5. fıkrasında belirlenen koşulların dikkate alınacağı, işletmelerin belirgin özelliklerinin bağlılık, devamlılık ve faaliyetin ticari, sınai veya zirai bir mahiyet arz etmesi olduğu, diğer bir anlatımla iktisadi işletmenin unsurlarının, ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetler olduğu, Kanunun, bu gibi halleri tek tek saymak yerine, dernek ya da vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsama aldığı belirtilmiştir.
Öte yandan; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1/1-3.maddesinin (g) alt bendinde; genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyeler ve köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere, üniversitelere, dernek ve vakıflara, her türlü mesleki kuruluşlara ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşların veya bunlara ait veya tabi diğer müesseselerin ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikteki teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu, 2.fıkrasında; ticari, sınai, zirai faaliyet ile serbest meslek faaliyetinin devamlılığı, kapsamı ve niteliği Gelir Vergisi Kanunu hükümlerine göre; Gelir Vergisi Kanunu'nda açıklık bulunmadığı hallerde, Türk Ticaret Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre tayin ve tespit edileceği, 3.fıkrasında da, bu faaliyetlerin kanunların veya resmi makamların gösterdiği gerek üzerine yapılması, bunları yapanların hukuki statü ve kişilikleri, Türk tabiyetinde bulunup bulunmamaları, ikametgah veya işyerlerinin yahut kanuni merkez veya iş merkezlerinin Türkiye'de olup olmaması işlemlerin mahiyetini değiştirmeyeceği ve vergilendirmeye mani teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesinin 1. fıkrasında; kamu idare ve müesseselerinin, iktisadi kamu müesseselerinin, sair kurumların, ticaret şirketlerinin, iş ortaklıklarının, derneklerin, vakıfların, dernek ve vakıfların iktisadi işletmelerin, kooperatiflerin, yatırım fonu yönetenlerin, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabının, zirai kazançlarını bilanço veya zırai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin bu maddede yazılı bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları, aynı maddenin 5/b bendinde; vakıflar (mazbut vakıflar hariç) ve derneklere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden ödemeyi yapanlarca gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun geçici 2. maddesinin 01/01/2016 tarih ve 29580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25/12/2015 tarih ve 6655 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değiştirilen 1. fıkrasında; 1/1/2008-31/12/2020 tarihleri arasında, dernek veya vakıflarca elde edilen Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinin (5) numaralı bendi ve geçici 67. maddesi kapsamında kesinti suretiyle vergilendirilmiş kazanç ve iratlar dolayısıyla iktisadi işletme oluşmuş sayılmayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Değinilen kurallar uyarınca iktisadi işletme, devamlılık arz eden ticari, sınai ve zirai bir faaliyetin bulunması halinde söz konusu olabileceği gibi faaliyetin, sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmının yerine getirilmesi olarak tanımlanan ticari organizasyonu gerektirmesi veya amacının ticari olması durumunda da kabul edilebilmektedir.
Olayda; Gelir Vergisi Kanunu'nun 70.maddesinde düzenlenen gayrimenkul sermaye iradı kapsamında kira geliri elde eden davacının; ticari, sınai ve zirai bir faaliyetinin bulunduğu yolunda bir tespite yer verilmemiş olup, tanımı gereği belirli bir süreyi kapsaması zorunlu olan kiralama işleminin devamlılık unsurunu içeren bu niteliği, tek başına, faaliyetin ticari işletme olduğunu kabule yeterli olmayacaktır.
Kaldı ki, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun geçici 2. maddesine göre, davacı vakfın tevkifat sorumluluğu olan kişi ve kurumlara kiraya verilen taşınmazları nedeniyle 1/1/2008-31/12/2020 tarihleri arasında elde ettiği gelirleri üzerinden Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinin (5) numaralı bendi ve geçici 67. maddesi kapsamında kesinti yapılmış olması halinde iktisadi işletme oluşmuş sayılmayacağı ortada iken, davacı vakfın tevkifat sorumluluğu olmayan kişi ve kurumlara kiraya verdiği taşınmazları nedeniyle elde ettiği gelir nedeniyle bünyesinde iktisadi işletme oluştuğundan söz edilmesi anılan Kanun maddesi ile getirilen düzenlemenin amacına aykırılık teşkil edecektir.
