(2709 S. K. m. 125, 141) (775 S. K. m. 18) (2577 S. K. m. 2, 24, 45) (2981 S. K. m. 8, 10, 12, 13, 14)
İSTEMİN KONUSU: İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 27/04/2017 tarih ve E:2016/1078, K:2017/992 sayılı kararının istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: İstanbul İli, Gaziosmanpaşa ilçesi, ... mahallesi, 1947 ada, 1 parsel sayılı alanda davacıya ait taşınmazın 6306 sayılı Yasa uyarınca yıkımına ilişkin Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı Emlak İstimlak Müdürlüğünün 19/02/2016 tarih ve 484 sayılı işlemin iptali ile anılan taşınmazın hukuka aykırı olarak yıkımı neticesinde manevi zarar olarak şimdilik 1.000,00-TL, yıkım kararının alındığı tarihten itibaren mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı olarak şimdilik 1.000,00-TL, taşınmazın dava tarihindeki bedeli olarak şimdilik 10.000,00-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının özeti: İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 27/04/2017 tarih ve E:2016/1078, K:2017/992 sayılı kararı ile;" ...Olayda dava konusu taşınmazın 31.03.2016 tarihinde yıkılmış olduğundan yıkım ile dava konusu uyuşmazlık ortadan kaldırıldığında taşınmazın yıkımı yönünde tesis edilen Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı Emlak İstimlak Müdürlüğünün 19/02/2016 tarih ve 484 sayılı işlem yönünden davanın esasını inceleme olanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dava konusu taşınmazın yıkımı nedeniyle davacının manevi zarar olarak şimdilik 1.000,00-TL, yıkım kararının alındığı tarihten itibaren mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı olarak şimdilik 1.000,00-TL, taşınmazın dava tarihindeki bedeli olarak şimdilik 10.000,00-TL maddi tazminat istemi yönünden; ... Mahallesi, ... Sokakta bulunan 43 numaralı gecekondunun her ne kadar 15/06/1993 tarihli gayrimenkul satış vaadi ile ..., ..., ..., ...,...'dan satın almış olsa da, anılan kişilere verilen 25.08.1987 tarih ve 2/5296 sayılı tapu tahsis belgesinin tapuya şerh edilmediğinden ortada geçerli bir tapu tahsis belgesinden söz edilemeyeceği, davacının kullanmakta olduğu Maliye Hazinesine ait taşınmazda işgalci olduğu ve fuzuli şagil olarak kabul edilmesi gerektiği, ayrıca 21.01.1987 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Islah İmar Planında kısmen ortaokul, kısmen seyir teraslı ağaçlandırılacak alanda kalması nedeniyle kamu alanı olarak ayrılan taşınmazın 2981 sayılı Yasadan yararlanamayacağı, bu nedenle Hazineye ait taşınmazın 775 sayılı Gecekondu Kanunu 18. maddesi uyarınca davalı idarece yıkımında hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için ağır hizmet kusurunun bulunması gerektiği yıkım işleminin hukuka uygun olduğundan ve idarenin hukuka uygun bu eyleminde kusurlu olmadığından davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği" gerekçesi ile dava konusu yıkım işlemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının maddi ve manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAFA BAŞVURANIN İDDİALARI: Davacı tarafından; mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu, hak sahipliğine yönelik belgelerin dosyaya sunulduğu, tapu tahsis belgesinde mühür olmamasının geçerlilik şartı olmadığı taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle alındığı, taşınmazın darp edilmesi suretiyle yıkıldığı, taşınmazın okul alanında kalmadığı, konut alanında kaldığı ileri sürülerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdare Dava Dairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı (Değişik 6545 S.K./19. md.) 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "istinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında; "İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz" hükmüne, 3. fıkrasında; "Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir." hükmüne, 4. fıkrasında; "Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir." hükmüne, 5. fıkrasında; "Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir." hükmüne yer verilmiştir.
