(213 S. K. m. 160, Mük. m. 257, 355) (2577 S. K. m. 5, 31, 38) (6100 S. K. m. 166)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket adına, 2009/1, 2, 3, 5, 11, 11; 2009/1-3; 2010/1-12, 2011/4-6,10-12; 2011/6, 8, 11; 2010/2, 3, 3, 5, 10, 11 ve 2011/1-12. dönemlerine ilişkin muhtelif vergi beyannamelerini elektronik ortamda vermediğinden bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının iptali istemiyle açılan davada; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355 maddesinde 16/06/2009 ve 5904 sayılı Kanunun 22. maddesiyle 01/08/2009 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yapılan değişiklikle mükelleflere ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca yapılan düzenleyici idari işlemlerle duyurulması halinde ilgililere ayrıca yazılı olarak bildirilme şartının aranmayacağının belirtildiği, buna göre 2009/1-5 ve 2009/1-3 dönemleri için her hangi bir bildirim yapılmadan kesilen özel usulsüzlük cezalarında hukuka uyarlık bulunmadığı; 2009/11,11; 2010/1-12; 2011/4-6, 10-12; 2011/6,8,11; 2010/2, 3, 3, 5, 10, 11 ve 2011/1-12 dönemleri için kesilen özel usulsüzlük cezalarına gelince; ceza kesilen fiillerin anılan düzenlemenin yürürlük tarihinden sonra işlendiği ve fiillerin işlendiği tarihte söz konusu düzenlemenin yürürlükte olduğu göz önüne alındığında, bu dönemler için kesilen cezalarda hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu işlemlerin kısmen iptaline; kısmen de davanın reddine dair Ankara 2. Vergi Mahkemesi'nin 18/09/2015 gün ve E:2015/1455, K:2015/1907 sayılı kararının, davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrası ile vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasının; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara 4. Vergi Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Yetki" başlıklı mükerrer 257. maddesinin 4. fıkrasında, " ... vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığı'nın yetkili olduğu" hükmüne yer verilmiş, aynı Kanunun mükerrer 355. maddesinde, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlar hakkında özel usulsüzlük cezası kesileceği belirtilmiştir.
213 sayılı Kanunun 160'ıncı maddesinin 1'inci fıkrasında; 153'üncü maddede yazılı mükelleflerden işi bırakanların, keyfiyeti vergi dairesine bildirmeye mecbur olduğu, aynı Kanun maddesinin 2. fıkrasında, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi veya başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiğinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen rapor ile tespit edilmesi ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediğinin raporda belirtilmesi halinde, mükellefin (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolunacağı ve mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; Kızılbey Vergi Dairesince davacının işyeri adresinde yapılan 07/05/2008 tarihli yoklamada şirketin adresinde faaliyetine devam etmediğinin, 31/12/2007 tarihi itibariyle faaliyetini terk ettiğinin saptandığı; 03/11/2008 tarihinde yapılan ikinci yoklamada ise, şirketin adresinde bulunmadığının tespiti üzerine Kızılbey Vergi Dairesince 05/11/2008 tarih ve 2723 sayılı servis notuna istinaden şirketin 01/06/2008 tarihi itibariyle Ulus Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne resen naklinin gerçekleştirildiği; Ulus Vergi Dairesince yapılan 12/01/2012 tarihli yoklamada ise şirketin faaliyette olduğunun tespiti üzerine Kızılbey Vergi Dairesince davacının 01/06/2008 tarihinden geçerli olmak üzere faaliyetine devam ettiği kabul edilerek, uyuşmazlık konusu dönemlere ilişkin muhtelif beyannamelerini elektronik ortamda vermediğinden bahisle Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezalarının kesildiği; öte yandan, davacı Şirket adına 2011/1-3 dönemi kurumlar geçici vergisi beyannamesini vermediğinden bahisle kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı açılan davada Ankara 6. Vergi Mahkemesince; 2008 tarihli yoklama tutanaklarından sonra başka bir adreste faaliyetini devam ettiğine dair bilgi edinilmeyen şirketin mükellefiyetinin nakil tarihi itibariyle resen terkin edilmesi gerektiğinden, uyuşmazlık konusu dönemde anılan faaliyetten dolayı Kızılbey Vergi Dairesi Müdürlüğü'nde mükellefiyet kaydı bulunmayan davacının o tarihte elektronik ortamda beyanname vermesi hukuki ve fiili olarak imkansız olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen 26/01/2015 gün ve E:2014/8040, K:2015/102 sayılı kararın da, Ankara Bölge İdare Mahkemesi (kapatılan) 2. Kurulunun 11/06/2015 gün ve E:2015/2720, K:2015/3801 sayılı kararıyla onandığı ve karar düzeltme başvurusunda bulunulmamak suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda; 01/06/2008 tarihi itibariyle mükellefiyet kaydının re'sen terki gerektiği kesin hükümle ortaya konulan davacı adına sonraki dönemler için kesilen özel usulsüzlük cezalarında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Mahkemenin vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasına gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinde her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı, ancak aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabileceği; "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun Uygulanacağı Haller" başlıklı 31. maddesinde, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sükununu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuku Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı; "Bağlantılı Davalar" başlıklı 38. maddesinde ise, aynı maddi veya hukuki sebepten doğan ya da biri hakkında verilecek hükmün, diğerini etkileyecek nitelikte olan davaların bağlantılı davalar olduğu; İdare Mahkemesi, vergi mahkemesi veya Danıştay'a veya birden fazla idare veya vergi mahkemelerine açılmış bulunan davalarda bağlantının varlığına, taraflardan birinin isteği üzerine veya doğrudan doğruya mahkemece karar verileceği hükme bağlanmış, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davaların Birleştirilmesi" başlıklı 166. maddesinde ise, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebileceği; birleştirme kararının, ikinci davanın açıldığı mahkemece verileceği ve bu kararın, diğer mahkemeyi bağlayacağı, hükmü yer almıştır.