1-b) Davacı vakfa ait lisede öğrenim gören öğrencilerin velilerinden alınan bağışlar yönünden;
5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 2. maddesinde; azınlık okulları; Rum, Ermeni ve Musevî azınlıklar tarafından kurulmuş, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış ve kendi azınlığına mensup Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin devam ettiği okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim özel okulları olarak tanımlanmış olup, 5-1/c maddesinde; azınlık okullarının 23/8/1923 tarihli ve 340 sayılı Kanuna bağlı Antlaşmanın 40 ve 41. maddeleriyle ilgisi bulunan okulların özellik göstermesi gereken hususların yönetmelikle tespit edileceği, bu yönetmeliğin, ilgili ülkelerin bu konulardaki mütekabil mevzuat ve uygulamaları dikkate alınmak suretiyle hazırlanacağı, Yönetmelikte belirtilmeyen hususlarda resmî okullar mevzuatının uygulanacağı, bu okullarda yalnız kendi azınlığına mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çocuklarının okuyabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 28. maddesinin 2. fıkrasında; azınlık okullarında yönetici ve öğretmen görevlendirilmesi hakkındaki esasların belirlendiği, buna göre aynı fıkranın (a) bendinde; (Değişik:RG-4/7/2015-29406) Türkçe ve Türkçe kültür dersi öğretmenlerinin, 20/5/1955 tarihli ve 6581 sayılı Azınlık Okulları Türkçe ve Türkçe Kültür Dersleri Öğretmenleri Hakkında Kanun hükümlerine göre okul müdürlüğünün teklifi, valiliğin onayı ile en fazla 5 yıl süre ile görevlendirilebileceği, bu öğretmenlerin görev sürelerinin, okul müdürlüğünün teklifiyle uzatılabileceği, bunlardan biri, okul müdürlüğünün görüşü alınarak valilikçe müdür başyardımcısı olarak görevlendirileceği, (b) bendinde; azınlık okullarının bir kısmında kültür anlaşmaları gereğince veya mütekabiliyet esasına göre Bakanlıkça evrakı incelenmek ve uygun görülmek kaydıyla yabancı uyruklu öğretmenlere de görev verilebileceği, (c) bendinde; okullarda görevlendirilecek diğer yönetici ve öğretmenlerin, benzeri resmî okullarda öğretmenlik yapma şartlarını taşıyanlar arasından seçileceği, 50. maddesinin 1. fıkrasında; azınlık okullarında, seviyesine göre resmî okullarda okutulan dersler ve öğretim programları ile haftalık ders dağıtım çizelgelerinin uygulanması esas olduğu, 2. fıkrasında; bu okullarda, ilgili ülkelerdeki mütekabil mevzuat ve uygulamalar da dikkate alınarak derslerden hangilerinin öğretiminin Türkçeden başka bir dille yapılabileceğinin Bakanlıkça kararlaştırılabileceği, bu derslerin çeşitlerinde ve programlarında yine aynı yolla değişiklik yapılabileceği, 3. fıkrasında; Türkçeden başka bir dilin öğretimi için izin verilen derslere ayrılacak haftalık ders saatine mukabil Türkçe okutulacak derslerin saati ve sayısı Bakanlıkça tespit edileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
6581 sayılı Azınlık Okulları Türkçe ve Türkçe Kültür Dersleri Öğretmenleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde; azınlık okullarının Türkçe ve Türkçe kültür dersleri, Maarif Vekaleti Teşkilat kanunlariyle muayyen kadrolara, memurin ve barem kanunlarına göre tayin edilen öğretmenler tarafından tedris olunacağı belirtilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri kapsamında azınlık okullarının statü ve özel şartları nazara alındığında; bu okullara tabi olduğu azınlığa mensup olmayan herhangi bir öğrencinin kabul edilmediği, özel yarışma sınavı ya da ihtiyari olarak istediği öğrencileri alma gibi bir seçimlik haklarının bulunmadığı, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı devlet okullarında olduğu gibi okula kayıt yaptırmak isteyen azınlığa mensup tüm öğrencilerin okula kabul edilmesinin zorunlu olduğu, bu yönüyle devlet okullarına benzerliğinin dikkat çekici olduğu, bu özelliği gereği azınlık okullarının arz ve talep bakımından sınırlı bir azınlığa hitap ettiği, bu hizmetlerin ancak belli bir etnik mensubiyete ve aidiyete sahip kişilerce üretilip tüketilebileceği, dolayısıyla piyasa ekonomisinin arz talep mekanizmasının işlerliğiyle belirlenen piyasa fiyatının bu okullar bakımından geçersiz olduğu, bu okullar açısından piyasaya giriş ve çıkışın piyasasının öngördüğü serbestliğe ve esnekliğe sahip olmadığı, yasalarda mobilitenin sınırlandırıldığı, azınlığa mensup olmayan diğer müteşebbislerce bu piyasaya girişin ilgili yasalarla yasaklanmış olduğu, herhangi bir ücret tarifesinin bulunmadığı ve okula kayıt yaptırmak isteyen azınlığa mensup bireylerin herhangi zorunlu bir ücrete tabi tutulmadığı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bu okullarda Türkçe ve Türkçe Kültür Derslerinin okutulması için görevlendirilen öğretmenlerin maaş ödemelerinin genel bütçeli idare olan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından karşılandığı, bu nedenlerle piyasa ekonomisine ticari gaye ile katılan, ücret karşılığı eğitim veren ve vergi mükellefiyeti bulunan diğer özel eğitim kurumlarından önemli ölçüde farklılık arz ettiği görülmektedir.