Davacının istinaf başvurusu; İstanbul İli, Gaziosmanpaşa ilçesi, ... mahallesi, 1947 ada, 1 parsel sayılı alanda davacıya ait taşınmazın 6306 sayılı Yasa uyarınca yıkımına ilişkin Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığı Emlak İstimlak Müdürlüğünün 19/02/2016 tarih ve 484 sayılı işlemin iptali ile anılan taşınmazın hukuka aykırı olarak yıkımı neticesinde manevi zarar olarak şimdilik 1.000,00-TL, yıkım kararının alındığı tarihten itibaren mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı olarak şimdilik 1.000,00-TL, taşınmazın dava tarihindeki bedeli olarak şimdilik 10.000,00-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada, dava konusu yıkım işlemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının maddi ve manevi tazminat istemi yönünden davanın reddi yolundaki ilk derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, talepleri doğrultusunda karar verilmesine ilişkindir.
I)İdare Mahkemesi kararının "karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin kısmı yönünden:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4.fıkrasındaki kaldırma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından davalı idarenin istinaf başvurusunun reddi gerekmektedir.
II)İdare Mahkemesi kararının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine ilişkin kısmına gelince:
775 sayılı Gecekondu Kanununun 18. maddesinde; "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır. Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda, belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım isteyebilirler. Mülkiye amirleri, Devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz yapıların yıkımı konusunda yükümlüdürler. Özel kişilere veya bu maddenin 1 inci fıkrasında sözü geçenler dışındaki tüzel kişilere ait arazi ve arsalar üzerinde yapılacak izinsiz yapılar hakkında, arsa sahiplerinin yazılı müracaatları üzerine ve mülkiyet durumlarını tevsik etmeleri şartıyla bu madde hükümleri, aksi halde genel hükümler ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkındaki Kanun'un "tespit ve değerlendirme işlemleri" başlıklı 8. maddesinde tespit kapsamına, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare etmekte olduğu arsa veya arazilerdeki inşaatına Kanunun 14. maddesinin (f) fıkrasındaki tarihlerden önce başlanmış mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların dahil olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 10. maddesinde; bu Kanun hükümlerine göre, hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12. madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığının tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verileceği; tapu tahsis belgesinin, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceği; aynı Yasanın 13. maddesinin 1. fıkrası (b) bendinde; hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde ıslah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edileceği; gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinden başka bir arsa veya hisse verileceği; aynı maddenin 2. fıkrasında da, bulundukları yerde korunamayan gecekondu sahiplerinden hak sahibi sıfatı taşıyanlara, bir gecekondu önleme veya ıslah bölgesinde veya yakın bölgelerde yapılmış ıslah imar planı içinde meydana gelen boş imar parsellerinin müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esasına göre verileceği hükme bağlanmış; 14. maddesinde ise bu kanun hükümlerinden yararlanamayacak olan yapılar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu olan ve davacının kullanmakta olduğu taşınmazın bulunduğu alan hakkında 24/12/2012 tarih ve 2012/4099 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile riskli alan kararı alındığı, riskli alanda yürütülecek iş ve işlemler için davalı Belediyenin geçici olarak yetkilendirildiği, 6306 sayılı yasa kapsamında kentsel dönüşüm çalışmalarına başlanıldığı, alandaki hak sahipleri yeni yapılacak projeden konut verilmesi yönünde uzlaşma sağlandığı ancak davacı ile uzlaşma sağlanmadığı, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığınca...6/01/2016 