İSTEMİN ÖZETİ: Afganistan uyruklu olan davacının, 6458 sayılı Yasa'nın 54/1-(h,ğ) maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine ilişkin İzmir Valiliği'nin 18.02.2017 gün ve 3241543.101.18.03.2 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davada;17.02.2017 tarihinde Beydağı İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından .... Mevkiinde orman kesim işinde bulunanlar arasında yakalandığı, ismini bilmediği bir şahıs aracılığı ile bir sene kadar önce Afganistan'dan İran'a oradan da Van İli sınırından Türkiye'ye kaçak yollardan giriş yaptığı, Van İli'nden İstanbul'a gittiği, orada iş bulamayınca Konya'ya gittiği, orada tarlalarda çalıştığı, yaklaşık bir ay önce de İzmir İli Beydağı İlçesi'ne geldiği ve burada odun kesme işinde çalıştığını beyan ettiği, davacının illegal yollarla ülkeye giriş yaptığının ve izinsiz çalıştığının tespiti üzerine, 6458 sayılı Yasa'nın 54/1-(h,ğ) maddesini ihlal ettiğinden bahisle İzmir İl Göç İdaresi Müdürlüğünün 18.02.2017 tarih ve 3241543.101.18.03.2 sayılı kararı ile hakkında sınır dışı etme kararı alındığı, bu kararın kendi dilinde 20.02.2017 tarihinde bizzat davacıya tebliğ edildiği, buna göre bu işlemin iptali istemiyle bu tarihi takiben 15 gün içinde dava açılması gerekirken, dava açma süresi geçtikten sonr....1.03.2017tarihinde bakılan davanın açıldığı görüldüğü gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda İzmir 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 05/04/2017 tarih, E:2017/509, K:2017/632sayılı kararın; tebligatın Yönetmeliğe uygun olarak yapılmadığı, bir örneğinin müvekkile verilmediği, kendisinin ilk kez müvekkili ile görüştüğü 13.03.2017 tarihinde sınırdığı kararının sonuçlarından haberdar olduğu, bu tarihten itibaren süresi içinde dava açıldığı ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ileri sürülere istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesi'nce dava dilekçesi ve eki belgelerden; 2577 sayılı İYUK 4001 sayılı kanun ile değişik 31. mad. 1. fık. ile adli yardım konusunda atıfta bulunulan 6100 sayılı HMK 334. ve 336. maddesinde sayılan hususların varlığının anlaşılması nedeniyle davacının adli yardım talebi kabul edilerek ve dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeyerek işin gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "istinaf" başlıklı 45. maddesinde, "1. İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir...
2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir...
5. Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir." kuralına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemeleri'nin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay'da temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" bozma nedenleri olarak sayılmıştır.
Dava, Afganistan uyruklu olan davacının, 6458 sayılı Yasa'nın 54/1-(h,ğ) maddesi uyarınca sınır dışı edilmesine ilişkin İzmir Valiliği'nin 18.02.2017 gün ve 3241543.101.18.03.2 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun "sınır dışı etme kararı" başlıklı 53. maddesinde, "(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.
(2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
(3) Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir." kurallarına yer verilmiştir.
Dairemizce; öncelikle 6458 sayılı Yasa kapsamında verilen sınırdışı etme kararları için özel yasasında öngörülmüş başvurusu üzerine, idare mahkemesi kararlarının "kesin" niteliğinin kapsamı ve anlamı gözönünde bulundurularak; verilmiş olan kararların istinaf yoluyla incelenmesi olanağı bulunup bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Hak arama özgürlüğünün bir gereği olarak maddi nitelikli özel yasa kuralları uyarınca tesis edilmiş işlemlere yönelik olarak çıkarılan uyuşmazlıklarda; mahkemelerce dayandığı maddi yasal düzenlemeler uyarınca "esası" incelenmeden, davanın kabul koşullarına ilişkin kurallar uyarınca ilk inceleme üzerine verilen kararlar yönünden; istinaf başvurularının incelenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu bakımdan; Dairemizce 6458 sayılı Yasa uyarınca tesis edilen işleme yönelik olarak davacı tarafından yapılan başvuru üzerine, uyuşmazlığın esası incelenmeden özel yasasındaki dava açma sürelerine ilişkin kurallar uyarınca süre aşımı nedeniyle davanın reddine yönelik olarak verilen karara yapılan istinaf başvurusunun incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (Benzer bir yaklaşım ve inceleme için; Danıştay 10. Dairesinin, 19.01.2016 tarih, E:2014/1508, K:2016/276 sayılı kararına bakılabilir.)
Yargılama usulümüzde gerek içtihatlar, gerekse öğreti dava açma sürelerini "hak düşürücü süreler" olarak kabul etmiş; özel Yasa niteliğindeki 6458 sayılı Yasa ile konusu düzenlemelerin niteliği ve gerekleri uyarınca özel itiraz, başvuru yolu, süreleri ve yargılama usullerine yer verilmiştir. Bu çerçevede; 6458 sayılı Yasanın uyuşmazlığımızın maddi çerçevesine özgü olarak yukarıda anılan 53. maddesi uyarınca alınmış "sınırdışı etme" kararları bakımından da özel bir itiraz süresi ve yargılama usulü öngörülmüş olmakla birlikte; tebliğe ilişkin düzenlemelere de yer verilmiştir.
Bu çerçevede; 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun "sınır dışı etme kararı" başlıklı 53. maddesinin 2. fıkrasında; " sınırdışı etme kararı; " gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir." kuralına; "tebligat" başlıklı 100. maddesinde, "(1) Bu Kanuna ilişkin tebligat işlemleri, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.
