(2709 S. K. m. 125) (2547 S. K. Ek. m. 2, 5, 8, 12) (Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği m. 21, 22)
İSTEMİN ÖZETİ: Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünde Bölüm Başkanı olarak görev yapmakta olan davacının, hakkında yapılan şikayetlerin değerlendirilmesi sonucu hizmet sözleşmesinin 09/06/2017 tarihi itibariyle tek taraflı olarak feshine ilişkin 08/06/2017 tarih ve 728 sayılı işlemin iptali ile göreve son verme nedeniyle maaş ve mahrum kalınan her türlü özlük haklarının yasal faizi birlikte iadesi ve 15.000,00.-TL manevi tazminatın yasal faizi ile tazmini istemiyle açılan davayı reddeden İstanbul 11. İdare Mahkemesi'nin 28/02/2018 gün ve E:2017/1362, K:2018/312 sayılı kararının; davacı tarafından, hiçbir haklı gerekçesi ve hukuki dayanağı olmayan isnat ve iddialarla görevine son verildiği, dava konusu işlemin yasal mevzuata, yerleşik içtihat haline gelen ve kesinleşmiş yargı kararlarına ve hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kaldırılması ve istinaf yoluyla işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ve istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdare Dava Dairesince, dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, davalı idare nezdinde Beslenme ve Diyet Bölümünde Bölüm Başkanı olarak görev yapmakta olan davacının, hakkında yapılan şikayetlerin değerlendirilmesi sonucu hizmet sözleşmesinin 09.06.2017 tarihi itibariyle tek taraflı olarak feshine ilişkin 08.06.2017 tarih 728 sayılı işlemin iptali ile göreve son verme nedeniyle maaş ve mahrum kalınan her türlü özlük haklarının yasal faizi birlikte iadesi ve 15.000,00-TL manevi tazminatın yasal faizi ile tahsili istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 130. maddesinde, kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin Devlet tarafından kanunla kurulacağı belirtildikten sonra, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından da, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulmasına olanak tanınmış; vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmalarının yanı sıra öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa'da belirtilen hükümlere tabi tutulmuştur.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 2. maddesiyle, vakıfların, kazanç amacına yönelik olmamak koşuluyla ve mali ve idari hususlar dışında akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen usul ve esaslara uymak kaydıyla yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını kurabilecekleri belirtilmiş; 2547 sayılı Kanunun ek 5. maddesinde, vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarında, vakıf yönetim organı dışında en az yedi kişiden oluşan bir mütevelli heyetin bulunması öngörülmüş; mütevelli heyetin vakıf yükseköğretim kurumunun tüzelkişiliğini temsil edeceği, vakıf yükseköğretim kurumlarının yöneticilerinin Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü alınarak mütevelli heyet tarafından atanacağı, diğer yandan mütevelli heyetin, vakıf yükseköğretim kurumu yöneticilerine uygun gördüğü ölçüde yetkilerini devredebileceği, yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile diğer personelin sözleşmelerini yapacağı, atamalarını ve görevden alınmalarını onaylayacağı ifade edilmiş; ek 8. maddesinde, vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organların, devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenleneceği ve onların görevlerini yerine getireceği, öğretim elemanlarının niteliklerinin Devlet yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının nitelikleri ile aynı olacağı; ek 12. maddesinde ise, vakıf tarafından kurulacak yükseköğretim kurumunda akademik kurulun, senatoların; yönetim kurulunun, üniversite yönetim kurulunun; en yüksek düzeydeki yöneticinin, rektörlerin yetkisini kullanacağı ve görevlerini yapacağı hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliğinin "Akademik organlar" başlıklı 21. maddesinin son fıkrasında, rektörün, Vakıf üniversiteleri ve yüksek teknoloji enstitülerinin yöneticisi olduğu ifade edilmiş; Yönetmeliğin 22. maddesinin üçüncü fıkrasında, vakıf yükseköğretim kurumlarının rektörlerinin, 2547 sayılı Kanunun vakıf yükseköğretim kurumları ile ilgili ek maddeleri ile mütevelli heyet tarafından verilen ve Devlet üniversitesi rektörlerinin 2547 sayılı Kanunun vakıf yükseköğretim kurumları ile ilgili ek maddelerine aykırı olmayan görev ve yetkileri kullanacakları belirtilmiş; "Öğretim Elemanları" başlıklı 23. maddesinde de, öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, seçilenlerin uygun görülen akademik unvanlarla görevlendirilmeleri ve yükseltilmelerinin yürürlükteki kanun ve yönetmelik hükümlerine uyularak, vakıf yükseköğretim kurumunun yetkili akademik organlarınca yapılması esası benimsenmiş; vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda Devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabi tutulmuş; ancak bu personelin aylık hakları bakımından 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür.
