(2709 S. K. m. 125, 129) (4721 S. K. m. 8) (6098 S. K. m. 53) (2577 S. K. m. 45, 46)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacılardan ......'nın 28.02.2016 tarihinde Bilecik Bozüyük Devlet Hastanesi'nde ölü doğum gerçekleştirmesinin hastanenin yanlış tedavi ve teşhis uygulanmasından kaynaklandığı iddiasıyla, sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesinden kaynaklı olarak uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılanması amacıyla her bir davacı için ayrı ayrı olmak üzere destekten yoksun kalmadan kaynaklı 500,00 TL maddi ve 100.000,00.- TL'de manevi tazminatın olayın gerçekleştiği 28.02.2016 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ödenilmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; dava dosyası, Adli Tıp Kurumu raporu ile birlikte değerlendirildiğinde, davacılardan ......'nın 26.02.2016 tarihinde hastaneye başvurusu sonrasında hastanın yatırılarak takibe alınması gerekirken, eve gönderildiği ve 27.02.2016 tarihinde bebeğin anne karnında öldüğü, bu süreçte sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği sonucuna varıldığı, öte yandan Mahkemelerince alınan Adli Tıp Kurumu raporunda Dr.......'nın kusurlu olduğu, ancak; davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı görüş ve kanaatine yer verilmiş ise de; Anayasa'nın 129.maddesinde yer alan"...... Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir." hükmü gereğince davalı idare aleyhine açılan işbu davada kamu görevlisini istihdam eden davalı idarenin kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının maddi tazminat istemi değerlendirildiğinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 8. maddesi hükmü incelenip değerlendirildiğinde, yasa koyucunun; çocuğun hak ehliyetini sağ ve tam doğmak koşuluyla anne rahmine düştüğü andan itibaren kazanacağını belirterek anne karnındaki cenine koşullu olarak hak ehliyeti tanıdığı, buna göre ceninin kişiliğinden ve hak ehliyetinden bahsedebilmek için sağ ve tam doğmak koşullarının birlikte sağlanmış olması lazım geldiği, öte yandan; destekten yoksun kalma zararına ilişkin istemlerin yasal dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin zararının karşılanması gerektiği hususunda kuşku bulunmadığı, buna göre, sağ olarak doğmadığı için kişilik kazanamayan ve hak ehliyeti de bulunmayan ceninin ileride davacılara destek olacağının düşünülmesine hukuken imkan bulunmadığı, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı isteminin reddi gerektiği, davacıların çocuğunun anne karnında ölümü nedeniyle oluşan hizmet kusurunun ağırlığı değerlendirilerek, davacı anne ...... için 50.000,00 TL, davacı baba ......’için 50.000,00 TL olmak üzere toplamda 100.000,00 TL tutarın manevi tazminat olarak davalı idarece davacılara ödenmesine, bu miktarı aşan talebin reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulü ile davacılardan ......'a 50.000,00 TL, ......'a ise 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 11.04.2016 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin de reddine ilişkin Sakarya 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 18/04/2018 tarih ve E:2016/1042, K:2018/349 sayılı kararına karşı, davanın taraflarınca istinaf başvurusunda bulunulmakta; davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunda, birçok belirti bulunmasına rağmen doğru teşhis konulamadığı, hem annenin hem de bebeğin hayatının riske atıldığı, bu hizmet kusuru ve ihmal nedeniyle bebeğin hayatını kaybettiği, olayın acısını ve üzüntüsünü yaşadığı iddialarıyla, kararın kaldırılması ve maddi ve manevi tazminat istemlerinin tamamına hükmedilmesine,davalı idare tarafından; kararın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne dair kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunda ise; bilirkişi raporu ile ortaya konulduğu üzere, davacıya konulan teşhis, yapılan muayene ve uygulanan tedavilerin tamemen tıbbi ve gereklere uygun olarak gerçekleştirildiği, dava konusu olayda tıbbi uygulama hatası (malpraktis) olmadığından, hizmet kusurunun veya ihmalinin varlığından söz edilemeyeceği iddialarıyla, kararın kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ (DAVACI): İstinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
SAVUNMANIN ÖZETİ (DAVALI): Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Sekizinci İdare Dava Dairesi'nce gereği görüşüldü:
Dava; davacılardan ......'nın 28.02.2016 tarihinde Bilecik Bozüyük Devlet Hastanesi'nde ölü doğum gerçekleştirmesinin hastanenin yanlış tedavi ve teşhis uygulanmasından kaynaklandığı iddiasıyla, sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesinden kaynaklı olarak uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılanması amacıyla her bir davacı için ayrı ayrı olmak üzere destekten yoksun kalmadan kaynaklı 500,00 TL maddi ve 100.000,00.- TL'de manevi tazminatın olayın gerçekleştiği 28.02.2016 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ödenilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin de kısmen reddi kısmen kabulü ile davacılardan ......'a 50.000,00 TL, ......'a ise 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 11.04.2016 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin de reddine ilişkin kararına karşı, davanın taraflarınca istinaf başvurusunda bulunulmakta; davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunda, kararın kaldırılması ile maddi ve manevi tazminat istemlerinin tamamına hükmedilmesine,davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunda ise; kararın kaldırılması ve davanın tamamının reddine karar verilmesi istenilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 45. maddesinin 3. fıkrasında; Bölge İdare Mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği, 45/4. maddesinde ise, Bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği hükmüne yer verilmiştir.
