(5901 S. K. m. 10, 16)
İSTEMİN ÖZETİ: Cezayir vatandaşı olan davacı tarafından, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 16.maddesi uyarınca Türk vatandaşlığına geçme istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 01.12.2015 tarih ve 2015/187 sayılı İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü işlemin iptali istemiyle açılan davada; Türk vatandaşlığına kabul etme konusunun Devletin hükümranlık yetkisine ilişkin olduğu gözetildiğinde, davalı idarece takdir yetkisi çerçevesinde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak Ankara 16. İdare Mahkemesi'nce verilen 19/01/2017 gün ve E: 2016/692, K: 2017/135 sayılı kararın, davacı vekili tarafından, davacının Türkiye'de yaşadığı bir Türk'le evli olduğu, vasıflarını kullanarak değişik kurum ve kuruluşlarda çalıştığı, bu gerçekler karşısında davacının milli güvenlik açısından sakıncalı olmasının mümkün olmadığı, bu nedenle, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davacının vatandaşlığına alınma şartlarını taşımadığı, idarenin bu konuda takdir yetkisi olduğu, bu nedenle, mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10.İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; Cezayir uyruklu davacı tarafından, evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanma istemi ile yaptığı başvurunun 5901 sayılı Kanun'un ve 10. ve 16.maddeleri uyarınca reddedilmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı'nın 01.12.2015 tarih ve 2015/187 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 'Türk Vatandaşlığının Evlenme Yoluyla Kazanılması' başlıklı 16. maddesinde, "(1) Bir Türk vatandaşı ile evlenmenin doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmayacağı, ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancıların Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabileceği, başvuru sahiplerinde;
a) Aile birliği içinde yaşama,
b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama,
c) Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama şartlarının aranacağı" hüküm altına alınmıştır.
Dosyanın incelemesinden, Cezayir uyruklu olan davacının, Türk vatandaşı olan eşi ile evlilik ve aile birliği içinde yaşadığı, 2010 yılında evlendikleri, bu evlilikten 2 tane ortak çocuklarının bulunduğu, davacının Türk vatandaşlığına alınma talebi ile 10.11.2014 tarihinde Ankara Valiliğine başvuruda bulunduğu, "Milli Güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunması ve takdir yetkisi kapsamında talebinin 5901 sayılı Türk vatandaşlığı Kanun'un 10. ve 16.maddeleri uyarınca İçişleri Bakanlığı'nın 01.12.2015 tarih ve 2015/187 sayılı işlem ile reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Olayda, davacı hakkında düzenlenen vatandaşlık inceleme ve araştırma komisyon raporunun olumlu olduğu, davacının 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 16.maddesinde aranan şartları taşımakta olduğu belirtilerek Türk vatandaşlığını kazanma hususundaki kararın İçişleri Bakanlığı'nın takdirine bırakıldığının belirtildiği, davacı hakkındaki red kararında ise İl Emniyet tahkikat sonucunun olumsuz, MİT Arşiv sonucunun ise olumlu olduğu, yine davacı hakkında düzenlenen ön inceleme araştırma formuna göre yapılan tahkikatın da olumlu olduğu görülmüştür.
Dosyada bulunan MİT Müsteşarlığının 15.07.2015 tarihli İçişleri Bakanlığı'na yazılan yazısı ile davacı hakkında elde edilen istihbari bilgilerin ekte gönderildiği ve yapılacak işlemin icracı makamların takdirlerine maruz olduğu belirtilmiştir.
Davalı idare savunma dilekçesinde de, davacı hakkındaki red işleminin, MİT Müsteşarlığınca yapılan tahkikat sonucunda davacının Türk vatandaşlığını kazanmasının kamu düzeni ve milli güvenlik açısından sakıncalı olduğunun bildirilmesi üzerine takdir yetkisine dayanılarak tesis edildiğini beyan etmesi üzerine Dairemizin 20.09.2017 tarihli ara kararı ile davacı hakkında düzenlenen red kararında MİT Arşiv sonucunun olumlu olduğunun belirtilmesi ile MİT Müsteşarlığının yazısı arasında çelişki bulunması nedeniyle bu çelişkinin giderilmesinin davalı idareden istenildiği, gelen ara karar cevabı ve eklerinde, MİT Arşiv sonucunun olumlu olmasının sehven yazıldığının ve davacı hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında intikal etmiş herhangi bir bilgiye, suç ve sakınca kaydına rastlanılmadığının, MİT Müşteşarlığının yazısıyla bildirilen hususların dikkate alınmasının uygun olacağı yönünde davalı idareye görüş bildirildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 10. maddesinde, aranan şartları taşımanın vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamayacağı kurala bağlanmış olup, Devletin hükümranlık hakkının doğal bir sonucu olarak yabancıları Türk Vatandaşlığına kabul edip etmeme konusunda idarenin takdir yetkisi bulunduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu yetkinin ancak kanunun temel ilkeleri, kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, dava konusu edilen idari işlemin sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı sebebiyle iptalini gerektireceği açıktır.
Bütün idari işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmek durumunda olduğundan idari işlemin amaç unsuru bakımından hukuka aykırı sayılabilmesi için idari işlemin tesis edilmesinde kamu yararı dışında bir amacın gözetilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği ortaya konulmuştur. Buna göre, kamu yararı, genel bir ifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.
Bu durumda, davacı hakkında yapılan tahkikatların ve komisyon raporunun olumlu olması, davacının ve eşinin suç ve sakınca kaydının bulunmaması, MİT Müsteşarlığının anılan yazısında işlem hususunun icracı makamların takdirine bırakılması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının evlilik birliği içerisinde kamu düzenine ve milli güvenliğe zarar verecek davranışta bulunduğu, suç işlediği veya yasa dışı faaliyetler içinde yer aldığı yönünde somut tespitler bulunmadığı anlaşıldığından, davacının 5901 sayılı sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 16.maddesi uyarınca ve takdir hakkına dayanılarak Türk vatandaşlığına geçme istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık ve davayı reddeden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davacı İSTİNAF İSTEMİNİN KABULÜNE, Ankara 16. İdare Mahkemesi'nce verilen 19/01/2017 gün ve E: 2016/692, K: 2017/135 sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2577 sayılı Yasanın değişik 45/4 maddesi uyarınca yeniden yapılan inceleme sonucunda DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE, aşağıda dökümü yapılan mahkeme ve istinaf safhalarına ilişkin toplam 281,50-TL yargılama giderleri ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 990,00-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, fazla yatırılan 134,00 TL harcın ve posta gideri avansından artan miktarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 2577 sayılı Yasanın değişik 45/6. maddesi uyarınca kesin olarak 15/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)