tarih ve 484 sayılı yazı ile İstanbul Defterdarlık Avrupa Yakası Milli Emlak Daire Başkanlığı Haliç Emlak Müdürlüğünden ... Mahallesi, 1947 ada,1 parsel üzerinde yapısı bulunan davacıya ait yapısı ile ilgili belgelerin bir örneğinin gönderilmesinin istenildiği, Haliç Emlak Müdürlüğünce verilen 11/02/2016 tarih ve 18034 sayılı cevabi yazıda; Hazineye ait 1947 ada,1 parselin 235,00m2'lik kısmının konut ve bahçesi olarak kullanıldığı, taşınmazın 21.01.1987 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Islah İmar Planında kısmen ortaokul, kısmen seyir teraslı ağaçlandırılacak alanda kalması nedeniyle kamu alanı olarak ayrılan taşınmazın 2981 sayılı Yasadan yararlanamayacağından idarelerince fuzuli işgalden dolayı ecrimisil tahakkuk ettirildiği, fuzuli işgale konu taşınmazla ilgili adı geçen adına (Sabriye UZEK vs. satın aldığı anlaşılan) 2981 sayılı kanun gereği yapmış olduğu müracaatına istinaden YÖTB'ce düzenlenen tapu tahsis belgesi tapuya şerh edilmediğinden yasal bir geçerliliğinin bulunmadığının bildirildiği, anılan yazı uyarınca davalı Belediyenin Kentsel Tasarım Müdürlüğünün 18/02/2016 tarihli yazısı ile davacının da taşınmazının bulunduğu taşınmaz hakkında 775 sayılı Yasa'nın 18.maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere Başkanlık oluruna sunulduğu ve 19/02/2016 tarihinde Başkanlıkça Olur verildiği, 24/02/2016 tarihinde davacıya yıkım tebliği yapılmaya çalışıldığı davacının tebliğden imtina ettiği ve davacının taşınmazının 31/03/2016 tarihinde davalı idarece yıkılması üzerine davacı tarafından anılan yıkım işleminin iptali ile anılan taşınmazın hukuka aykırı olarak yıkımı neticesinde manevi zarar olarak şimdilik 1.000,00-TL, yıkım kararının alındığı tarihten itibaren mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı olarak şimdilik 1.000,00-TL, taşınmazın dava tarihindeki bedeli olarak şimdilik 10.000,00-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyada yer alan müracaat belgelerine göre, uyuşmazlık konusu gecekondu için ilk olarak dava dışı ... tarafından 17.06.1983 tarihinde imar affı müracaatında bulunulduğu, aynı tarihte 2.000-ETL tutarın ilgilisince ödendiği, 22.05.1986 tarihinde Yeminli Özel Teknik Büro tarafından tespit ve değerlendirme formu düzenlendiği, ayrıca mühürsüz olmakla birlikte Milli Emlak Müdür Yardımcısı tarafından "..., ..., ..., ... ve ..." isimli şahıslar adına Tapu Tahsis Belgesi düzenlendiği, daha sonra anılan kişilerin Gaziosmanpaşa 3. Noterliği'nce düzenlenen 15/06/1993 günlü, 25773 yevmiye numaralı, "Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi" ile ilgili taşınmazın zilyedliğini davacıya devrettiği ve taşınmaza ilişkin emlak vergilerinin davacı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesi kararında özetle, "25.08.1987 tarih ve 2/5296 sayılı tapu tahsis belgesinin tapuya şerh edilmediğinden ortada geçerli bir tapu tahsis belgesinden söz edilemeyeceği, davacının kullanmakta olduğu Maliye Hazinesine ait taşınmazda işgalci olduğu ve fuzuli şagil olarak kabul edilmesi gerektiği, ayrıca 21.01.1987 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli Islah İmar Planında kısmen ortaokul, kısmen seyir teraslı ağaçlandırılacak alanda kalması nedeniyle kamu alanı olarak ayrılan taşınmazın 2981 sayılı Yasadan yararlanamayacağı" gerekçesine yer verilerek, davanın tazminat talebine ilişkin kısmının reddine karar verilmiş ise de; 2981 sayılı Kanundan faydalanma anlamında, tapu tahsis belgesinin tapuya şerh edilmesi yolunda hak sahiplerine bir yükümlülük getirilmemiştir. Bu haliyle, tapuya şerh edilmemesi durumu düzenlenmiş bir tapu tahsis belgesinin kendiliğinden hükümsüz hale gelmesine sebebiyet vermeyeceğinden sonradan tesis edilecek bir işlem ya da yargı kararı marifetiyle iptal edilmediği sürece mevcut tapu tahsis belgesinin geçerliliğini koruduğunun, ayrıca geçerli bir imar affı müracaatı bulunan gecekondu için 775 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca yıkım kararı alınamayacağının kabulü gerekmektedir.
