(2577 S. K. m. 7, 45) (213 S. K. m. 93, 94, 102)
İSTEMİN ÖZETİ: 27.01.2008 tarihi itibariyle tasfiyeye giren davacı kooperatif tarafından, 2010 yılı bilançolarında yer alan ortaklarından alacak hesabı ile ilgili olarak, elde ettiği faiz gelirini kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle takdir komisyonu kararına istinaden tarh edilen 12/2010 dönemine ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davada Malatya Vergi Mahkemesi'nce verilen 18/11/2016 gün ve E:2016/744, K:2016/790 sayılı "davanın süre aşımı yönünden reddine" ilişkin kararın; vergi dairesine müracaat edilerek alınan elektronik tebligat adresinin ilk aşamada yanlış kaydedildiği, daha sonra davalı idarece düzeltildiği, bu nedenle mahkeme kararında belirtilen elektronik tebligatın usulüne uygun olmadığı ve vergi ve cezaların zaman aşımına uğradığı ileri sürülerek, istinafen incelenerek bozulması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Vergi ceza ihbarnamelerinin ''ilan yoluyla'' 28/12/2015 tarihinde tebliğ edildiği, ilanen tebliğe ait evrakların dava dosyasında olduğu, vergi/ceza ihbarnamesine karşı dava açma süresinin son gününün 28/01/2016 tarihi olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde hükmedilen 30 günlük sürenin aşıldığı, ödeme emrinin tasfiye memuru .....'nun elektronik posta adresine gönderildiği, ancak elektronik posta adresinin (..@hotmail.com) yanlış olduğunun anlaşılması üzerine ödeme emrinin yenilenip 201701026650500000001 ana takip nolu ödeme emri tanzim edilerek 02/01/2017 tarihinde doğru elektronik posta adresine (..@hotmail.com) yeniden tebliğ edildiği, bu nedenle dava konusu yapılan iş ve işlemlerin kanun ve yönetmelikler doğrultusunda olduğu, davacının davayı genişletmek suretiyle yaptığı istinaf talebinde yasal isabet bulunmadığından, istinaf talebinin reddi gerektiği savunulmuştur.
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İkinci Vergi Dava Dairesi'nce, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Yasa ile değişik 45. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü:
İstinaf başvurusu; bir kısım faiz gelirinin kayıt ve beyan dışı bırakıldığından bahisle takdir komisyonu kararına istinaden davacı adına tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı, dava konusu cezalı vergiye ilişkin ödeme emrinin elektronik tebligatın 01.01.2016 tarihinde uygulamaya girmesiyle birlikte elektronik tebligat zorunluluğu kapsamında bulunan davacıya 29.06.2016 tarihinde elektronik posta adresine usulünce tebliğ edildiğinden ve en geç bu tarihte haberdar olunması gereken cezalı vergiye karşı bu tarihten itibaren otuz günlük yasal süresi içerisinde dava açılmadığından davanın süre aşımı yönünden reddeden Malatya Vergi Mahkemesi'nin 18/11/2016 gün ve E:2016/744, K:2016/790 sayılı kararının, yukarıda belirtilen iddialar çerçevesinde davacı tarafından istinafen incelenerek kaldırılması istemine ilişkindir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7.maddesinin 1.fıkrasında; dava açma süresinin özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, aynı maddenin 2.fıkrasının (b) bendinde ise; bu sürelerin vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğ tarihini izleyen günden başlayacağı hükme bağlanmıştır.
