(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 45, 46)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 02.12.2012 tarihinde ayağında oluşan kırıklar nedeniyle tedavi için gittiği Aliağa Devlet Hastanesi'nde yapılan enjeksiyon sonucu engelli duruma geldiğinden bahisle idarenin hizmet kusuru sebebiyle 25.000,00-TL maddi ve 25.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılan davada; Mahkemenin 30.12.2015 tarihli ara kararı ile Adli Tıp Kurumundan, 02.12.2012 tarihinde Aliağa Devlet Hastanesinde görevli sağlık memuru .... tarafından yapılan enjeksiyon sonucu davacının bacağını hissetmemeye başlaması, sonuçta bir bacağının diğerinden kısa kalarak %15 engelli duruma gelmesi ve bu bacağını kullanamamasında müdahale, teşhis ve tedaviye ilişkin tüm bilgi ve belgeler değerlendirilmek suretiyle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının ve kusur varsa kusur oranının davacıların iddiaları da dikkate alınarak tespitine ilişkin ayrıntılı ve detaylı hazırlanacak rapor düzenlenmesinin istenilmesi üzerine Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 27.09.2017 tarihli raporda; "Kişinin 02.12.2012 tarihinde mal kontrolü yaparken ayağını role tekerine sıkıştırdığı, müracaat ettiği hastanede grafi çekildiği, ağrı nedeniyle intramüsküler ilaç yapıldığı, sevk edildiği anlaşılan hastanın sol ayak bileğinde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı nedeniyle müracaat ettiği hastanede çekilen grafide tibia alt uç kırığı saptanarak yatırıldığı ve tespit işlemi uygulandığı, 5 gün sonra intramüsküler enjeksiyonun yapıldığı hastaneye müracaatında radikülopati saptandığı, kişinin 19.01.2017 tarihli muayenesinde, 2012 Aralıkta sağ kalçadan enjeksiyon yapıldıktan 15-20 saniye sonra sağ bacak kalçadan itibaren tamamen uyuştuğu, 4-5 ay böyle devam ettiği, destekle yürüyebiliyorken zamanla kısmen toparlamış olduğunu ifadede eden kişinin Nörolojik muayenesinde, sağ ayak tabanında dize kadar bacak arka yüzünde hipoestezi tariflediği, sağda aşil refleksi alınamadığı, sağda ayak bileği plantar fleksioynu 4/5 bulunduğu, EMG:(13.01.2017) Sağ post tibial sinirin sekel nitelikte ılımlı parsivel aksonal etkilenmesini telkin eden elektro fizyolojik bulgular saptandığı, tanı olarak siyatik sinir lezyonu olduğu bildirilen, .... oğlu, 1987 doğumlu, .... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin yapılan incelenmesinde: kişiye uygulanan enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da öngörülemeyecek ve önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğu dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, dolayısıyla enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sağ siyatik sinir lezyonunun herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, bahse konu komplikasyonun tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline veya enjeksiyon yapılma talimatını veren hekime ve davacıya; yapılan tedavide davalı idarenin bir kusuru ve ihmalinin bulunmadığı" belirtilmiş, bu durumda, davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru oluşturan eylemi bulunmadığı sonucuna varılmış olup, davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddi yolunda İzmir 3. İdare Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih, E: 2015/940, K: 2018/416 sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Hastane ve benzeri kurumlarda yürütülen sağlık hizmetlerinden faydalananların, hizmetin yapılmasından ve tıbbi müdahaleden doğabilecek bazı komplikasyonlar ile karşı karşıya kalmalarının muhtemel olduğu, tazminat ödeme mükellefiyetinin doğması için gereken şartların dava konusu olay bakımından gerçekleşmediği, mezkur olayın yaklaşık üç yıl önce gerçekleştiği, bu süre zarfında davacının farklı yerlerde tedavi gördüğü, meydana gelen zararın davacıya yapılan ejeksiyon sonucu oluştuğunun kesin olarak ispatlanamadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinde, "2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
...
4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
...
6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir. " kurallarına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay’da temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinde,"1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.
b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.
2. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.
3. Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir...." kuralına yer verilmiştir.
