İSTEMİN ÖZETİ: Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 08/02/2018 gün ve E:2017/2061, K:2018/260 sayılı kararın; taraflarca dilekçede belirtilen nedenlerle ve 2577 sayılı Kanunun 45.maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Taraflarca savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacı tarafından, Diyarbakır İli, Hani İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Uzm. J. IV. Kad. Çvş. olarak görev yapmakta iken, 11.04.2016 tarihinde terör örgütü mensuplarınca patlayıcı madde yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucunda sağ böbrek üstünde, sol sırt altında ve sol bacak kalça kısmında kalıcı hasar meydana geldiğinden ve davacının malul olduğundan bahisle uğramış olduğunu iddia ettiği efor kaybı zararına karşılık olmak üzere ıslah dilekçesi ile artırılarak 537.923,40 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 562.923,40 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; kamu görevlisi olan davacının, görevini yaparken yaralanması olayı nedeniyle uğramış olduğu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekeceği, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile yapılan 07.12.2017 tarihli ara karara davalı idarelerce verilen ve 04.01.2018 tarihli cevap dilekçesinin birlikte incelenmesinden, Diyarbakır İli, Hani İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Uzm. J. IV. Kad. Çvş. olarak görev yapan davacının 11.04.2016 tarihinde terörle mücadeleye yönelik bir görevin ifası sırasında bölücü terör örgütü mensuplarınca patlayıcı madde yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucunda yaralandığı ve bu yaralanma sebebiyle gördüğü tedavi sürecinin devam edeceği anlaşıldığı, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 3. maddesinin (d) bendi ve Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 8. maddesi uyarınca tedavisinin bitimini müteakip tanzim edilecek sağlık raporuna göre verilecek tazminattan düşülmek üzere davacıya Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat Komisyonu'nun 23.03.2017 tarih ve 2017/87 sayılı kararı ile 8.437,62 TL nakdi tazminat ödenmesine karar verildiği, davacının davalı kurum bünyesinde Konya İl Jandarma Komutanlığı Sarayönü İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş İsth. Ks. Oly. İşl. Elm. olarak çalışmaya devam ettiği ve söz konusu olay nedeni ile davacının çalışma koşullarında herhangi bir değişiklik olmadığı, dava konusu olaydan sonra davacı hakkında herhangi bir adi/vazife malullüğü kararının davalı kuruma ulaşmadığı hususlarının belirtildiğinin görüldüğü, davacıya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 3. maddesinin (d) bendi ve Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 8. maddesi uyarınca tedavisinin bitimini müteakip tanzim edilecek sağlık raporuna göre verilecek tazminattan düşülmek üzere Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat Komisyonu'nun 23.03.2017 tarih ve 2017/87 sayılı kararı ile 8.437,62 TL nakdi tazminat ödenmesine karar verildiği, ayrıca davacının davalı kurum bünyesinde Konya İl Jandarma Komutanlığı Sarayönü İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş İsth. Ks. Oly. İşl. Elm. olarak çalışmaya devam ettiği ve söz konusu olay nedeni ile davacının çalışma koşullarında herhangi bir değişiklik olmadığı, dava konusu olaydan sonra davacı hakkında herhangi bir adi/vazife malullüğü kararının davalı kuruma ulaşmadığı hususları dikkate alındığında, davacının aktif ve pasif dönemde maddi bir zararının bulunmadığı anlaşılmakla 3713 ve 2330 sayılı Yasaların, terör eylemlerinin veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerin neden ve etkisiyle malül olan kamu görevlilerinin veya şehit olmuş ise dul ve yetimlerinin mağduriyetini gidermeye yönelik olarak çıkarılan bu Yasalar uyarınca yapılan ödemeler dikkate alındığında davacının maddi zararının bulunmadığı sonucuna varıldığından davacı tarafından fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik talep edilen 1.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı, davacının kamu hizmetini yürütürken görevin sebep ve tesiri ile yaralanması sonucunda davacının duyduğu ve ömür boyu duyacağı ızdırabın karşılanmasının gerektiği gerekçesiyle, davanın maddi tazminat talebi bakımından reddine, manevi tazminat talebi bakımından ise kısmen kabulüne ve 10.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, 15.