Diğer taraftan, İdare Mahkemesi kararında sözü edilen ıslah imar planının onay tarihinin 1987 yılı olduğu, imar affı müracaatının ise 1983 yılında yapıldığı nazara alındığında, imar affı müraacatının yapıldığı sırada hukuk aleminde var olmayan imar planı kararlarının 2981 sayılı Kanundan kaynaklanan hak sahipliğine etkisinin bulunmayacağı açıktır.
Bu durumda, İdare Mahkemesi Kararının davanın reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Davacının tazminat istemine gelince;
Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında; "idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu" hükme bağlanmıştır. Aktarılan bu hükümden de anlaşılacağı üzere; idareler kamu hizmetlerini yürütürken kişi veya kişilere bir zarar vermeleri halinde bu zararı bazı durumlarda hizmet kusuru kapsamında, bazı durumlarda ise, kusursuz sorumluluk ilkelerine göre gidermek zorundadırlar. Uğranılan bu zararın giderilmesi de tazminat yoluyla mümkündür.
İdarelerin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri için öncelikle ortada bir zararın bulunması, bu zararın kesin, güncel ve meşru bir zarar olması ve zarar ile idarenin eylem ve işlemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. İdarelerin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak da tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda, hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı hükme bağlanmış olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda Bulunacak Hususlar" başlıklı 24. maddesinin (e) bendinde, kararlarda, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre; davanın konusuyla bağlı olarak uyuşmazlığı çözümlemekle görevli ilk derece yargı yerlerince verilen kararlardan, itiraza tabi olanların bölge idare mahkemelerince incelenebilmesi için mahkemece, uyuşmazlığın konusuna ve maddi olayın özelliğine göre inceleme yapılmak suretiyle zarara sebep olduğu öne sürülen idari işlem veya eylemin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesi uyarınca denetlenmesi ve konuya ilişkin net yaklaşımını açıklayan, denetlenebilir bir hükmün kurulmuş olması gerekir.
Zira gerçek uyuşmazlığın tamamı hakkında bir usulüne uygun yargılama yapılmaması nedeniyle mevcut kademeli yargılama sürecinde verilecek olan kararların gerekçelerine uygun istinaf sebepleri ile tarafların kanun yollarına başvurma haklarını kısıtlamamak bakımından, dava konusu işlem ya da işlemlerden biri yahut bir kısmıyla ilgili hukuka uygunluk/aykırılık denetiminin yapılmadığı durumlarda, ilk derece mahkemesince davanın konusuna uygun olarak gerekçeli bir karar verilmesinden sonra kanun yolu sürecinin başlatılması, tarafların" adil yargılanma hakkının" korunması açısından önemlidir.
Yargılama Hukukunda hüküm; uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe ise; hakimin, çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilkeyle amaçlanan da budur.
Bu itibarla; tazminat talebine konu zararın varlığına ve idarenin sorumluluğu hakkında etkin bir yargısal denetim yapılmadan ve hakkında gerekçeli hüküm kurulmadan tazminat istemi hakkında ilk derece mahkemesi yerine geçerek hüküm kurulması mümkün olmadığından, yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesi zorunludur.