2577 sayılı Kanununun yukarıda bahsedilen 31. maddesinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na gönderme yapılan konular arasında "davaların birleştirilmesi" müessesesi yer almadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166. maddesinin idari davalarda uygulanabilmesi yasal olarak olanaklı bulunmadığı gibi, 2577 sayılı Kanunun 38. maddesinde de bağlantılı davaların bileştirilebileceğine dair bir hükme yer verilmediğinden, Mahkemece ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesinde usule uyarlık bulunmamakla birlikte, Mahkemece karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde ve ayrılmasında ücret" başlığını taşıyan 8. maddesinde, bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunacağı belirtildiğinden, işbu davada, birleştirilen her bir dava dosyası için ayrı (toplam 750x19=14,250 TL) vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bir vekalet ücretine hükmedilmiş olmasında da usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; itiraz isteminin kabulü ile Ankara 2. Vergi Mahkemesi'nin 18/09/2015 gün ve E:2015/1455, K:2015/1907 sayılı kararının itiraz istemine konu, davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrası ile vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8'inci maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan 45'inci maddesinin 4'üncü fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu özel usulsüzlük cezası kesilmesine ilişkin işlemlerin iptaline, davacı vekili lehine 14.250 TL vekalet ücreti takdirine, aşağıda gösterilen 206,20-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın istemi halinde itiraz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesine karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2017 gününde vekalet ücreti yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
AYRIŞIK OY
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Yargılama Giderlerinin Kapsamı" başlıklı 323. maddesinin (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda vekalet ücreti yargılama giderleri içinde sayılmıştır. "Yargılama Giderlerinden Sorumluluk' başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiştir. Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, ilam taraflara yüklenen borçlar, tanınan haklar, yargılama giderleri olmak üzere bir bütündür. Vekille temsil edilen davalarda hüküm altına alınan avukatlık ücreti de yargılama giderleri kapsamındadır.
6100 sayılı Kanunun "Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü' başlıklı 29. maddesinde, "Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler. "Dürüstlük Kuralına Aykırılık Sebebiyle Yargılama Giderlerinden Sorumluluk" başlıklı 327. maddesinin 1. fıkrasında, "Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir." denilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "Hukukun Uygulanması ve Kaynakları" başlıklı 1. maddesinde, "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır." Dürüst Davranma başlıklı 2. maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. "Hakimin Takdir Yetkisi" Başlıklı 4. maddesinde "Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri gözönünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. "Hukukun Uygulanması" başlıklı 33. maddesinde ise; "Hakim, Türk hukukunu resen uygular." denilmiştir.
2709 sayılı 1982 Anayasası'nın, "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 61. maddesini sadeleştiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, "Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri başlıklı 77. maddesinde, " Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur." denilmiştir.
Somut olayda, davacı şirket adına, 2009/1, 2, 3, 5, 11, 11; 2009/1-3; 2010/1-12, 2011/4-6,10-12; 2011/6, 8, 11; 2010/2, 3, 3, 5, 10, 11 ve 2011/1-12. dönemlerine ilişkin muhtelif vergi beyannamelerini elektronik ortamda vermediğinden bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının iptali istemiyle ayrı ayrı açılmış olan davalarda cezaların iptal edilmesinin talep edilmiş olduğu görülmüştür.
Mahkemece, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5/1. maddesinde; her idari işlem için ayrı ayrı dava açılacağı kabul edilmekle birlikte, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir hükmüne yer verilerek, birden fazla idari işlem hakkında tek dilekçe ile dava açılabilmesi için; işlemler arasında "maddi bağlılık", "hukuki bağlılık" veya "sebep-sonuç" ilişkisi aranmıştır. "Maddi bağlılık"; dava konusu edilen birden fazla işlemin aynı maddi olay ve sebepten dolayı tesis edilmiş olmasını, "hukuki bağlılık"; davada göz önünde tutulması ve uygulanması gerekli hukuk düzenlemelerinin aynı olmasını ifade etmektedir. İşlemler arasındaki "sebep-sonuç" ilişkisi ise; işlemlerden birinin sebep işlem, diğerinin sonuç işlem olması, yani işlemlerden birinin diğerinin sebebi ya da sonucu olmasıdır.