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından; 11/04/2016 tarihinde bölücü terör örgütü mensuplarınca nizamiye bölgesinde gerçekleştirilen patlama neticesinde yaralanması sebebiyle oluşan efor kaybından dolayı uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle davalı idareye yaptığımız başvuru zımnen reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı, uygulamada kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybı nedeniyle, gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi, tazminatın gerekeceği kabul edilmekte ve bu, "güç (efor) kaybı tazminatı" diye adlandırıldığı, beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı işi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek bir anlamda zararı, bu fazladan sarf edilen gücün oluşturduğu kabul edildiği, ilk bakışta sorumluluk hukukunun, zarar kavramına ters düştüğü ileri sürülebileceği, ancak burada beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı işi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek bir anlamda zararı, bu fazladan sarf edilen gücün oluşturduğu kabul edilmesi gerektiği, yaşadığı sürece maluliyeti nedeniyle daha fazla güç (efor) sarf edeceği, yaşadığı sürece hayatını sürdürmek için davacının maluliyeti nedeniyle daha fazla güç (efor) sarf edeceği açık olduğu, bu nedenle davacının çalışma gücü kaybı zararı hesaplanması gerektiği, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı idareler tarafından; zarar doğuran eylemin üçüncü kişiler tarafından gerçekleştiği, zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığı, meslek içerisinde oluşabilecek risklerin telafisi için 2330 sayılı Yasa gereğince davacıya ödemelerin yapıldığı, yapılan ödemenin manevi zararı da karşıladığı, manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye neden olmamasının gerektiği, manevi tazminata faiz işletilemeyeceği ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin hukuksal sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğu İdarenin hukuksal sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun veya uğranılan manevi zararların giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdari eylem ise, idarenin işlevi sırasındaki, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyetlerini (fizik alanında görülen iş, hareket, tutum ve çalışmalar) veya hareketsiz kalmasını anlatır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar.
İdarenin hukuksal sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bu kapsamda; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer yandan; idarenin kusursuz sorumluluğu, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür.
Kusursuz sorumluluk sebeplerinden olan “kamu külfetleri karşısında eşitlik” ya da diğer adıyla “fedakârlığın denkleştirilmesi” ilkesi, nimetlerinden tüm toplum tarafından yararlanılan idarenin eylem ve işlemlerinden doğan külfetlerin, sadece belli kişi veya kişilerin üstünde kalması durumunda, bu kişi veya kişilerin uğradığı zararların, kusuru olmasa dahi idarece tazminini öngörmektedir. Burada risk sorumluluğundan farklı olarak; kazalardan kaynaklanmayan, diğer bir deyişle arızi nitelikte olmayan, önceden öngörülebilen zararların tazmini söz konusudur. İdari faaliyetin doğal sonucu olan bu zarar, etki alanı bakımından sınırlı, özel ve olağan dışı nitelik göstermektedir.
Askerlik görevini yerine getiren bireylerin fiziksel sağlıklarının bozulması durumunda, bu bozukluğun görevin sebep ve tesiri veya askeri faaliyet ile ortaya çıktığı, fiziksel sağlığın bozulması ile askerlik hizmeti arasında nedensellik kurulduğu durumlarda, "kusursuz sorumluluk ilkesi" kapsamında tazminin "fedakarlığın denkleştirilmesi" ilkesi ve gereklerine uygun olacağı kabul edilmelidir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Diyarbakır İli, Hani İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Uzm. J. IV. Kad. Çvş. olarak görev yaptığı, 11.04.2016 tarihinde bölücü terör örgütü mensuplarınca patlayıcı madde yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucunda yaralandığı, önce Hani Devlet Hastanesine oradan da Diyarbakır Askeri Hastanesine sevk edilerek gerekli ilk müdahalelerin yapıldığı ve sonrasında sol kol, sağ el ve sağ bacağında ağrı şikayeti ile Gülhane Askeri Tıp Hastanesine sevk edildiği ve yapılan müdahaleler ile birlikte 19.04.2016 tarihinde ameliyat olduğu, bu müdahalenin ardından da 2 ay istirahat raporu alarak taburcu olduğu, davacı tarafından yaşanan söz konusu terör olayı sonucunda sağ böbrek üstünde, sol sırt altında ve sol bacak kalça kısmında kalıcı hasar meydana geldiğinden ve malul olduğundan bahisle uğramış olduğunu iddia ettiği efor kaybı zararına karşılık olmak üzere ıslah dilekçesi ile artırılarak 537.923,40 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 562.923,40 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Maddi tazminat yönünden davanın değerinin belirlenmesi;
Davacı tarafından dava dilekçesinde talep ettiği maddi tazminat tutarı fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 1.000,00 TL olarak belirtmiştir.