Diğer yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 93.maddesinde; tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazıların adresleri bilinen gerçek ve tüzelkişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yoluyla tebliğ edileceği, 94.maddesinde; tebliğin mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine yapılacağı, tüzel kişilere yapılacak tebliğin, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine yapılacağı, tüzelkişilerin müteaddit müdür veya kanuni temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılmasının kafi olduğu, tebliğin, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgah adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine yapılacağı, 102.maddesinde; tebliğ olunacak evrakı muhtevi zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve keyfiyetin muhatap ile posta memuru tarafından taahhüt ilmühaberine tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, muhatabın zarf üzerinde yazılı adresini değiştirmesinden dolayı bulunamamış olması halinde posta memurunun durumu zarf üzerine yazacağı ve mektubun posta idaresince derhal tebliği yaptıran daireye geri gönderileceği, bu işlemlerin komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyet taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz'edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tespit olunacağı düzenlenmiş, 103.maddesinde ise, muhatabın adresi hiç bilinmezse, bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse, başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa tebliğin ilanen yapılacağı belirtilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; 27.01.2008 tarihinde tasfiyesine başlanılan davacı kooperatifin 2010 yılında "Ortaklardan Alacak Hesabı" nedeniyle faiz geliri elde ettiği ve Merkez Bankasının reeskont faizi oranında faiz geliri tahakkuk ettirmediği, dolayısıyla elde ettiği faiz gelirini kayıt ve beyan dışı bıraktığından bahisle takdir komisyonu kararına istinaden davaya konu edilen cezalı verginin re'sen tarh edildiği, tarhiyata ilişkin ihbarnamenin davacı kooperatifin bilinen adresinde bulunmadığına dair ilgili mahalle muhtarı imzalı 25.12.2014, 17.06.2015, 22.06.2015 ve 31.08.2015 tarihli adres tespit tutanakları düzenlenerek 28.12.2015 tarihinde ilanen tebliğ edildiği, ilanen tebligat öncesinde ihbarnamenin muhatabın bilinen adresine tebliğe çıkarıldığı ve adresten ayrıldığı/adreste sürekli olarak bulunmadığı hususunun ilgili tebliğ alındısında muhtar, ihtiyar heyeti üyelerinden biri veya kolluk görevlileri ile hazır bulunanların da imzaları alınmak suretiyle tutanak haline getirilmediği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından, yukarıda belirtilen şekilde ilanen tebliğ edilen dava konusu ihbarnameden haberdar olunmadığı, 26.09.2016 tarihinde davalı idareye söz konusu ihbarnamenin tarafına verilmesi istemiyle yaptığı başvuruya aynı gün verilen cevap ve ekinde verilen ihbarname üzerine 26.09.2016 tarihinde haberdar olunduğundan bahisle, 19.10.2016 tarihinde görülmekle olan işbu davanın açıldığı görülmektedir.
Ayrıca, istinaf başvurusuna konu mahkeme kararında dava konusu ihbarnameden davacının 29.06.2016 tarihinde e-posta adresine elektronik ortamda ilgili ödeme emrinin tebliğ edilmesi ile birlikte haberdar olduğu ve bu tarihten itibaren işlemeye başlayan yasal dava açma süresi içerisinde dava açmadığından davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiş ise de; davacının bu konuya ilişkin iddiası ve davalı idarenin istinaf talebine cevap dilekçesinde verdiği savunma nazar alındığında, söz konusu elektronik tebligatın e-posta adresinin yanlış kaydı ve davacının doğrusunu yeniden bildirmesi üzerine davacı tarafa ulaşmaması sebebiyle hükümsüz sayılarak 02.01.2017 tarihinde yenilendiği ihtilafsız bulunduğundan, davacının dava konusu ihbarnameden 29.06.2016 tarihinde haberdar olduğunu söylemek hukuken mümkün değildir.
Olayda, davacı adına tanzim edilen ihbarnamenin bilinen adresinde posta memuru aracılığıyla tebliğ edilemediği hususunun, tebliğ alındısı tanzimi ile bu tebliğ alındısına kayıt edilmeksizin, davacı kooperatifin bilinen adreslerinde bulunamadığına ilişkin sadece adres tespit tutanakları düzenlenmesi sonucu tespit edilerek ilanen tebliği yoluna gidildiği görülmektedir. Ancak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102.maddesinde belirtildiği üzere, tebliğ alındısına yasada belirtilen şahıslardan birinin imzası alınmadan veya imzadan imtina ediliyorsa bu durum alındıya şerh düşülmeden sadece adres tespit tutanaklarına dayanılarak tebliğin adresinde yapılamadığı kabul edilip ilanen tebliğ koşullarının oluştuğundan bahisle ilanen tebligat yoluna gidilemez.
Bu durumda, davacı adına tanzim olunan ihbarnamenin ilanen tebliği usulüne uygun olmadığından, davacının bu ihbarnameden haberdar olduğunu belirttiği 26.09.2016 tarihine göre yasal süresi içerisinde açılmış bulunan işbu davayı süre aşımı yönünden reddeden istinaf başvurusuna konu mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, Malatya Vergi Mahkemesi'nce verilen 18/11/2016 gün ve E: 2016/744, K: 2016/790 sayılı "davanın süre aşımı yönünden reddine" ilişkin kararın kaldırılmasına, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek dosya tekemmül ettirildikten sonra yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, verilecek yeni kararda mahkemece hüküm altına alınacağından istinaf yargılama giderleri hakkında bu aşamada ayrıca hüküm kurulmasına gerek olmadığına, kararın mahkemesince taraflara tebliğine, 17.02.2017 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)