(6458 S. K. m. 53, 54, 56, 58, 80, 86) (2577 S. K. m. 16, 45, 46)
İSTEMİN ÖZETİ: İran uyruklu olan davacı tarafından; uluslararası koruma başvurusunun geri çekilmiş sayılması üzerine 6458 sayılı Kanunun 86/1-a maddesi uyarınca uluslararası koruma başvurusunun iptal edilmesine, 54/1-i maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine ve aynı Kanunun 56/1 maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyetini terke davet edilerek 15 gün süreli yurt dışına çıkış izin belgesi düzenlenmesine ilişkin 17.11.2016 tarihli Manisa İl Göç İdaresi Müdürlüğü kararının iptali istemiyle açılan davada; İran uyruklu davacının, beyanla kimlik bildirimi imkanını kötüye kullandığı gerçek kimliğini gizleyerek güvenliğinin tehlikeye gireceğini iddia ettiği ülkesine gidip geldiği, yetkili kurumca tespit edilene kadar kimlik bilgilerini saklayarak gerçeğe aykırı durumun düzeltilmesi yönünde herhangi bir çabada bulunmadığı hususlarının tespiti karşısında itiraza konu uluslararası koruma başvurusunun iptal edilmesine, sınır dışı edilmesine ve Türkiye Cumhuriyeti'ni terke davet için çıkış izin belgesi düzenlenmesine ilişkin 17.11.2016 tarihli kararda hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda Manisa 1. İdare Mahkemesince verilen 30/01/2017 tarih, E: 2016/1748, K: 2017/239 sayılı kararın; kimliğine ilişkin yanlış bildirimlerin eşi tarafından yapıldığı, eşinin aile içi sorunları nedeniyle kendisini yanılttığı ve kendisine şiddet uyguladığı, yaşamından duyduğu endişe nedeniyle ismiyle ilgili düzeltme yolunu kullanamadığı ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davacının koruma başvurusu sonrasında ülkesine farklı kimlik bilgileri ile giriş yaptığının anlaşıldığı, bu nedenle giriş yasağı uygulandığı, ismini yanlış bildirdiğinin anlaşılması üzerine bu durumun ortay çıktığı, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan istinaf başvurusunun reddi gerektiği yolundadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesi'nce; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "istinaf" başlıklı 45. maddesinde, "1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir...
2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir...
5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir." kuralına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemeleri'nin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay'da temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" bozma nedenleri olarak sayılmıştır.
Dava, İran uyruklu olan davacı tarafından uluslararası koruma başvurusunun geri çekilmiş sayılması üzerine 6458 sayılı Kanunun 86/1-a maddesi uyarınca uluslararası koruma başvurusunun iptal edilmesine, 54/1-i maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine ve aynı Kanunun 56/1 maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyetini terke davet edilerek 15 gün süreli yurt dışına çıkış izin belgesi düzenlenmesine ilişkin 17.11.2016 tarihli Manisa İl Göç İdaresi Müdürlüğü kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının istinaf başvurusunun; ilk derece Mahkemesi kararının dava konusu işlemin davacının 6458 sayılı Yasanın 53. maddesi uyarınca sınırdışı edilmesine ve Türkiye’yi terke davet edilerek, 15 gün süre verilmesine ilişkin kısmının iptali isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik olarak incelenmesinden;
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun "Yabancılar" başlıklı İkinci Kısmı, Dördüncü Bölümünde yer alan "sınır dışı etme kararı" başlıklı 53. maddesinde, "(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.
(2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. " kurallarına yer verilmiştir.
Dairemizce; öncelikle 6458 sayılı Yasa kapsamında verilen sınırdışı etme kararları için özel yasasında öngörülmüş başvurusu üzerine verilen idare mahkemesi kararlarının "kesin" nitelikte kararlar olduğu, bu kararlar yönünden herhangi bir kanun yolu bulunmadığı sonucuna varılarak; üye .....'in aksi yönde ayrışık oyu ile oyçokluğuyla başvurunun bu kısmının esası incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacının istinaf başvurusunun; ilk derece Mahkemesi kararının dava konusu işlemin davacının 6458 sayılı Yasanın 86/1 maddesi uyarınca uluslararası koruma statüsünün iptaline ve ilişkin kısmının iptali isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik olarak incelenmesinden;
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun "Uluslararası Koruma" başlıklı Üçüncü Kısmının "Genel Usuller" başlıklı İkinci Bölümünde yer alan "Uluslararası Koruma Statüsünün İptali" başlıklı 86. Maddesinde, "(1) Uluslararası koruma statüsü verilen kişilerden;
a) Sahte belge kullanma, hile, aldatma yoluyla veya beyan etmediği gerçeklerle statü verilmesine neden olanların,
b) Statü verildikten sonra, 64 üncü madde çerçevesinde hariçte tutulması gerektiği anlaşılanların statüsü iptal edilir.