Dairemizin 01.03.2020 günlü ara kararı üzerine yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişi tarafından 24.06.2020 tarihinde dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunda maddi zarar tutarının 724.638,61 TL olarak belirtilmesi üzerine, davacı tarafından 21.09.2020 havale tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 724.638,61 TL'ye çıkartılmıştır.
Anılan bilirkişi raporunun hükme esas alınamaması nedeniyle Dairemizin 19.10.2021 günlü ara kararı üzerine yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişi tarafından 10.01.2022 tarihinde dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunda maddi zarar tutarının 537.923,40 TL olarak belirtilmesi üzerine, davacı tarafından daha önce verilen 21.09.2020 havale tarihli ıslah dilekçesinin düzeltilmesi talebiyle dava değerini 537.923,40 TL olarak uyarlanmasına yönelik 31.01.2022 tarihli dilekçe verilmiştir.
Usul Yasamıza hak arama özgürlüğünü geliştirici nitelikte Yasa kuralı ile getirilen "ıslah kurumunu" niteliği gereği yargılama sürecinde nihai karar verilinceye kadar bir kez kullanılabileceği tartışmasız olmakla birlikte; dava dosyasına sunulan 24.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacının maddi zararının 724.638,61 TL olarak belirtildiği, bilirkişi raporunun usule uygun olmaması nedeniyle yapılan hesaplamanın yanlış olduğu, raporun hükme esas alınamayacağının davacı tarafından bilinemeyeceğinden, hataya düşülerek ve ıslah iradesini tam olarak gösteremeyerek 21.09.2020 tarihli ilk ıslah dilekçesi ile dava değerinin artırıldığı, anılan bilirkişi raporu hükme esas alınamaması nedeniyle yeniden Dairemizce yaptırılan bilirkişi incelemesi üzerine maddi zarar tutarının 537.923,40 TL olarak hesaplandığı, bilirkişi raporundan kaynaklı olarak davacının ıslah iradesinde yanılgıya neden olunduğundan, davacının hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olunmaması için iradesinin sakatlanmış şekilde yapılan ilk ıslah dilekçesinde belirtilen tutarın düzeltilmesi mahiyetindeki ikinci ıslah dilekçesine itibar edilmesi gerektiğinden, davanın değerinin 537.923,40 TL olarak değerlendirilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır.
Nitekim, dava değerinin düzeltilmesi iradesiyle verilen ikinci ıslah dilekçesi doğrultusunda hüküm kuran İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi'nin 20/12/2018 tarih ve E:2018/2402, K:2018/2470 sayılı kararını onayan Danıştay 10.Dairesi'nin 10.11.2020 tarih ve E:2019/954, K:2020/4686 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Davacının maddi zararının belirlenmesi kısmına gelince;
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmektedir. Bu doğrultuda kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemlerinin karşılanması gerektiğinde duraksama yoktur.
SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 11.03.2020 tarih ve 3068 sayılı Sağlık Kurul Raporunda davacının maluliyet oranının % 35 (% 32 + %5) olarak belirlendiği, davacının Uzman Çavuş olarak geri-idari birimde görevine devam ettiği görülmektedir.
İşgücü kaybına uğramakla birlikte mevcut görevine devam eden veya başka bir göreve atanmak suretiyle kamu görevine devam eden kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat isteminin, aşağıda belirtilen ilkeler çerçevesinde hesaplanma yoluna gidilmesi gerekmektedir.
