(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 36, 40) (2577 S. K. m. 7, 15)
BAŞVURUNUN KONUSU: Bandırma Belediye Meclisinin 04/10/2016 tarih ve 140 sayılı kararının "Cumartesi günü kurulmakta olan kapalı pazar yeri tahsis ücreti aylık 120,00-TL" ibareli kısmının iptali istemiyle açılan davada; Bandırma Belediye Meclisinin 04/10/2016 tarih ve 140 sayılı kararı ile 2016 Mali Yılı tarifesine "Cumartesi günü kurulmakta olan kapalı pazar yeri tahsis ücreti aylık 120,00-TL" ibaresinin eklendiği, bu kararın Bandırma Belediyesi Mali Hizmetler Müdürlüğünün 06/10/2016 tarih ve 199 sayılı yazısı ekinde davacı Balıkçılar, Manavlar ve Pazarcılar Odasına 06/10/2016 tarihinde tebliğ edildiği, davacı oda tarafından kararın anılan kısmının iptali talebini içeren dava dilekçesi ile Bandırma Asliye Hukuk Mahkemesinin 05/12/2016 tarihli kaydına alınmış olan davanın açıldığı, dava dosyasının Balıkesir İdare Mahkemesinin E:2016/2526 esasına kaydedildiği, açılan bu davaya ilişkin olarak Balıkesir İdare Mahkemesince 29/07/2016 gün ve E:2016/2526, K:2016/2015 sayılı kararla görev yönünden ret kararı verilerek dosyanın Balıkesir Vergi Mahkemesine gönderildiği, Balıkesir Vergi Mahkemesince gelen savunma ve belgelere göre dava açma süresi yönünden tekrar inceleme yapılmak üzere ara kararı ile birlikte dava dilekçesinin davalı idareye tebliğe çıkarıldığı ve davalı idarece 02/02/2017 tarihinde cevap verildiği, Belediye Meclis kararının davacıya 06/10/2016 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen dava konusu Belediye Meclis kararına karşı 05/12/2016 tarihinde Bandırma Asliye Hukuk Mahkemesi kayıtlarına giren dilekçeyle (Balıkesir İdare Mahkemesi E:2016/2526 esasına kayden) açıldığı anlaşıldığından, 30 (otuz) günlük dava açma süresi geçtikten sonra açılan davanın süre aşımı nedeniyle esastan incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-b maddesi uyarınca davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin olarak Balıkesir Vergi Mahkemesince verilen 09/02/2017 gün ve E:2016/847, K:2017/84 sayılı kararın; davada süre aşımı bulunmadığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu öne sürülerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava; Bandırma Belediye Meclisinin 04/10/2016 tarih ve 140 sayılı kararının "Cumartesi günü kurulmakta olan kapalı pazar yeri tahsis ücreti aylık 120,00-TL" ibareli kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11'inci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36'ncı maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40'ıncı maddesinin 4709 sayılı Kanunun 16'ncı maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında ise, Devletin işlemlerinde, ilgili kişilerce hangi kanun yolları ve mercilere, hangi sürede başvurulacağını belirtilmek zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Bu fıkranın gerekçesinde, değişikliğin, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmesi nedeniyle yapıldığı belirtilmiştir.