Anılan Yasa hükmüyle düzenlenen "birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açılabilmesi" müessesi; kanunen düzenlenmiş bir davaların birleştirilmesi yöntemidir. 2577 sayılı Yasanın 5/1. maddesi hükmü çerçevesinde tek dilekçe ile açılabilen davaların ayrı ayrı açılması halinde, bu davaların sonradan aynı Yasanın 38 ve devamı maddeleri çerçevesinde birleştirilmesinin talep edilmesine veya resen birleştirilmesine hukuki bir engel bulunmadığı gerekçesine dayanılmıştır.
Birleştirme kararları, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar niteliğinde olmadığından, bu kararlarda taraflara yargılama gideri veya vekalet ücreti yüklenmemekte, birleştirme kararı gereğince ilk esas numaralı dava dosyasında birleştirilen davalar esastan hükme bağlanırken bu hususta ayrıca karar verilmektedir. Burada, her bir uyuşmazlık için ayrı veya ortak yargılama gideri söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durumda, ortak masrafların dosyalar arasında paylaştırması, diğer giderlerin ise her bir dosya için ayrı ayrı hesaplanması gerekmektedir.
Buna karşın Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 8. maddesinde yer alan; "Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur." hükmü gereğince kural olarak birleştirilen her bir dava için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Ancak, yukarıda belirtilen diğer yasa maddeleri gözönüne alındığında bu tip olaylarla sınırlı kalmak üzere objektif iyi niyet kurallarının gözardı edilmemesi gerekir.
Uyuşmazlığın çözümüne ışık tutacak olan 2577 sayılı idari yargılama Usulü Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda; mükelleflerin yıl içinde aylık olarak vermesi gereken her bir beyan dönemine ait olmak üzere, işlenen eyleme karşılık tarh olunan vergi veya kesilen cezalara karşı ayrı ayrı dava açılmasının gerekli olduğuna ilişkin hiçbir düzenleme de mevcut değildir.
Hakkın kötüye kullanılmasını; hukuken var olan bir hakkın sınırlarını aşarak ya da o hakkı gerekçe göstererek hukuka aykırı eylemler yapma durumu olarak veya bir hakkın yasaların tanıdığı yetkilerin sınırları içinde olmakla birlikte, amacından saptırarak kullanılması olarak da açıklayabiliriz. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyi niyet kurallarına uymak, dürüst davranmak, başkalarını zarara uğratmamak zorundadır. Hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyi niyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durumu hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirebiliriz. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir
Kötü niyetli olmasa da davacı vekili tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak "aralarında maddi ve hukuki bağlılık veya sebep sonuç ilişkisi bulunması" nedeniyle 2577 sayılı Yasanın 5/1. maddesinde öngörülen yasal koşulları taşıyan ve tekbir dilekçe ile dava açılabilen birden fazla işleme veya bir işlemin içeriğinde yer alan birden fazla vergi ve/veya cezaya karşı ayrı ayrı dava açılmış olması halinde; sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu durum hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hakim yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu objektif iyi niyet kuralları içinde doldurmak zorundadır.
Dava konusu eylemin ve karşılığında kesilen cezaların aynı nedene dayalı olmasına ve şirket temsilcisi tarafından açılmış olan davalarda 28/01/2014 tarihli kararlarla E:2014/195 sayılı dosyada birleştirme kararı verilmiş olmasına rağmen, müteakiben bu kez avukat aracılığıyla verilen ve 13/02/2014 tarihinde mahkeme kaydına girmiş olan ve sadece esas numaraları değişen, verilmiş olan birleştirme kararına hiç değinilmeksizin ayrı bir emek ve çaba harcanmaksızın hazırlanmış matbu dilekçeler ve birleştirme kararları dahil tek tebligatla idareye tebliğ edilerek savunma alınmak suretiyle yürütülen davada; davanın davacı lehine sonuçlanması halinde, ayrı ayrı yapılacak tebligat giderleri ve hükmedilecek vekalet ücretinden oluşacak yargılama giderleri nedeniyle davalı idarenin, aksi halde de davacının zarara uğramasına neden olabileceği açıktır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında davacı vekilinin bu davranışı hukuk düzeni tarafından korunamayacağından, ayrıca davaların gereksiz yere uzamasını önleme, az masrafla ve kısa zamanda sonuçlanmasını sağlama amaçlarına yönelik olarak "doğal hakim" ilkesi de ihlal edilmeksizin davaların birleştirilmesinde hukuki bir engel bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, "aralarında maddi ve hukuki bağlılık veya sebep sonuç ilişkisi bulunması" nedeniyle 2577 sayılı Yasanın 5/1. maddesinde öngörülen yasal koşulları taşıyan ve tek bir dilekçe ile dava açılabilen birden fazla işleme veya bir işlemin içeriğinde yer alan birden fazla vergi ve/veya cezalara karşı ayrı ayrı dava açılmış olması halinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca "hakkın kötüye kullanılamaması" kuralı göz önüne alındığında bu vasıftaki birleştirilmiş davalar için ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesinin hukuka uygun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, vekalet ücreti yönünden itirazına ilişkin olarak mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)