(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ilgilinin yabancı olduğu ve varsa özel durumları da dikkate alınarak yönetmelikle düzenlenir." kuralına yer verilmiş; anılan maddenin çıkarılmasını öngördüğü 17.03.2016 tarihli Resmi gazetede yayımlanan "Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin" "tebligat işlemlerine ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 120. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde de, "ilgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir" kuralına yer verilmiştir.
6458 sayılı Yasanın 100. maddesinin göndermede bulunduğu 7201 sayılı Tebligat Kanununun ''Tebliğ evrakının nüshaları ve makbuz verilmesi'' başlıklı 8. maddesinde, ''Tebliğ olunacak her bir evrak biri dosyasına konulmak ve diğeri tebliğ edilecek kimselere verilmek üzere lüzumu kadar nüshadan terekküp eder. Bu nüshalarda iş sahibi veya vekilin imzası bulunur. Tebliğ olunmak üzere selahiyetli mercilere verilecek evrakın bir nüshasına bu mercilere verildiği tarih yazılır ve istenirse makbuz verilir.'' hükmüne, "usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 32. maddesinde ise, "Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur." kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan yasa ve yönetmelik kuralları ile 6458 sayılı Yasanın 53. maddesi uyarınca sınırdışı etme kararlarının tebliği bakımından yaptırıma ilişkin işlemin yazılı "tebliğinin" yeterli görülmediği, yaptırım kararının ilgiliye verildiğine dair tebligat evrakına şerh düşülmesi aynı zamanda sonuçları, itiraz usulleri ve süreleri bakımından "bilgilendirilmesi" zorunluluğu getirildiği görülmektedir.
Bu durumda; ülkemizde bulunan bir yabancıya yönelik sınırdışı edilmesi yolundaki yaptırım kararının kendi dilinde dahi olsa yazılı olarak tebliğ edilmesinin, hak düşürücü nitelikteki yargısal başvuru yolu süresinin başlaması için yeterli olmadığı; yabancının anladığı bir dilde yaptırım kararının ilgiliye verildiğine dair tebligat evrakına şerh düşülmesi gerekmektedir.
Olayda, Dairemizce verilen 18.05.2017 günlü ara kararına cevaben davalı idarece verilen 09.06.2017 tarihli yanıtta; yabancıya yapılan tebligatın bir örneğinin kendisine verilmiş olduğuna dair tebligat evrakına şerh düşülmesinin gözden kaşırılmış olduğunun belirtildiği, önümüzdeki başvurunun ise 21.03.2017 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; davacının sınırdışı edilmesine ilişkin yaptırım kararının 6458 sayılı Yasanın 100. maddesinin göndermede bulunduğu 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak yapılmadığı sonucuna varıldığından 6458 sayılı Yasanın 100 ve 7201 sayılı Yasanın 32. maddesi uyarınca davacının avukatı ile görüştüğü tarihte avukatının bilgisine girdiğini ileri sürdüğü ve aksi idarece ortaya konulmayan 13/03/2017 tarihini izleyen 15 günlük başvuru süresi içinde yapıldığının kabulü gereken başvurunun, süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin istinaf başvurusuna konu kararda usul kurallarına uyarlık bulunmadığından, kararın kaldırılması ve dosyanın 2577 sayılı Yasanın 45/5 maddesi uyarınca Mahkemesine geri gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulüne, İzmir 1. İdare Mahkemesinin başvurunun süre aşımı nedeniyle reddine yönelik 05/04/2017 tarih, E: 2017/509, K:2017/632 sayılı kararının kaldırılmasına, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu aşamada yargılama giderlerine hükmedilmesine yer olmadığına, 20/06/2017 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
AYRIŞIK OY:
X-6485 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 53.maddesinin 3.fıkrasında "Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir." kuralı yer almaktadır.
Anılan kuralın incelenmesinden, yabancılar hakkında tesis edilen "sınır dışı etme" işlemlerinin yargısal denetiminde uygulanmak üzere özel usul kuralları öngörüldüğü; bu kapsamda olmak üzere, dava açma süresinin 15 gün olarak belirlendiği, davanın açıldığı tarihten itibaren 15 gün içinde sonuçlandırılacağı kurala bağlanırken mahkemelerin bu konuda verdileri kararlara karşı da istinaf yolunun kapatıldığı anlaşılmaktadır.
Kanun koyucunun bu şekilde bir düzeleme ile "sınır dışı etme " işlemlerine ilişkin uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılarak sürüncemede kalmamasını hedeflendiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda alıntısı yapılan kanun hükmünde, mahkemelerin sınır dışı etme işlemleri konusunda verdiği kararların kesin olduğu hükme bağlanırken kararların usule veya esasa ilişkin olması aşamasında herhangi bir ayrım yapılmamış olması karşısında, esasa ilişkin ilk derece mahkemesi kararları kesin kabul edilirken usule ilişkin olanların istinaf yoluyla incelenebileceğinin kabulünün hukuka uygun olmadığı değerlendirilmektedir.
"Sınır dışı etme" işlemlerine karşı açılan davalarda mahkemelerce "usul yönünden" verilmiş kararların istinaf yoluyla incelenebileceğinin kabulü, yargılama usulü açısından bir ikilem doğuracağı gibi kanun koyucunun bu konudaki uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılması yolundaki amacına da uygun düşmeyecektir.
Bu duruma göre, "sınır dışı etme" işlemine karşı açılmış bulunan davada idare mahkemesince verilen karar kesin olup istinaf yoluyla incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Nitekim; Danıştay Onuncu Dairesinin 15/03/2017 günlü, E:2016/13559, K:2017/1467 sayılı kararı da bu yönde bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle aksi yönde oluşan karar katılmıyorum. (¤¤)