Getirilen bu düzenlemelere bakıldığında üniversitenin, Anayasanın güvencesi altındaki idari, mali ve bilimsel özerkliğinin de gereği ve sonucu olarak, vakıf üniversitelerinde görevlendirilecek öğretim elamanlarının rektör tarafından belirlenerek, mütevelli heyetin onayı ile atanacağı; bunların görevlerinden alınmasında da aynı yöntemin uygulanacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun Ek 5. maddesinin yukarıda yer verilen hükmünün incelenmesinden de, vakıf üniversitelerinde görevlendirilecek öğretim elemanlarının belirlenmesinde akademik organlarla işbirliği içerisinde olmak koşulu ile mütevelli heyetinin yetkili olduğu, ancak mütevelli heyetin, vakıf yükseköğretim kurumu yöneticilerine uygun gördüğü ölçüde yetkilerini devredebileceği anlaşılmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, 13/04/2016 tarihinden itibaren bölüm başkanı olarak Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünde görev yapan davacının, vize ve final sınavlarında kurallara aykırı olarak dersi kendisinden alan öğrencilere sözlü olarak uyguladığı, sözlü sınavlara ilişkin olarak yapılan şikayetler ile öğrencileri notlandırmada eşit ve adil davranmadığı, söz konusu hususların şikayetlere konu olduğu, şikayetler hakkında kendisinden açıklama istenilmesine rağmen herhangi bir açıklama yapmadığı, cuma günleri işe gelmediği, derse girmeyen öğretim üyesini bildirmediği, öğrencilere hakaret ettiği ve bu doğrultuda çalışma huzurunu bozduğu tespit edildiğinden bahisle 13/04/2016-09/06/2017 tarih aralığını kapsayan hizmet sözleşmesinin 09/06/2017 tarihi itibariyle verilen yetki kapsamında mütevelli heyet başkanınca feshedilmesine ilişkin 08/06/2017 tarih 728 sayılı işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile tazmini ve 15.000,00.-TL manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda bahsedilen mevzuat hükümlerini incelenmesinden, Vakıf üniversitelerinin Devlet üniversiteleri ile aynı esaslara tabi olduğu, öğretim görevlilerine aylık hakları bakımından 4857 sayılı İş Kanunu'nun, bunun dışındaki hak ve sorumlulukları bakımından ise 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun uygulanacağı, dolayısıyla her iki üniversitede görev yapan öğretim üyelerinin görevleri ile ilgili sorumlulukları ve bu sorumlulukları sebebiyle haklarında uygulanacak yaptırımlar bakımından aynı usule tabi olacakları kuşkusuzdur.
Davacının hizmet sözleşmesinin 09.06.2017 tarihi itibariyle, feshedilmesine ilişkin 08.07.2016 tarih ve 728 sayılı işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile tazmini istemi yönünden istinaf incelemesi;
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelere bakıldığında, davacının sözleşmesinin feshedilmesine gerekçe olarak gösterilen sebepler bakımından herhangi bir soruşturma ve/veya inceleme yapılmaksızın ileri sürülen hususların doğrudan fesih sebebi olarak gösterildiği, 22.07.2015 tarih ve 29422 sayılı Önlisans ve Lisans Eğitim Öğretim Sınav Yönetmeliği'nin 23.maddesinin 4.fıkrasında, ara sınav ve dönem sonu sınavlarının yazılı, test veya test-yazılı olarak yapılacağı ancak uygulama veya çok özel yapısı olan derslerin sınavlarının sözlü olarak veya öğrencinin yarıyıl/yıl içi çalışmalarının değerlendirilerek yapılacağı, özelliği gereği sınavları bu şekilde yapılacak derslerin sınavlarının hangi yöntemle yapılacağının ilgili bölüm veya program başkanlığının önerisi ve ilgili akademik birimin yönetim kurulu tarafından karar bağlanarak yarıyıl/yıl başlangıç tarihinden sonra en geç yedi hafta içerisinde rektörlüğe bildirileceği belirtilmesine rağmen davacının sözlü olarak yaptığı sınavların hangi derslere ilişkin olduğu, bu derslerin uygulama dersi ya da özel yapısı olan derslerden olup olmadığı, sözlü sınav yapılması hususunda başkanlık önerisi sonrası yönetim kurulunca bir karar alınıp alınmadığı, diğer öğretim görevlilerince aynı derslerde sözlü sınav yapılıp yapılmadığı, davacının bu hususta önceden uyarılıp uyarılmadığı, söz konusu durumun davacının görevini yerine getirmede başarısız sayılmasını gerektirip gerektirmediği hususlarına