İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 2010 yılında ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğundan ve bu faaliyeti nedeniyle elde ettiği gelirleri beyan etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden tarh edilen 2010/1-12 dönemleri vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergilerinin kaldırılması istemiyle açılan davanın; yeterli bir inceleme ve araştırma yapılmadığı buradan da ikrazatçılık faaliyetinin mutad meslek halinde yapıldığı, faizin de ikraz işleminin yapıldığı anda ve hesaben elde edildiği kabul edilerek ikrazatçılık (faiz) geliri hesaplanarak yetersiz ve eksik incelemeyle, varsayıma dayalı olarak davacı adına yapılan dava konusu tarhiyatlarda hukuki ve yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabulüne ilişkin Hatay 1.Vergi Mahkemesi'nin 18/01/2017 tarih ve 2015/1123 Esas 2017/74 Karar sayılı kararının; davacı hakkındaki tespitlerin davacının ikrazatçılık yaptığını somut biçimde ortaya koyduğu iddia edilerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3/B. maddesinde; vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, gerçek mahiyetin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan tanık ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia edene ait olduğu hüküm altına alınmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Ticari kazancın tarifi" başlıklı 37. maddesinde; her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu, 104 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin "Borç para verenler hangi hallerde ikrazatçı sayılarak vergi mükellefiyetine alınacaktır" başlıklı bölümünün "Ticarî kazanç sayılacak haller" başlıklı (a) bendinde; borç para verenlerin bu işten sağladıkları faizin gelir unsurlarından hangisine girdiğinin tayininde ikraz işinin mutad meslek halinde ifa edilmiş olup olmadığına bakılmasının lâzım geldiği, ödünç para verme işi mutad meslek haline getirilmişse bu faaliyetin ikrazatçılık sayılacağı ve elde edilen gelirin ticarî kazanç olarak vergiye tabi tutulacağı belirtilmiştir.
Yargı içtihatları uyarınca; bir kimse birden fazla yılda tek şahsa veya bir yılda aynı şatış veya muhtelif şahıslara borç para vermişse bu kimsenin ikrazatçılık işini mutad meslek halinde yapmış olduğunun kabulü gerekmekte olup, bu faaliyetin 6802 sayılı Yasa kapsamında bankerlik olarak değerlendirilmesi ve banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; düzenlenen vergi tekniği raporu ile davacının ikrazarçılık yaptığının tespit edildiğinden bahisle söz konusu vergi tekniği raporu done alınarak tanzim edilen inceleme raporunda istinaden dava konusu cezalı tarhiyatların yapıldığı anlaşılmaktadır.
Tarhiyatın dayanağı olan vergi tekniği raporunda; ilgili dönemde iletişim, bilişim ve aracılık faaliyeti ile iştigal etmek üzere mükellefiyet tesis edildiği, davacının 2010 yılında kontör alış ve satışı yaptığı mükelleflerin önemli bir kısmı hakkında pos tefecilik ve sahte belge düzenleme yönünde raporlar tanzim edilmiş olduğu, bazı mükelleflerden hem kontör faturası alması hem de söz konusu mükelleflere kontör faturası düzenlenmiş olduğu, davacının kontör ana bayii olmamasına rağmen çok yüksek tutarlara kontör alış ve satış beyan ettiği, davacı hakkında 2009 yılı için de pos tefecilik faaliyeti nedeniyle Vergi Tekniği Raporu düzenlenmiş olduğu yolunda yapılan tespit ve belirlemelerin ardından mükellef tarafından pos cihazlarının amacı dışında kullanıldığı, pos cihazından gerçekleştirilen işlemlerin gerçek olmadığı, kontör alım-satımlarının sahte faturalar ile belgelendirilerek gerçekte kredi kartı sahiplerinin nakit ihtiyaçlarını karşılamak suretiyle borç para verme işlerine aracılık ettiği, dolayısıyla kontör satışı faaliyeti adı altında yapılan faaliyetinin tefecilik kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, buradan da bu sektöre ilişkin olarak yapılan diğer incelemelerde belirlendiği üzere komisyon gelirinin net %2 oranında olduğu kabul edilerek banka ve sigorta muameleleri vergisi ve vergilendirilmesi gereken safi kazanç tutarlarının hesaplandığı görülmüştür.
Her ne kadar; kart sahiplerinin ifadelerinin alınması yönünden araştırma yapılmamış ise de; bu hususun tek başına incelemeyi sakatlayacak bir yönünün bulunmaması ve diğer tespitlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucu davacının kredi kartları ile çekim yapmak suretiyle ikrazatçıık yaptığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; elde edilen komisyon veya faiz olarak nitelendirilen gelirin BSMV'ye tabi faaliyet alanına ilişkin olması nedeniyle dava konusu vergi ziyaı cezalı bsmv tarhiyatlarında hukuka aykırılık bulunmadığından aksi yönde verilen Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle istinaf isteminin kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan 109,80 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 31,40 TL'den az olmamak üzere reddine hükmedilen tutar üzerinden binde 4,55 oranında hesaplanacak karar harcının davalı idarece davacıdan tahsiline, davalı idare tarafından yapılan 57,30 TL istinaf yargılama gideri ile A.A.Ü.T uyarınca takdir edilen 1.100,00 TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine, artan posta avansının Mahkemesince ilgili tarafa resen iadesine, 2577 sayılı Yasa'nın 45/6.maddesi uyarınca kesin olmak üzere 26/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)