(2) Maddi gerekçelerini ve hukuki dayanaklarını içeren iptal kararı, ilgiliye veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. İlgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir.", aynı bölümde yer alan "İdari İtiraz ve Yargı Yolu" başlıklı 80. maddesinde ise; "Bu Kısımda yazılı hükümler uyarınca alınan kararlara karşı idari itiraz ve yargı yoluna başvurulduğunda aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) İlgili kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı tarafından kararın tebliğinden itibaren on gün içinde Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonuna itiraz edilebilir. Ancak 68 inci, 72 nci ve 79 uncu maddelere göre verilen kararlara karşı sadece yargı yoluna başvurulabilir.
b) İdari itiraz sonucu alınan karar, ilgiliye veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Kararın olumsuz olması hâlinde, ilgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir.
c) Bakanlık, verilen kararlara karşı yapılan idari itiraz usullerini düzenleyebilir.
ç) 68 inci maddede düzenlenen yargı yolu hariç olmak üzere, 72 nci ve 79 uncu maddeler çerçevesinde alınan kararlara karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün, alınan diğer idari karar ve işlemlere karşı kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde, ilgili kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı tarafından yetkili idare mahkemesine başvurulabilir.
d) 72 nci ve 79 uncu maddeler çerçevesinde mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir.
e) İtiraz veya yargılama süreci sonuçlanıncaya kadar ilgili kişinin ülkede kalışına izin verilir." kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan yasa kurallarının birlikte incelenmesinden; yabancıların 6458 sayılı Yasa kapsamında "uluslararası koruma statüsünün" iptaline ilişkin kararlar bakımından; ayrıksı olarak Yasanın 80. maddesinde belli kararlar yönünden getirilmiş dava açma süreleri ve/veya uyuşmazlıkların 15 gün içinde sonuçlandırılması ile kararların kesinliği bakımından yargılama usulü kurallarının bulunmadığı açıktır.
Bu durumda; 6458 sayılı Yasanın 86. maddesi uyarınca uluslararası koruma statüsü iptal edilen yabancıların açacakları davaların; 2577 sayılı Yasanın dava dosyalarının tekemmülüne ilişkin 16. maddesi uyarınca tekemmüle tabi tutulması gerektiği tartışmasızdır.
Olayda; itiraza tabi olmayan ve 15 günlük süre içinde çözümlenmesi gereken davacının 6548 sayılı Yasanın 53. maddesi uyarınca "sınırdışı edilmesi yaptırımı" yanında, Yasanın 86. maddesi uyarınca tesis edilen davacının "statüsünün iptali" istemi yönünden dava dosyasının 2577 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca davalı idarenin birinci yanıtı davacıya, davacının vereceği ikinci dilekçenin de davalıya tebliği ile tekemmülü gerekirken; 6548 sayılı Yasanın yalnızca salt 53. maddesi kapsamında tesis edilecek sınırdışı işlemleri yönünden öngördüğü yargılama usulüne ilişkin kurallarla yetinilerek yapılan ara kararlarına alınan yanıt ve davalının Mahkemesince kendisine tanınan 15 günlük yanıt süresi içinde verdiği birinci dilekçesi alınıp dosya tekemmüle tabi tutulmaksızın uyuşmazlığın esası hakkında karar verildiği görülmektedir.
Bu çerçevede; Bu kapsamda; 2577 sayılı Yasanın "tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinde, "1. Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur.
2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir.
3. Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez..." kuralına yer verilmiştir.
Bu durumu ile idari davalarda, dava dosyasının 2577 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca davacının iki, davalının verilmiş iki dilekçesinin taraflara tebliğ edilerek tekemmülü gerektiğinden, bu yönteme uygun olarak tekemmül ettirilmeden karar verilmesi yargılama usulü kuralları bakımından bir aykırılık oluşturmakla birlikte; ilk derece mahkemesince dava dosyası usulüne göre tekemmül ettirilmeksizin karar verilmesi durumunda, istinaf merciinin usul kuralları uyarınca vereceği kararının niteliği ve içeriğinin de Yasa'nın anılan 45/5 maddesi uyarınca ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.