A-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, idarece bedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirinde bir azalma olmamış ise, kamu görevlisi olan davacının yeni görev yerindeki aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
B-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan kamu görevlisi beden gücü kaybına uğramasından sonra, bedensel kaybına uygun yeni bir göreve atanmış ve yeni görev yerindeki aylık gelirinde bir azalma olmuş ise, davacı kamu görevlisinin önceki görev yeri aylık geliri ile yeni görev yeri aylığı arasındaki "fark" kadar ve ayrıca davacının yeni görev yerinde aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine tespit edilen bu oran uygulanmak suretiyle belirlenecek "tutar" kadar toplam güç (efor) zararı bulunduğu dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır.
C-) Kalıcı sakatlık nedeniyle beden gücü kaybına uğrayan davacı kamu görevlisi aynı işi yapmaya devam ediyor ise, kamu görevlisi davacının aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanmalıdır.
Dairemizin 01.03.2020 günlü ara kararı ile davacının maddi zararının belirlenmesine yönelik bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, bilirkişi tarafından 24.06.2020 tarihinde dava dosyasına sunulan bilirkişi raporunun, efor zararının belirlenmesine yönelik olmaması nedeniyle hükme esas alınabilecek nitelikte görülmemiştir.
Davacının efor kaybı zararının belirlenebilmesi için öncelikle efor kaybı oranının belirlenmesi gerektiğinden, Dairemizin 22.01.2021 tarihli ara kararı ile efor kaybı oranının belirlenmesine yönelik bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olup, bu yönde davacının ve emsali personelin görevini değerlendirebilecek rütbece üstünde emekli askeri personelden, maluliyet durumunun efora yansımasını değerlendirebilecek sağlık personelinden ve çalışma şartlarını değerlendirebilecek iş güvenliği uzmanından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden, davacının yeni görev yerinde aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmesinin istenildiği, oluşturulan bilirkişi heyeti tarafından dosyaya ibraz edilen 04.10.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının aktif döneme ilişkin olarak yeni görev yerinde aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran % 17 oranında daha fazla güç sarf edeceği belirtilmiştir.
04.10.2021 tarihli bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve davalı idarelerin rapora itirazı yerinde görülmediğinden bilirkişi raporu hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur.
Davacının pasif dönemine ilişkin kısım yönünden ise Danıştay 10.Dairesi'nin 19.04.2019 tarih ve E: 2016/13895, K:2019/3180 sayılı kararında; “Pasif dönemde ise; kişinin zararı; asgari geçim indirimi hariç asgari ücret üzerinden, kamu görevinin sona ermiş olması nedeniyle Adli Tıp Kurumu veya diğer kamu hastanelerinin sağlık kurulları tarafından belirlenen meslekte kazanma gücü oranına bağlı olarak hesaplanmalıdır.” ibaresine yer verildiğinden, söz konusu pasif dönem için efor kaybı oranının yukarıda anılan sağlık kurul raporu gereğince % 35 olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Davacının işlemiş ve işleyecek aktif dönem efor kaybı oranı (%17) ile pasif dönem engel oranı (%35) belirlenmesi üzerine, aktif dönem için efor kaybı oranının aylık net gelirine ve pasif dönem için engellilik oranının asgari ücrete uygulanmak suretiyle güç (efor) tazminatı hesaplanması için Dairemizce 19.10.2021 tarihli ara kararı ile bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir.
Hesap bilirkişisi tarafından dava dosyasına ibraz edilen 10.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda, raporun tespitler kısmında aktif dönemdeki efor kaybı oranının %17 olduğu ve pasif dönemdeki maluliyet oranının ise % 35 olması gerekir iken %37 olarak belirtildiği, davacının işlemiş ve işleyecek aktif dönem efor kaybı zararının 289.037,95 TL, pasif dönem efor kaybı zararının 249.800,40 TL olmak üzere toplam zararın 537.923,40 TL olarak belirtildiği görülmektedir.
Bilirkişi raporunda davacının gelir hesaplamasının usule uygun olması nedeni ile davacının pasif dönemdeki maluliyet oranındaki yanlış hesaplama Dairemizce giderilebilecek nitelikte bulunduğu, söz konusu hatanın Dairemizce düzeltilerek hesaplama yapıldığından bilirkişiden ek rapor istenmesine gerek duyulmamıştır.