Ayrıca dayanak vergi inceleme raporu ekinde ibraz edilen bağış listesi incelendiğinde, vakfa bağlı lisede okuyan öğrenci velileri tarafından vakfa yapılan bağış tutarlarının ve bağış yapılma zamanlarının değişkenlik gösterdiği, bazı veliler tarafından düzenli bağış yapılırken bazı veliler tarafından arada bir bağış yapıldığı, bunun da vakıf tarafından verilen eğitim hizmetinin bir ücret tarifesine bağlanmadığını gösterdiği, diğer taraftan toplanan bağış tutarının günümüzde özel okullar tarafından verilen eğitim hizmeti karşılığında yapılan masraflar karşısında çok cüzi tutarda kaldığı, bu durumun da verilen eğitim hizmetine ilişkin masrafların büyük bir kısmının bağlı olunan vakıfça finanse edildiğini gösterdiği, dolayısıyla verilen eğitimin karşılığı olmamakla birlikte veliler tarafından yapılan söz konusu bağışların ancak vakfın bu eğitim faaliyetinin desteklenmesi amacına yönelik olabileceği, böylece davacı vakfın kar elde etme gibi bir amacının da olmadığı sonucuna varılmıştır.
Buna göre; sadece Türkiye vatandaşı olan Ermeni cemaatine mensup bireylerin çocuklarının faydalanabilmesi için üretilen bu hizmetin piyasa talebine kapalı olması, Türk uyruklu Ermeni azınlığına mensup olmayan diğer müteşebbislerce bu piyasaya girişin yasaklanmış olması, vakıf lisesinin Türkiye vatandaşı olan Ermeni cemaatine mensup bireylerin çocuklarını kabul zorunluluğu bulunması, bu okullar açısından piyasaya giriş ve çıkışın piyasasının öngördüğü serbestliğe ve esnekliğe sahip olmaması gibi hususlar göz önüne alındığında, 1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin iktisadi işletme için şart koştuğu "üretilen hizmetin tedavül ekonomisine katılımı" kriterinin yerine getirilmemiş olduğu, ayrıca yukarıda bahsedildiği üzere piyasa ekonomisine ticari gaye ile katılan, ücret karşılığı eğitim veren ve vergi mükellefiyeti bulunan diğer özel eğitim kurumlarından önemli ölçüde farklılık arz ettiği görülmekte olup, bu şartlarda davacı vakıf bünyesindeki okul nedeniyle iktisadi işletmenin oluştuğundan söz edilemeyecektir.
Sonuç olarak; söz konusu vakıf okulunun Lozan Barış Sözleşmesi gereğince Türkiye vatandaşı olan Ermeni cemaati mensuplarının eğitim hizmeti ihtiyacını gidermeye yönelik olarak ticari gaye gütmeksizin kurulan ve eğitim verdiği öğrencilerden özel okullarda olduğu gibi belirli bir ücret almayan eğitim kurumu olduğu, öte yandan sahibi olduğu taşınmazların kiraya verilmesi neticesinde kira geliri elde eden davacı vakfın, ticari, sınai ve zirai bir faaliyetinin bulunduğu yolunda başkaca bir tespite yer verilmediği, tanımı gereği belirli bir süreyi kapsaması zorunlu olan kiralama işlemlerinin devamlılık unsurunu içeren bu niteliğinin, tek başına, faaliyetin ticari işletme olduğunu kabule yeterli olmayacağı anlaşılmakla birlikte, olayda davacının mükellefiyetinin iktisadi işletme olarak değiştirilmesi için gerekli koşulların oluşmadığı sonucuna varıldığından, davacı hakkında düzenlenen vergi tekniği raporuna istinaden davacının sahibi olduğu taşınmazları kiralamak suretiyle gelir elde ettiğinden ve vakıf lisesinde eğitim öğrenim gören öğrencilere verilen hizmet bedeli olarak öğrenci velilerinden bağış adı altında ücret tahsil ettiğinden bahisle adına iktisadi işletme şeklinde mükellefiyet tesis edilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
2-Davanın, dava konusu cezalı katma değer vergisi tarhiyatlarına ilişkin kısmı için;
İş bu kararımız ile dava konusu mükellefiyet tesisi işlemi iptal edildiğinden, davalı idarece bu mükellefiyete dayalı olarak yapılan dava konusu cezalı tarhiyatlarda da hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf istemine konu; İstanbul 8. Vergi Mahkemesi'nin 28/09/2017 tarih ve E:2017/216 K:2017/1717 sayılı kararında yasada sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından ve istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar da söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden istinaf isteminin yukarıda belirtilen gerekçeler ile reddine, istinaf aşamasında yapılan 53,00-TL istinaf yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta avanslarının Mahkemesince yatıran tarafa iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, dava konusu tutar 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/b bendinde düzenlenen parasal sınırı aşmadığından, aynı Yasanın 45/6. maddesi uyarınca kesin olarak, 25/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)