Bu bakımdan, Yasa'nın 45/5 maddesi uyarınca kural olarak; incelemeyi evrak üzerinde yapacak, varsa maddi yanlışlıkları düzelterek, gerekirse maddi olaylara ilişkin bilgilere yönelik gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak işin esası hakkında karar verecektir. Yasakoyucu, istinaf incelemesi sonucunda işin esası hakkında karar verilmeyerek verilecek bozma kararı sonrasında dosyanın mahkemesine gönderileceği iki durum öngörmüş, bu durumları görevsiz hakim yada mahkeme tarafından karar verilmiş olması yada ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan başvuruların haklı bulunması ile sınırlı tutmuştur.
Bu durumu ile bakıldığında; istinaf incelemesi sırasında uyuşmazlığın esasına ilişkin itirazların itiraz incelemesi ile görev ve davanın kabul koşullarına ilişkin usul kurallarına aykırı verilen kararlara ilişkin itirazların incelenmesinde açık kurallara yer verilirken; uyuşmazlığımızın maddi çerçevesine özgü olarak ilk derece mahkemesinin "dava dosyasının tekemmülüne" ilişkin usul kurallarına aykırılıklara ilişkin itiraz incelemesi ve verilecek kararlar bakımından 2577 sayılı Yasada açık bir kuralın yer almadığı, bu bakımdan "yasal boşluk" bulunduğu görülmektedir.
İstinaf incelemesine ilişkin olarak usul kurallarına yer verilmiş olmakla birlikte, yukarıda yasal düzenlemelerin "dava dosyası tekemmül ettirilmeden" karar verilmesi durumunda itiraz merci'inin incelemesi ve vereceği karar konusunda düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle "gerçek olmayan" nitelikte "açık olmayan" bir boşluk niteliği gösterdiğinden; 2557 sayılı Yasa'nın 45/4 maddesinin önümüzdeki "usul" sorununun giderilmesi için "yeterli" ve "tatmin" edici bir düzenlemeyi içermediği kabul edilmelidir.
Bu kabulün bir gereği olarak, ilk aşamada görevli mahkemenin yargılama usulüne ilişkin "tekemmül" gereğini yerine getirmeksizin verdiği kararın, Yasada itiraz incelemesine ilişkin diğer usul kuralları ile birlikte değerlendirilerek, özellikle istinaf incelemesinin niteliği, adil yargılama ilkesinin gerekleri gözönünde bulundurularak, usulüne uygun olarak tekemmül ettirilmeksizin uyuşmazlığın esasına yönelik olarak verilen kararın kaldırılması, bu aşamada usuli eksikliğin giderilmesi olanağı bulunmadığından, dosya usulüne uygun olarak tekemmül ettirildikten sonra bir karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemesine geri gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kısmen incelenmeksizin reddine; kısmen kabulüne; Manisa 1. İdare Mahkemesince verilen 30/01/2017 tarih, E: 2016/1748, K: 2017/239 sayılı kararın "davacının uluslararası koruma statüsünün iptali" işlemine yönelik kısmının kaldırılmasına, bu yönden davalının birinci yanıtı karşı tarafa tebliğ edilerek tekemmüle tabi tutulmak ve tekemmül sonrasında yeniden bir karar verilmek üzere dava dosyasının mahkemesine geri gönderilmesine, yargılama giderleri hakkında mahkemesince yeniden verilecek kararda hüküm kurulacağından bu aşamada yargılama giderleri yönünden ayrıca hüküm kurulmamasına, 25/05/2017 tarihinde kısmen oyçokluğuyla, kısmen oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
AYRIŞIK OY
Dairemiz kararının, davacının başvurusunun kısmen incelenmeksizin reddine yönelik kısmı yönünden;
İdari yargılama usulü alanında "kanun yolları" bakımından 6545 sayılı Yasa ile ilk derece mahkemelerinin kararlarının ikinci kez "maddi olay" incelemesini de kapsayan ikinci bir kanun yolu olarak "istinaf" kurumu getirilmiş; bu yolla kural olarak idare hukuku alanındaki uyuşmazlıklar bakımından; istinaf aşamasında kesinleşen kararlar yönünden ya da doğrudan temyize tabi kararlar yönünden "ikili", istinaf kararlarının temyiz olanağı bulunanları yönünden "üçlü" yargı yolu olanağı tanınmıştır.
28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 27. maddesi uyarınca "2576 sayılı Kanunun, bu Kanunla değişik 3 üncü maddesine göre kurulan bölge idare mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlayacakları 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanmaya başlayan" 6545 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "istinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında; "İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz." kuralına yer verilmiştir.
