(5271 S. K. m. 141, 142) (5275 S. K. m. 5)
İSTEMİN ÖZETİ: Silahlı terör örgütü yöneticisi ve üyesi olma suçundan yargılandığı davada Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 14.10.2010 gün ve E:2009/81, K:2015/5 sayılı mahkumiyet kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce verilen 09.06.2011 gün ve 2011/3320 E.2011/3278 sayılı kararla onanması üzerine hakkında gıyabi yakalama kararı çıkarılan, bilahare Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 23.5.2016 gün ve E:2016/1767, K:2016/3206 sayılı kararıyla onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulması üzerine Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 10.10.2016 gün ve E:2016/294, K:2016/241 sayılı kararıyla beraatine karar verilen davacı tarafından, hakkında gıyabi yakalama kararının verildiği 5.9.2011 tarihinden bu kararın kaldırıldığı 23.05.2016 tarihine kadar çalışamamasından kaynaklı maddi kayıpları karşılığı 1.000 TL maddi, ailesinden ve akrabalarından uzak kalması, bir kaçak gibi gizlenip sosyal hayattan kopuk şekilde yaşamasından dolası duyduğu ızdırap ve itibar kaybı nedeniyle de 100.000 TL manevi tazminatın yakalama kararının verildiği 05.09.2011 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141. maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, 141. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen haller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri, 142. maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağının düzenlendiği, 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141'inci maddesine 3. ve 4. fıkralar eklenmiş olup; bu haliyle 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrasında sayılan koruma tedbirlerinden doğan durumlar dışında suç soruşturması ve kovuşturması sırasındaki diğer tüm sorumluluk hallerinde de Devlet aleyhine tazminat davalarının açılabileceğinin söz konusu maddede düzenlendiği, ayrıca aynı Kanun ile “ceza hakimleri” ve “cumhuriyet savcıları” hakkında açılmış derdest olan davalar hakkında 5320 sayılı Kanun’a geçici madde eklendiği; bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılan her türlü işlem veya alınan karar nedeniyle hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında hukuk mahkemelerinde açılan ve hâlen derdest olan tazminat davasına ilişkin dosyaların mahkemesince, Yargıtay incelemesinde bulunan dosyaların ise esası incelenmeksizin, ilgili dairece yetkili ağır ceza mahkemesine gönderileceği ve bu davaların ağır ceza mahkemelerince, Ceza Muhakemesi Kanununun 141'inci ve devamı maddeleri uyarınca Devlet aleyhine yürütülmek suretiyle karara bağlanacağının düzenlendiği, bakılan davada davacının tazminat isteminin dayanağı olan yargılama neticesinde verilen mahkumiyet kararının infazına yönelik yakalama kararının ve buna dayanılarak icra edilecek olan kolluk faaliyetinin de, idari veya yargısal fonksiyon içerisinde yer alıp almadığının da açıklığa kavuşturulmasının gerektiği, idarenin hukuki sorumluluğu kendi işlem ve eylemleriyle sınırlı olup yargı mercilerinin ise, idari işlevin dışında yer alan ve yargı yetkisi kullanan bağımsız organlar olduğu, bu haliyle hakim ve savcıların yargılama etkinlikleri kapsamında yaptıkları görev nedeniyle idarenin ajanı sayılmalarının hukuken mümkün olmadığı, fonksiyonel bakımdan, yasama ve yürütmeden ayrı olup, bağımsız bir organ olan yargının, yargılama süreci ile ilgili faaliyetlerinin Anayasa'nın 125. maddesinde öngörülen "idari eylem ve işlemler" kapsamına girmediği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 5. maddesinde mahkemenin, kesinleşen ve yerine getirilmesini onayladığı cezaya ilişkin hükmü Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndereceği, cezanın infazının Cumhuriyet Savcısı tarafından izleneceği ve denetleneceğinin düzenlendiği, aktarılan yasal düzenlemeler ve kabuller çerçevesinde, kişi hakkında verilmiş bir mahkumiyet ilamına dayanılarak Cumhuriyet Savcısı tarafından çıkarılan yakalama kararının, adli yargı yerince verilen kararın infazına yönelik olup, Cumhuriyet Savcısı'nın burada herhangi bir idari tasarrufunun da bulunmadığı, yani Cumhuriyet Savcısı tarafından çıkarılan yakalama kararı ve bu kapsamda kolluk kuvvetlerince yapılacak işlemin bir adli kolluk işlemi ile adli yargılamanın devamı niteliğinde olup, bu nedenle de adli yargı işlemi niteliğinde olacağının açık olduğu, uyuşmazlıkta da; tazminat davasının konusunun davacı hakkında verilen Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2009/81, 2010/5 sayılı kararı sebebiyle uğranılan zararların tazmini olduğu görülmekte olup; 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilen 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 141. Maddesinin 3. ve 4. Maddesi ile 142. Maddesi ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun dikkate alındığında ceza mahkemesi hakimlerinin yargısal faaliyetleri ve bu yargısal faaliyet sonucu verilen mahkumiyet kararının infazına yönelik Cumhuriyet Savcısı'nca çıkarılan yakalama kararları ile ilgili bu tip davalarda görevli mahkemenin CMK 142. maddesi gereğince ağır ceza mahkemesi olduğunun anlaşıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 06.07.2015 tarihli, E:2015/366, K:2015/483 sayılı kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.01.2016 tarihli, E:2015/4-1373, K:2016/3 sayılı kararlarının da bu yönde olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddi yolunda Elazığ 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/03/2017 günlü, E:2017/140, K:2017/378 sayılı kararın; bakılan davada Malatya 3.Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında ve sonucu uğradığı zararların değil, kesinleşen mahkumiyet üzerine hakkında çıkarılan gıyabi yakalama kararı nedeniyle kaçmak zorunda kalması ve çalışamaması, çektiği ızdırap ve itibar kaybı nedeniyle uğradığı zararların tazminini istediği, yakalama kararının adli bir işlem olmakla birlikte idari tasarruf niteliğinin de bulunması nedeniyle yakalama kararı nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada idari yargının görevli olması gerektiğinden bahisle istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davanın görev yönünden reddi yolundaki idare mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu ileri sürülerek davacının istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Elazığ 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/03/2017 günlü, E:2017/140, K:2017/378 sayılı karar hukuka uygun bulunduğundan, istinaf başvurusunun reddine, aşağıda dökümü yapılan 139,90.-TL istinaf giderinin istinaf yoluna başvuran davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf gideri için tahsil edilen paranın kullanılmayan kısmının ilgilisine iade edilmesine, 06/06/2017 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)