Anılan hatanın Dairemizce düzeltilmesi üzerine sonuç olarak davacının işlemiş ve işleyecek aktif dönem efor kaybı zararının 289.037,95 TL, pasif dönem efor kaybı zararının % 35 oranındaki maluliyet durumu dikkate alındığında 236.297,68 TL olmak üzere toplam zararın 525.335,63 TL olduğu kanaatine varılmaktadır.
Davalı idarelerin hesap bilirkişisi raporuna yaptıkları itirazlar yerinde görülmediğinden, Dairemizce yapılan düzeltme ile bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu olay nedeniyle malul kalan davacının toplam 525.335,63 TL efor kaybı zararının, 1.000,00 TL'lik kısmına idari başvuru tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren, 524.335,63 TL'lik kısmına 07.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddi gerekir iken, davacının efor kaybı zararının tazmini istemi dikkate alınmaksızın dava konusunun yanlış kurgulanarak maddi tazminat isteminin reddine dair verilen idare mahkemesi kararında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Davanın manevi tazminat kısmına gelince;
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Genel kabule göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi, şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda nisbeten ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması gerekmektedir.
İdare mahkemesince, uyuşmazlık konusu olay nedeniyle davacının manevi zararlarının "kusursuz sorumluluk" (mesleki risk) ilkesi kapsamında karşılanması gerektiği gerekçesi Dairemizce hukuka uygun bulunmakla birikte, hükmedilecek manevi tazminat tutarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava konusu olayda idarenin kusursuz sorumluluğu, olayın oluş şekli, oluşan yaralanmanın boyutu ve verdiği üzüntü, Dairemizin manevi tazminat tutarı yönünden ilkesel olarak belirlediği tutar dikkate alınarak, davacının talep ettiği manevi tazminat tutarının zenginleşme ölçüsünde olmadığı değerlendirilerek, davacının 25.000,00 TL manevi tazminat isteminin tamamının, idari başvuru tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 08/02/2018 gün ve E:2017/2061, K:2018/260 sayılı karara karşı yapılan;
1-Davacının istinaf başvurunun kısmen kabulüne ve kısmen reddine,
2-Davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine,
3-Davacının, 525.335,63 TL efor kaybı zararının, 1.000,00 TL'lik kısmına idari başvuru tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren, 524.335,63 TL'lik kısmına 07.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
4-Davacı için 25.000,00 TL manevi tazminatın, idari başvuru tarihi olan 14.02.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
5-Davanın genelindeki haklılık oranının değişmesi nedeniyle yargılama gideri yeniden hesaplanmak suretiyle, aşağıda dökümü yapılan 3.026,06 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 2.958,36 TL'lik kısmının davalı idarelerce davacıya verilmesine, kalan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı idarelerce karşılanan 406,93 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 9,10 TL'lik kısmının davacı tarafından davalı idarelere verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı idareler üzerinde bırakılmasına,
7-Davacı tarafından dava açılırken peşin yatırılan 89,00 TL nispi karar harcı ve ıslah aşamasında peşin yatırılan 2.461,00 TL nispi karar harcı ile istinaf aşamasında yersiz yatırılan 35,90 TL maktu karar harcı olmak üzere toplam yatırılan 2.585,90 TL nispi karar harcının, davalı idareler tarafından davacıya verilmesine,
8-Hükmedilen miktar üzerinden hesaplanan 37.593,43 TL
nispi karar harcından davacı tarafından yatırılan 2.585,90 TL nispi karar harcının mahsubu sonucu kalan 35.007,53 TL bakiye nispi karar harcının davalı idareler üzerinde bırakılmasına,
9-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen maddi tazminat yönünden 43.316,78 TL avukatlık ücretinin davalı idareler tarafından davacıya verilmesine,
10-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat yönünden 2.550,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idarelere verilmesine,
11-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen manevi tazminat yönünden 3.750,00 TL avukatlık ücretinin davalı idareler tarafından davacıya verilmesine,
12-Peşin yatırılan posta gideri avanslarının kullanılmayan kısımlarının ilgililerince taraflara iadesine,
13-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1- (b). maddesi uyarınca 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 22.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)