İdare Mahkemesi'nce verilen kararın; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar, manevi tazminat isteminin de kısmen kabulüne dair kısmına karşı davalı idare tarafından yapılan istinaf başvuruları yönünden uyuşmazlık ele alınıp değerlendirildiğinde; kararın bu kısmının sonucundaki isabet ve gerekçesi yönünden hukuka uygun olup, davacı ve davalı idare tarafından istinaf başvuru dilekçelerinde kararın bu kısmına yönelik ileri sürülen iddialarda söz konusu kararın bu kısmının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden istinaf başvurusunun reddi gerekmektedir.
Manevi tazminat isteminin kısmen reddine yönelik İdare Mahkemesi kararının bu kısmına yönelik davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu yönünden:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir,
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Sağlık hizmetleri bünyesinde risk taşıyan nitelikte hizmetlerden olduğundan, riskli müdahale ve operasyonlar ile sağlık hizmeti içinde yer alan ancak tıbbi operasyon kapsamına dahil edilemeyecek birtakım bakım, gözetim ve yan müdahaleler bakımından idarenin hizmet kusurunun ağırlığına farklı yaklaşılmakla birlikte bakım, gözetim ve yan müdahalelerin hiç veya gereği gibi yapılmaması ya da hastaya ilişkin tıbbi kayıtların usulüne göre tutulmaması nedeniyle oluşan zararlarda, idarenin sorumluluğundan söz edebilmek için hizmet kusurunun varlığı yeterli olmaktadır.
Bunun yanında manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
İdare Mahkemesi'nce Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'na yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 05.04.2017 günlü ve 1706 sayılı raporda yer verilen "kişinin 26.02.2016 tarihinde şikayetleri ile başvurduğu Bozüyük Devlet Hastanesinde Dr....... tarafından muayenesinin yapıldığı, USG ve NST değerlendirmelerinin yapıldığı, dosyada mevcut başvuru tarihli NST’nin Kurulumuzca yapılan değerlendirmesinde deselerasyon bulunmadığı ancak variyebilitesinin iyi olmadığı görüldüğünden hastanın yatırılarak takibe alınması ve kontrol NST’ler ile değerlendirmesi gerektiği anlaşıldığından kişiyi mevcut durumu ile taburcu eden Dr.......’nın kusurlu olduğu"na dair belirleme doğrultusunda, davacının kalp atım hızının takibinde gerekli özen gösterilmeyerek, eve gönderilmiş olması nedeniyle kusurlu olduğu belirtilen hekimin bu özen eksiliğinden kaynaklı hizmet kusurunun varlığına yönelik ulaşılan kanaate katılınmakla birlikte; manevi tazminatın yukarıda açıklanan niteliği gereği, davacıların duyduğu elem ve ızdırabı kısmen hafifletecek, ancak; sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde ve hukuka aykırılığı özendirmeyecek ölçülerde belirlenmesi ilkeleri çerçevesinde takdiren, davacılardan ......'a 100.000,00 TL, ......'a ise 100.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın ödenilmesinin "hukuk devleti ilkesi"ne uygun düşeceği kanaatine varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun reddine, davacı istinaf başvurusunun maddi tazminat yönünden reddine, manevi tazminat yönünden kabulüne, Sakarya 2. İdare Mahkemesi'nin 18/04/2018 tarih ve E:2016/1042, K:2018/349 sayılı kararının manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne, davacılardan ......'a 100.000,00 TL, ......'a ise 100.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne, kabulüne karar verilen manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 11.04.2016 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacılara ödenilmesine, kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 13.662,00.- TL nispi karar harcından, dava açma aşamasında davacı tarafından yatırılan 687,00.- TL nispi karar harcından 29,20.- TL maktu karar harcının mahsubuyla kalan 658,00.- TL harcın mahsubuyla 13.004,00.- TL nispi karar harcının davacı tarafından tamamlanılması için ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı'na müzekkere yazılmasına, 13.662,00.- TL nispi karar harcının davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, aşağıda dökümü yapılan 968,60.- TL yargılama giderinden davada haklılık oranına göre 19,50.- TL'lık kısmının davacılar üzerinde bırakılmasına, 949,10.- TL'lık kısmı ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 17.950,00.- TL nispi avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, reddedilen maddi tazminat üzerinden davalı idare lehine maktu avukatlık ücretine hükmedildiğinden, ayrıca maktu avukatlık ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, davalı idarece istinaf kanun yolu aşamasında yapılan ve posta giderinden oluşan toplam 58,65.- TL yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin karar kesinleştikten sonra ilgililere iadesine, 2577 sayılı Kanunun 46/b maddesi uyarınca Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 06/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)