İSTEMİN ÖZETİ: Eskişehir 2.İdare Mahkemesi'nce verilen 31/05/2016 gün ve E:2016/49, K:2016/610 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin, geçici 8. madde uyarınca uygulanmasına devam olunan önceki hükmü gereği ara kararı cevabının geldiği görülerek dava dosyası incelendi, işin gereği görüşüldü:
Dava, Bilecik İl Emniyet Müdürlüğünde 3.sınıf Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemdeki eylemleri nedeniyle hakkında yapılan soruşturma sonucu Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 5/A-6 maddesine giren fiili nedeniyle bir alt ceza uygulanarak kınama cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin 17/09/2015 günlü 196 sayılı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Eskişehir 2.İdare Mahkemesi'nin 31/05/2016 gün ve E:2016/49, K:2016/610 sayılı kararla, davacıya verilen disiplin cezasının hukuki sebebi olan Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün dayanağı olan 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 83. maddesinin ilk cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, yasal dayanağı Anayasaya aykırı olan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.
Anayasanın, "Anayasa Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinde; "Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukukî boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar. İptal kararları geriye yürümez. Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar". hükmüne yer verilmiş, anılan maddenin 3. fıkrasında yer alan, "Kanun, Kanun Hükmünde Kararname... hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir" kuralını tamamlar biçimde, 5. fıkrasında, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği hükme bağlanmış; Anayasa Mahkemesi kararlarının, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığı belirtilmiştir.
Bu düzenlemenin, "hukuk devleti" ilkesinin gereği ve doğal sonucu olarak, hukukun genel ilkelerine ve Anayasaya aykırı oldukları için iptal edilen kuralların yürürlükte iken uygulanmasıyla tüm sonuçlarıyla birlikte elde edilmiş kazanılmış hakları korumayı amaçladığı açıktır. Ancak bu durum, Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinen kuralların, bu kuralların uygulanmasına ilişkin idari işlemlerin hukuka aykırı olduklarından dolayı iptali istemiyle açılan ve halen görülmekte olan davalarda da uygulanacağı anlamını taşımamaktadır. Aksi hal "hukuk devleti" ve "Anayasanın üstünlüğü" ilkeleriyle bağdaştırılamaz.
Kaldı ki; menfaat veya hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü ve hukuksal durumunda etki yaratan idari işlemin iptali istemiyle dava açan ilgilinin, bu işlemin dayandığı yasa ya da yasa gücündeki kararname hükmünün iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkının devamı olarak Anayasa Mahkemesinin bu kuralların iptali yolundaki kararının sonuçlarının görülmekte olan davasında uygulanmasını istemek hak ve yetkisi de vardır. Esasen, yargı yerinin de bu yolda kendiliğinden hareket etmesi gerektiği yukarıda yapılan açıklamalar karşısında zorunludur.
Anayasa Mahkemesinin, kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek hukuksal bir boşluğun doğmamasını temin için, iptal kararının yürürlüğünü ertelediği durumlar ise, yukarıda yapılan açıklamaların ayrık halidir.
Nitekim, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu'nun 83.maddesinin birinci cümlesinde yer alan "Gerek inzibat komisyonları tarafından gerekse salahiyet dairesinde re'sen verilecek inzibat cezalarını icap ettiren fiil ve hareketlerin ne olduğu ve cezaların derece ve miktarı ...... tanzim edilecek nizamnamede tayin olunur" hükmü Anayasa Mahkemesinin 13/01/2016 tarih ve E:2015/85, K:2016/3 sayılı kararı ile iptal edilmiş ise de aynı kararın "İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu" başlıklı IV. Bölümünde: "Emniyet Teşkilatı Kanunu'nun 83.maddesinin birinci cümlesinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anasaya'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66.maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince; iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür" denilmiştir. Söz konusu kararın hüküm fıkrasında da "KARARIN RESMİ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE .... KARAR VERİLDİ" hükmü yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesi, iptal kararının daha sonra yürürlüğe gireceğini öngörmek suretiyle yasa koyucunun bu süre içerisinde o alanı, dava konusu olayda olduğu gibi, yeniden düzenlemesini, böyle bir düzenleme yapılması halinde de oluşmuş hukuksal durumun korunmasını ve devam etmesini amaçlamaktadır. Kamu yararını bozacak, olumsuz yönde etkileyecek hukuksal boşluğun doğmasını engellemek için getirilen bu sürenin, yalnızca yasama organına yönelik olduğunu, idarenin bu sürede bir tasarrufta bulunamayacağını kabul etmek, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını bağlayacağını belirten Anayasanın 153. maddesine aykırı olacaktır. Zira, Yüksek mahkemenin iptal kararının yürürlüğünü Anayasanın 153. maddesine dayanarak bir yıl sonraya ertelemesi de bir Anayasa Mahkemesi kararı olup, diğer kararları gibi yasama organı ile birlikte yürütme ve yargı organlarını da bağlar. Yüksek Mahkemenin aynı karar metnindeki "iptal" hükmünü dikkate alıp, yürürlük tarihini belirleyen hükmünü dikkate almamak Anayasanın 153.maddesinde ifadesini bulan "Anayasa Mahkemesi kararları .... yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmüne aykırılık teşkil edecektir.
Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı ve bu kararın yürürlük tarihini belirleyen karar, yasama, yürütme ve yargı organlarını bağladığına göre; Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlük tarihini belirleyen kararını ortadan kaldıracak şekilde, iptal edilen hükmün herhalukarda kendiliğinden yürürlükten kalkacağının kabulü olanaklı değildir.
Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı; fakat henüz yürürlüğe girmediği dönemde tesis edilen işlemlerin yargısal denetimi, yürürlüğü Anayasa Mahkemesi kararıyla korunan düzenlemeye göre yapılmalıdır.
Bu duruma göre, dava konusu idari işlemin dayanağı olan kanun hükmü 29 Ocak 2016 tarih ve 29608 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş olmakla birlikte, anılan hükmün; işlem tarihinde, mahkemece karar verildiği tarihte ve halen yürürlükte bulunduğu tartışmasız olup bu hükme istinaden idarece işlem tesis edilebileceği ve bu işlemin yargısal denetiminin de söz konusu düzenlemeye göre yapılacağı tabiidir. Diğer bir ifadeyle, Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü, TBMM tarafından yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar ama yapılmaz ise nihayet 29/01/2017 tarihine kadar uygulanmaya devam edilecektir. Aksi düşünce dava konusu olayda olduğu gibi suç işleyen memurların suçlarının yaptırımsız kalması sonucunu doğuracaktır. Anılan tarihe kadar yeni bir düzenleme yapılmadığı takdirde ise yasama organının cezasızlık durumunu kabullendiği sonucuna ulaşılacak ve tüzük hükümleri uygulanamayacaktır.
Nitekim, 23/01/2017 günlü, 29957 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yeni düzenleme yapılmış, bu KHK'nin geçici 1. maddesinde; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Kanun, 6413 sayılı Kanun ve 3201 sayılı Kanun ile 23/3/1979 tarihli ve 7/17339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre resen veya yetkili disiplin kurullarınca verilmiş olan disiplin cezalarının bu Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca verilmiş addolunacağı hükmü getirilmiş olup, 682 sayılı HKH, 08 Mart 2018 gün ve 30354 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü uygulanacağından, işin esasına girilerek inceleme yapılması ve karar verilmesi gerekirken, mahkemenin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün, dayandığı yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğinden bahisle buna dayanılarak verilen disiplin cezasında hukuka uygunluk bulunmadığından dava konusu işlemin iptali yönündeki gerekçesi yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi:
Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 5/A-6. maddesinde, "Görevde kayıtsızlık göstermek, görevi savsaklamak veya geçerli bir özrü olmaksızın belirtilen sürede bitirmemek" üç günlüğe kadar aylık kesimi cezasını, gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar arasında sayılmış, 15. maddesinde de, "Kararın verildiği güne kadar geçmiş hizmetleri olumlu ve sicilleri iyi olan memurlara Tüzükte gösterilen cezanın bir derece aşağısı uygulanabilir" hükmü yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Bilecik İl Emniyet Müdürlüğünde 3.sınıf Emniyet Müdürü olan davacının, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde uyuşturucu operasyonlarıyla ilgili olarak gizli tanığın Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce 2013 yılı içerisinde gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonlarına bizzat katıldığı halde kendisine hak ettiği ikramiyelerin ödenmediği nedeniyle vermiş olduğu şikayet dilekçesi üzerine davacı ile birlikte Diyarbakır İl Emniyet müdürlüğünde görev yapan konuyla ilgili diğer emniyet görevlileri hakkında yapılan soruşturma sonucu düzenlenen soruşturma raporunda, muhakikçe, gerek uçuşa katılan personelin ifadeleri, gerekse talep edilen evrakların incelenmesi ve dosya içeriği itibariyle, Uluçınar kod isimli gizli tanığın aralarında Lice İlçesi, Bağlan ve Yalaza Köyünün de olduğu bazı köyler ve bu köylerde hint keneviri - esrar eken bazı şahıslarla ilgili TEM Şube Müdürlüğüne bilgi verdiği, TEM Şube görevlilerinin bu bilgileri 11/09/2013 tarihli İnceleme ve Tespit Tutanağı ile tutanak altına aldığı, ayrıca, TEM Şube görevlilerinin 01/10/2013 tarihinde yapılan ikinci köy operasyonu sırasında ortak çalışma yapılabilmesini teminen Cumhuriyet Savcısının talimatıyla bu bilgileri Narkotik Şube görevlileri ile paylaştığı, bu bilgileri teyit etmek amacıyla Uluçınar kod isimli gizli tanık ile birlikte helikopter uçuşu yaptıkları, Uluçınar kod isimli gizli tanığın ve Narkotik Şube Müdürlüğü personelin helikopterden kendisinin gösterdiği ve görevlilerce fotoğrafları çekilen arazilerin nereler olduğunu tespit etmek amacıyla uçuş sonrasında Narkotik Şubede Google Earth programı üzerinde çalışma