yönelik herhangi bir araştırma yapılmadığı, yine davacının öğrencileri notlandırmada eşit ve adil davranmadığı hususunun şikayetlere konu olduğu, şikayetler hakkında kendisinden açıklama istenilmesine rağmen herhangi bir açıklama yapmadığı, Cuma günleri işe gelmediği, ücret ödendiği bildirilmesine karşın bölüm içinde derse gelmeyen öğretim üyesini bildirmediği, öğrencilere hakaret ettiği/azarladığı, bu ve benzeri pek çok davranışı ile bağlı olduğu bölümün sevk ve işleyişini aksattığı, sürekli şikayetlere konu olduğu, çalışma huzurunu bozduğu hususlarının soruşturmaya tabi tutularak alınan ifadeler kapsamında değerlendirilmediği görüldüğünden, salt bir kaç öğrencinin şikayet dilekçesine istinaden tesis edilen dava konusu fesih işleminde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, davacı hakkında tesis olunan işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle, Anayasa'nın 125.maddesinin son fıkrasında yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü uyarınca davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerekmektedir.
Davacının işlem nedeniyle uğramış olduğu manevi zarara karşılık olmak üzere 15.000,00.-TL manevi tazminat istemi yönünden ise istinaf incelemesi;
Manevi zarar, kişinin şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme olup, kişinin kendisinin veya yakınlarının şan, şeref, kişilik hakları ve vücut bütünlüğüne yönelik eylem ve işlemler nedeniyle duyduğu derin ruhsal ve bedensel acı, üzüntü olarak tanımlanmaktadır. İdarenin mali sorumluluğuna gidilmesi suretiyle, duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsa maddi edimlerle telafi edilmesi olan manevi tazminat, bir zenginleşme aracı da değildir.
Kişilerin manevi varlıklarında oluşan eksilmeyi ifade eden manevi zararın tazmin edilebilmesi için varlığı gerekli olan; şeref, haysiyet, kişilik hakları veya vücut bütünlüğüne yönelmiş bir saldırı niteliğinde eylem ya da işlemin söz konusu olması gerektiği, somut uyuşmazlıkta ise, davacının hizmet sözleşmesinin 09/06/2017 tarihi itibariyle feshedilmesine ilişkin dava konusu işlemin Mahkememiz kararıyla yürütmesinin durdurulduğu dikkate alındığında davacının telafisi gereken ölçüde manevi zararı bulunmadığı sonucuna varılmış olup, idari işlemlerin yargı kararı ile iptal edilmiş olmasının, her durumda mutlaka idarenin tazminat sorumluluğunu gerektirmediği, her mağduriyetin bir zarar teşkil etmediği ve manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmadığı açıktır.
Bu bakımdan, somut uyuşmazlığın niteliğine göre davacının işlem nedeniyle duyduğu ileri sürülen acı ve üzüntü, manevi tazminata hükmedilmesini gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle,
-İstanbul 11. İdare Mahkemesi'nin 28/02/2018 gün ve E:2017/1362, K:2018/312 sayılı kararının, 15.000,00.-TL manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine,
-İstanbul 11. İdare Mahkemesi'nin 28/02/2018 gün ve E:2017/1362, K:2018/312 sayılı kararının, dava konusu 08/07/2016 tarih ve 730 sayılı işlemin iptali ile söz konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük hakların ödenmesi istemine yönelik kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, anılan kararın bu kısmının kaldırılmasına ve bu kısım yönünden dava konusu işlemin iptaline, yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine,
-Aşağıda dökümü yapılan 370,10.-TL yargılama giderinin davadaki haklılık oranına göre 185,05.-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, bakiye kısmını oluşturan 185,05.-TL'nin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 1.362,00.-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
-Davalı idare lehine mahkeme kararı ile vekalet ücretine hükmedildiğinden tekrar vekalet ücretine hükmedilmemesine,
-Peşin yatırılmış olan 220,30-TL nispi harcın talep halinde davacıya iadesine, artan posta avansının resen ilgililerine iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 07.01.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AZLIK OYU:
Usul ve hukuka uygun bulunan Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)