Anılan yasa kuralı ile uyuşmazlıklar "dava" ya da "itiraz" niteliği yönünden herhangi bir ayrıma tabi tutulmaksızın, idare ve vergi mahkemelerinin "kararlarına" karşı; başka yasalarla aksi kurala bağlanmış olsa bile, maddi olay incelemesini de kapsayacak biçimde ikinci bir yargı yolu olarak "istinaf" başvuru yolu açık tutulmuştur. Fıkranın ikinci tümcesinde ise; tüm kararların istinaf başvurusuna konu edilmesi kuralının "istisna" tutulduğu uyuşmazlıklar sınırlandırılmış ve salt konusu belli bir parasal tutarın altında olan uyuşmazlıklarda verilen kararlar yeniden inceleme niteliğindeki istinaf yolundan bağışıklanmıştır.
Diğer yandan; 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun "Yabancılar" başlıklı İkinci Kısmı, Dördüncü Bölümünde yer alan "sınır dışı etme kararı" başlıklı 53. maddesinde, "...
(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. " kurallarına yer verilmiştir.
Anılan yasa kuralı ile 6458 sayılı Yasanın salt 53. maddesi kapsamında alınacak sınırdışı etme kararlarına yönelik olarak yapılacak başvurularda; yargılama usulüne yönelik olarak inceleme yöntemi, başvuru süreleri ve yargı yolu bakımından özel kurallara yer verilmiş; uyuşmazlık "başvuru" olarak nitelenerek, başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu kurala bağlanmıştır.
Bu durumu ile 6458 sayılı Yasanın salt 53. maddesi kapsamında alınacak sınırdışı etme kararlarına yönelik olarak yapılacak başvurular üzerine verilen mahkeme kararının "kesin" olması, bir başka deyişle bu kararlar yönünden "kanun yolu" ya da bir başka yargı yolu öngörülmemiş olmasına ilişkin kural ile 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 1. fıkrasında "İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir." kuralının yarıştırılması gerekmektedir.
Bu çerçevede, her ne kadar maddi hukuk kurallarına ilişkin olarak çıkarılmış olmakla birlikte 6458 sayılı Yasanın anılan kuralları ile özel olarak bu yasa kapsamında yaptırım işlemlerine yönelik başvurular bakımından "yargılama usulüne" ilişkin kurallar getirildiği de görüldüğünde; anılan yasadaki yargılama usulüne ilişkin kuralların, yargılama usulü bakımından "özel kanun" niteliğindeki 2577 sayılı Yasa kuralları ile "özellik-genellik" ilişkisi bakımından yarıştırılması olanağı bulunmamakla birlikte; her iki yasa kuralı açısından "öncelik-sonralık" ilişkisinin yarıştırılması ve uygulanacak yasa kuralının buna göre belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda; özellikle bir hukuk kurumu olarak "istinaf" sistemi ve istinaf yargılamasının niteliği de gözönünde bulundurulduğunda, sonraki yasa kuralı olan 6545 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 1. fıkrasının önümüzdeki uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği, anılan maddenin kendi içinde "başka kanunlardaki aksine hüküm bulunsa dahi" kuralının açıklığı karşısında, ilk derece mahkemesinin 6458 sayılı Yasanın 53. maddesi kapsamındaki başvurusu ile çıkarılan uyuşmazlıkta verdiği karara yönelik "istinaf" başvurusunun incelenmesi gerekmektedir.
Diğer yandan; idari yargı düzeni içinde gerek "itiraz", gerekse "temyiz" yolu ile salt ikili yargı yolunun öngörüldüğü, yada örneğimizde olduğu gibi itiraz üzerine verilen kararlar bakımından kesinlik tanınarak başkaca kanun yolu öngörülmediği dönemde; 2577 sayılı Yasanın özellikle temyiz yolu bakımından 2577 sayılı Yasanın anılan 45/1 maddesi benzeri düzenlemelere karşın, özel yasasında "kesinlik" tanınan kararlara yönelik kanun yolu başvurularının incelenmemesi biçiminde yerleşen içtihatlarımızın; "istinaf" yolunun "itiraz ve temyiz" gibi kanun yollarından ayrıksı hukuksal kimliği ve bağışıklamaya ilişkin yürürlükteki kuralın açıklığı karşısında sürdürülmesine hukuksal olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının sınırdışı edilmesi yaptırımı bakımından da istinaf başvurusunun esasının incelenmesi gerektiği düşüncesi ile Dairemizin başvurunun incelenmeksizin reddi yolundaki kararına katılmıyorum. (¤¤)