Anayasal düzenlemeler ve değinilen gerekçeden; Devletin, kurumları vasıtasıyla tesis ettiği her türlü işlemde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idari makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin anayasal zorunluluk haline getirildiği, Anayasanın bağlayıcılığı karşısında ve Anayasanın 40'ıncı maddesi ikinci fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı, bu zorunluluğa, yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları sonucuna ulaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun dava açma süresi başlıklı 7'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu 04/10/2016 tarih ve 140 sayılı Bandırma Belediye Meclisi kararı tüm odalara tebliğ edilmekle birlikte, karara karşı herhangi bir merci yolu gösterilmediği ya da başvuru süresinin ne kadar olduğu yönünde kararda bir açıklık bulunmadığı görülmekte olup; bu durumun, Anayasanın 40'ıncı maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede belirtildiği gibi son derece karışık olan mevzuat karşısında bireylerin yargı yeri ve idari makamlar önünde haklarını sonuna kadar arayabilmelerini olanaklı kılmak amacıyla öngörülen zorunluluğa aykırı ve dolayısıyla, Anayasanın 36'ncı maddesinde öngörülen hak arama hürriyetini sınırlayıcı bir sonuç doğuran ve Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin korunmasını düzenleyen 40'ıncı maddesine açıkça aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu açıklamalar karşısında, başvurulacak yargı mercii veya idari makam ile başvuru süresi dava konusu işlemde açıkça belirtilmediğinden, davacı tarafından tarafına tebliğ edilen meclis kararına yönelik olarak 2577 sayılı Kanunun 7/1. maddesinde belirtilen idare mahkemesinde dava açma süresi olan 60 günlük süre içinde dava açılması, Mahkemesince verilen görev ret kararı üzerine Vergi Mahkemesince 30 günlük sürede dava açılmadığından bahisle süreden ret kararı verilmesi, Anayasanın 40. maddesine ve 36. maddesinde öngörülen hak arama hürriyetine aykırı bulunmaktadır.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkı başlıklı 6'ncı maddesinin 1'inci fıkrasında; herkesin gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin 6'ncı maddesinin 1'inci fıkrasının ihlal edildiğine hükmettiği 14/10/2008 tarihli Mesutoğlu-Türkiye kararındaki olayın; trafik kazasında hayatını kaybedenlerin varisleri tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davasında Mahkemece, dava görev yönünden reddedilerek davacıların başvurusu üzerine dava dosyasının İdare Mahkemesine gönderildiği, davanın kendisine geldiği tarihten yaklaşık iki yıl sonra Asliye Hukuk Mahkemesinin görev ret kararını takiben doğrudan 30 gün içerisinde İdare Mahkemesinde dava açılmadığı gerekçesiyle davanın İdare Mahkemesince reddedilmesi ve kanun yollarından geçerek kesinleşmesi şeklinde gerçekleştiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararında mahkemeye erişim hakkının mutlak olmayıp, özellikle bir başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin koşullarla ilgili olarak zımnen kabul edilmiş bazı sınırlamalara tabi olabildiğini, zira erişim hakkının doğası gereği devlet tarafından bir düzenlemeyi gerektirdiğini ve Sözleşmeci Devletlerin bu konuda belirli bir takdir payına sahip olduklarını, bununla birlikte getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiğini, ayrıca mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde 6'ncı maddenin 1'inci fıkrası ile bağdaşabileceğini belirtmiştir.
Davacı tarafından dava konusu edilen işlemin hangi mahkemenin görevine girdiği hususunda tartışmalar olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, bu tespitin davacıdan beklenilmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği, davanın konusunun görev yönünden arzettiği bu muğlaklığa rağmen getirilecek kısıtlamanın, mahkemeye erişim hakkının özünü ortadan kaldıracak bir mahiyet kazanacağı ve bu durumun da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ncı maddesinin ihlali anlamına geleceği açıktır.
Bu durumda; davayı süre aşımı nedeniyle reddeden Mahkeme kararında usul ve hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulüne, Balıkesir Vergi Mahkemesince verilen 09/02/2017 gün ve E:2016/847, K:2017/84 sayılı kararın kaldırılmasına ve dosyanın esas hakkında karar verilmek üzere Mahkemesine iadesine, yargılama giderlerinin mahkemesince yeniden verilecek kararda hüküm altına alınmasına, 2577 sayılı Kanunun 45/5. maddesi uyarınca kesin olarak 29/05/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU:
Balıkesir Vergi Mahkemesince verilen 09/02/2017 gün ve E:2016/847, K:2017/84 sayılı karara yönelik istinaf başvurusunun reddi gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki Dairemiz çoğunluk kararına katılmıyorum.