Dava, Davacı tarafından, 02.12.2012 tarihinde ayağında oluşan kırıklar nedeniyle tedavi için gittiği Aliağa Devlet Hastanesi'nde yapılan enjeksiyon sonucu engelli duruma geldiğinden bahisle idarenin hizmet kusuru sebebiyle 25.000,00-TL maddi ve 25.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının; kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinden;
Dosyadaki belgeler ile başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın bu kısmının hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacının; kararın manevi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesine gelince;
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
İdare hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin açık bir hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Bunun yanında manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; davacının 02/12/2012 tarihinde Aliağa Devlet Hastanesi acil polikliniğine sol ayak kırılması şikayeti ile başvurduğu, muayene edilip gerekli tetkikler yapıldıktan sonra davacıya hastanenin acilinde görevli .... tarafından intra muskuler enjeksiyon yapılmış, enjeksiyon yapıldıktan sonra davacının tedavisine devam edildiği ve bacağı atelli olarak taburcu edildiği, sonrasında sağ bacağını sağlıklı olarak kullanamaması üzerine, İzmir Karşıyaka Devlet Hastanesine başvurduğu, hastane tarafından davacıya polinöropati teşhisi konulduğu, Bu teşhis üzerine davacı hakkında 25/02/2014 tarihli engelli sağlık kurulu raporu düzenlendiği, düzenlenen engelli raporuna istinaden davacı tarafından 20/02/2015 tarihinde Sağlık Bakanlığına İdarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle idari başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkeme tarafından Adli Tıp 2. İhtisas Kurulundan alınan raporda; Kişiye uygulanan enjeksiyon tedavisinin endikasyonunun bulunduğu, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da öngörülemeyecek ve önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğu dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, dolayısıyla enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sağ siyatik sinir lezyonunun herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği belirtilmiştir.
Uyuşmazlığın çözüme kavuşması bakımından Dairemiz tarafından yapılan 25.10.2018 tarihli ara kararı ile Adli Tıp 2. İhtisas Kurulundan konuyla ilgili ek bilirkişi raporu istenmiş olduğu, ara kararına Adli Tıp Kurumu tarafından verilen cevabi yazıda; Aliağa Devlet Hastanesinde davacıya 02.12.2012 tarihinde yapıldığı belirtilen intramusküler enjeksiyona ait intramüsküler uygulanan ilacın ve dozunun yer aldığı doktor ve hemşire tedavi tabelasının teminen gönderilmesinin istenilmesi üzerine Dairemiz tarafından 28.02.2019 tarihinde yapılan ara kararı ile Aliağa Devlet Hastanesinden anılan doktor ve hemşire tedavi tabelasının gönderilmesinin istendiği, davalı idare tarafından ara kararına verilen cevapta istenilen doktor ve hemşire tedavi tabelasına ulaşılamadığının belirtildiği anlaşılmıştır.
Söz konusu Adli Tıp Kurumu raporunda davacıda meydana gelen arazın enjeksiyondan kaynaklı olduğu belirlendiği halde idarenin olayda hizmet kusuru olup olmadığının tespit edilememesinin, tıbbi kayıt eksikliğinden kaynaklandığı gözetildiğinde; davacının hakkında uygulanan tedaviyi ve zararlı sonucun sebebini öğrenmesine yarayacak tıbbi kayıtların eksik olmasından dolayı tedavi sürecinde gelişen olaylarla ilgili maddi gerçeğe (rahatsızlığının nedenine) ulaşamayacak ve ömür boyu şüphe duyacağı açıktır.
Bu durumda tıbbi kayıtlardaki eksiklik sonucu davacının, rahatsızlığın sebebini öğrenemeyecek olması nedeniyle uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek takdiren 20.000,00-TL olarak belirlenerek 20.000,00-TL manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolunda İzmir 3. İdare Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih, E: 2015/940, K: 2018/416 sayılı kararın; davacının maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine, manevi tazminat talebinin reddine yönelik davacı istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile kısmen reddine, 20,000,00-TL manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesine, adli yadım istemli olarak açılan davada davacıdan alınmayan aşağıda ayrıntısı gösterilen ilk aşama ve istinaf aşaması yargılama giderleri toplamı 872,41-TL yargılama giderinin tarafların haklılık durumuna göre 523,448-TL kısmının davacıdan tahsilinin tahsil dairesinden istenilmesine, artan 348,962-TL yargılama gideri ile hükmedilen tutar üzerinden hesaplanan 1.362,20-TL nisbi karar harcının davalının genel bütçeye dahil bir idare olması nedeniyle davacıya tamamlattırılmamasına ve bu nedenle davalı idarece davacıya ödenmesi yolunda hüküm kurulmamasına, ilk derece Mahkemesince hükmedilen tutarlar yönünden mükerrerlik oluşturmamak üzere Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10 ve 13. maddeleri göz önünde bulundurularak davacı vekili için kabul edilen manevi tazminat tutarı karşılığı 2.400,00-TL'nin davalı idarece davacıya ödenmesine, davalı vekili için maddi tazminat için 1.362,00-TL reddedilen manevi tazminat için 600,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 11/04/2019 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)