yaptıkları, bu çalışma sonrasında çalışmaya ait bilgileri, TEM Şube görevlilerinin alarak 11/09/2013 tarihli İnceleme ve Tespit Tutanağı tanzim etmelerine rağmen, Narkotik Şube görevlilerinin Uluçınar kod isimli gizli tanığın verdiği bilgileri ve her iki uçuş sonrası yapılan işlemlerle ilgili TEM Şube Müdürlüğü'nün tutanak tanzim etmiş olduğu 11/09/2013 tarihine veya operasyon yapılan tarihlere kadar herhangi bir tutanak tutulmadığı tespit edildiğinden olay tarihinde Narkotik Şube Müdürü olan davacının ve diğer Narkotik Şube müdürlüğü görevlilerinin Uluçınar kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu bilgiler ve her iki uçuş sonrası yapılan işlemlerle ilgili olarak tutanak tanzim etmemeleri nedeniyle görevde kayıtsızlık gösterdiği fiilinin sübuta erdiği belirtilerek Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6 maddesi uyarınca aylık kesimi cezasıyla cezalandırılmasının önerildiği ve bu öneri doğrultusunda davalı idarece, Narkotik Şube Müdürü olan davacının, Uluçınar kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu bilgiler ve her iki uçuş sonrası yapılan işlemlerle ilgili olarak tutanak tanzim edilmemesi konusunu takip etmemesi nedeniyle görevde kayıtsızlık gösterdiği ve görevini savsakladığından bahisle Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6 maddesi uyarınca "üç günlük aylık kesimi" cezasıyla cezalandırılması gerekmekte ise de, aynı Tüzüğün bir alt ceza verilmesini düzenleyen 15. maddesi uygulanarak kınama cezasıyla cezalandırıldığı ve iş bu bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuç doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler. Bu bakımdan kamu görevlilerinin disiplin cezasıyla cezalandırılabilmeleri için, disipline aykırı eylem veya işlemlerin sübut bulup bulmadığının, usulüne uygun olarak yapılacak soruşturma ile ortaya konulması, soruşturma aşamasında kamu görevlisinin lehinde ve aleyhinde olan her türlü bilgi ve belgenin toplanması, bilahare disipline aykırı davranış olarak tespit edilen eylem nedeniyle, eylemine uyan disiplin cezası maddesinin tayini ve uygulanması gerekmektedir.
Olayda, dava dosyasının, soruşturma raporunun, soruşturma sırasında alınan ifadelerin, soruşturma raporuna ekli olan bilgi, belgelerin birlikte incelenmesinden, Uluçınar kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu bilgiler ve her iki uçuş sonrası yapılan işlemlerle ilgili olarak, Narkotik Şube Müdürlüğü görevlilerince tutanak tanzim edilmesi gerektiği halde tutanak tanzim edilmediği ve bu tutanakların düzenlenmesi hususunun da davacı tarafından takip edilmediği sabittir. Söz konusu tutanakların, operasyon sürecine ve uyuşturucu maddenin ele geçirildiği ve uçuşun yapıldığı yere yönelik koordinatlara ilişkin daha sağlıklı ve doğru bilgi vermesini sağlayacağı gibi operasyon sonrasında operasyona katılanlara ikramiye ödemelerine esas alınan ve operasyon sürecine ilişkin bilgiler içeren muhbir formlarına da dayanak olduğu gözönünde bulundurulduğunda bu tutanakların usulüne uygun bir şekilde düzenlenmesi gerektiğinden, bu tutanakların düzenlenmesinin sağlanması ve bu konuda kontrol yükümlülüğünün kamu görevlilerinin yürüttüğü kamu görevinin bir gereği olduğu açıktır.
Bu durumda, olay tarihinde Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yapan davacının, mesleğinin ve görevinin gerektirdiği sorumluluğu gereği gibi yerine getirmediği, gereken dikkati ve özeni göstermeyerek Uluçınar kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu bilgiler ve her iki uçuş sonrası yapılan işlemlerle ilgili olarak, tutanak tanzim edilmemesi konusunu takip etmediğinin anlaşılması karşısında Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün 5/A-6. maddesine giren; "Görevde kayıtsızlık göstermek, görevi savsaklamak veya ..." fiili nedeniyle bir alt ceza uygulanarak kınama cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin 17/09/2015 günlü 196 sayılı dava konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi yöndeki mahkeme kararında yasal isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idare itirazının kabulüne, Eskişehir 2.İdare Mahkemesi'nce verilen 31/05/2016 gün ve E:2016/49, K:2016/610 sayılı kararın bozulmasına, davanın reddine, dava aşamasında yapılan 98,40 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, itiraz aşamasında davalı idare tarafından yapılan 128,40 TL posta gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.090,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, artan posta avansının kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 2577 sayılı Yasanın geçici 8. maddesi gereği uygulanmasına devam olunan mülga 54. maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde Dairemize karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)