Öte yandan, tazminat talebine konu edilen gerçekleşmiş zararın hukuka aykırılığı yargı kararı ile belirlenen işlem nedeniyle uğranılan zarara ait bina enkaz değerinin belirlenmesi yönünden inşaat mühendisinin katılımı ile mahallinde gerçekleştirilecek keşif ve bilirkişi incelemesi ile saptandıktan sonra karara bağlanması gerekeceği tartışmasızdır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesinin 3.fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesinin karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmına yapılan İSTİNAF BAŞVURUSUNUN oyçokluğuyla REDDİNE,
2.(i) Aynı Kanun'un 45.maddesinin 4.fıkrası uyarınca tazminat talebinin reddine ilişkin kısma yapılan İSTİNAF BAŞVURUSUNUN oybirliğiyle KABULÜ ile kararın bu kısmının KALDIRILMASINA,
(ii) Tazminat istemi yönünden karar verilmek üzere dosyanın kararı veren İlk derece MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4.Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına,
5.2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemeye gönderilmesine,
5.Aynı Kanun maddesi uyarınca kesin olarak06/11/2019 tarihinde "karar verilmesine yer olmadığı yönünden" oyçokluğuyla "gönderme kararı yönünden " oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36'ncı maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir." kuralı yer almış; 125'inci maddesinde de, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların iptal davaları olduğu belirtilmiş,
Anılan Anayasa ve yasa hükümleri, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış bulunan ve "Hukuk Devleti"nin vazgeçilmez ilkelerinden olan "hak arama özgürlüğü", "adil yargılanma hakkı" ve "mahkemeye başvuru hakkı" ilkeleri ile doğrudan ilgili olup, söz konusu temel haklara anayasal bir değer yüklediği açıktır.
Görülmekte olan bir davanın konusuz kaldığından söz edilebilmesi için idari işlemin, yargısal incelemesi devam eden işlemden mücerret yeni bir işlem ya da eylem sonucu hukuk aleminden ortadan kalkmış olması başka bir ifade ile idari işlemin icrailik vasfını yitirmesi, bu haliyle iptal isteminde bulunan işlemin uygulanma kabiliyetinin kalmamış olması gerekmektedir.
Bizzat idari işlemin uygulanması kapsamında yürütülen icra hareketleri nedeniyle amacın hasıl olması durumunda (İdari para cezası verilmesine konu işlemlerde cezanın tahsil edilmiş olması, parselasyon işlemine konu işlemlerde oluşan parsellerin tapuya tescili, kamulaştırma işlemine konu işlemlerde kamulaştırılan malın ilgili idare adına tescili ya da yıkım kararına konu işlemlerde yapının aynı işlem doğrultusunda yıkılması gibi)ise; idari işlemin icrailik vasfını yitirmesinden değil, aksine işlemin icrasının tamamlanmış olmasından ya da idari işlemin tesisi ile ile arzulanan maksadın gerçekleşmiş olmasından söz edilmelidir. Meydana gelen netice idari işlemi tesisi eden makamın amacı doğrultusunda, iptal isteminde bulunan menfaat sahibinin ise arzusu hilafına gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, yargısal denetime tabi olan idari işlem üzerinde ki hukuki çekişme halen mevcut olup, davanın konusuz kalması söz konusu değildir.
Aksi düşünce ile, ilgililerin menfaat bağı kurarak dava konusu ettikleri işlemlerin, sırf icra edilmesi sonucu tamamlanması gerekçe edilerek, yargı yerince karar verilmesine yer olmadığı yolunda karar verilmesi, idari işlemlere yargı yolunun kapatılmasına, netice olarak hak arama özgürlüğünün kısıtlanmasına neden olacaktır.
Bakılan davada, uyuşmazlık konusu gecekondunun, dava konusu edilen yıkım kararının icrası nedeniyle yıkıldığı hususunda duraksama bulunmamaktadır. Bu haliyle, davanın konusuz kalmadığı açıktır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, yıkım kararının hukuki denetiminin yapılarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davanın konusunun kalmadığından bahisle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda verilen istinafa konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. (¤¤)