(2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: …. 18.K.III pafta, 618 ada, 7 nolu parselde bulunan …. Apartmanı, zemin kat, 7 nolu bağımsız bölümde ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapı yapıldığından bahisle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32 nci maddesi uyarınca yapının imar mevzuatına uygun hale getirilmesi için 30 gün süre verilmesine, aynı Kanun'un 42 nci maddesi uyarınca davacının 1.404,15.-TL imar para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 13.10.2016 tarih ve 1012 sayılı encümen kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davada; "3194 sayılı Yasanın 21 inci maddesi uyarınca bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınmasının mecburi olduğu, uyuşmazlığa konu olayda ise davacı tarafından ruhsat ve eklerine aykırı olarak sundurma yapıldığının sabit olduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32 nci maddesi uyarınca söz konusu aykırılıkların giderilmesi için 30 gün süre verilmesine ilişkin encümen kararında hukuka aykırılık bulunmadığı; davanın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42 nci maddesinin (a) bendi uyarınca verilen temel para cezası ile (c) bendinin 1 inci, 5 inci ve 8 inci alt bentleri uyarınca artırım uygulanmasına ilişkin kısmına gelince davacı tarafından uygulama imar planı bulunan bir alanda, diğer maliklerin muvafakati alınmadan, ruhsat ve eklerine aykırı olarak sabit sundurma yapıldığı hususunun sabit olması karşısında dava konusu işlemin bu kısmında hukuka ve mevzuata aykırılık görülmediği, davanın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42 nci maddesinin (a) bendine göre verilen temel para cezasına (c) bendinin 4 üncü alt bendi uyarınca artırım uygulanmasına ilişkin kısmına gelince; davacı tarafından yapılan dava konusu yapının, mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal güvenliğini tehdit edeceğinden arttırım uygulandığı görülmekle birlikte dava konusu yapının mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal güvenliğini tehdit edeceği hususunun davalı idarece nasıl ve ne şekilde tespit edildiğinin somut olarak ortaya konulamaması karşısında dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık görülmediği, davanın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42 nci maddesinin (a) bendine göre verilen temel para cezasına (c) bendinin 8 inci alt bendi uyarınca artırım uygulanmasına ilişkin kısmına gelince; dava konusu taşınmaza ilişkin yapı ruhsatının olduğu, halihazır yapı ruhsatı mevcut olan yapının ruhsatsız olduğundan bahisle artırım uygulanmasında hukuka uyarlık bulunmadığı, davanın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42 nci maddesinin (a) bendine göre verilen temel para cezasına (c) bendinin 13 üncü alt bendi uyarınca artırım uygulanmasına ilişkin kısmına gelince; davacı tarafından yapılan dava konusu yapının, çevre ve görüntü kirliliğine sebebiyet verdiği hususunun davalı idarece nasıl ve ne şekilde tespit edildiğinin somut olarak ortaya konulamaması karşısında dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık görülmediği" gerekçesiyle dava konusu işlemin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42 nci maddesinin (a) bendine göre verilen temel para cezasına (c) bendinin 4 üncü,8 inci ve 13 üncü alt bendi uyarınca artırım uygulanmasına ilişkin 936,00.-TL'lik kısmının iptaline, davanın diğer kısmının ise reddine dair verilen Mersin 2 nci İdare Mahkemesi'nin 16/05/2018 gün ve E:2016/1426, K:2018/684 sayılı kararının; davalı idare vekilince, dava konusu yapının imara aykırı imalatın kiracının sözlü beyanına ve işyeri ruhsat bilgilerine istinaden kiracı tarafından yapıldığının tespit edildiği, 3194 sayılı Yasanın 42 nci maddesi uyarınca, dava konusu taşınmazın fen ve sanat kurallarına uygun olarak yapıldığına dair statik hesabının bulunmaması ve davalı idareden izin alınmadan yapılması nedeniyle can ve mal güvenliğini açısından tehlike arz etmesinden dolayı %100 oranında artırım uygulandığı, bununla birlikte; kaçak yapılaşma çevre ve görüntü kirliliğine sebebiyet verdiğinden %20 oranında artırım uygulandığı, bahse konu davayla ilgili olarak söz konusu imara aykırı imalatın apartman ortak kullanım alanında malikler muvafakatı alınmadan yapıldığı için %30 oranında artırım uygulandığı, tüm bu nedenlere yerel mahkeme karar gerekçesi yerinde olmadığından kararın iptale yönelik kısmının istinaf yolu ile kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 2 nci İdari Dava Dairesi'nce, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü;
İdare mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenerek kaldırılabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Mahkeme kararı ve dayandığı gerekçe, hukuka ve usule uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine, istinaf aşamasında yapılan toplam 171,10.-TL tutarındaki yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına; artan posta avansının mahkemesince istinaf başvurusunda bulunan davalı idareye iadesine; 2577 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin 6 ncı fıkrası uyarınca kesin olmak üzere, 11/04/2019 tarihinde, ilk derece mahkemesi kararının "çevre ve görüntü kirliliği artırım unsurunun iptali" ve "mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit etme unsurunun iptali" kısmı bakımından oyçokluğu ile, diğer yönlerden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
Temel cezaya 3194 sayılı Kanun'un 42/2 nci maddesinin (c) bendinin, 4 üncü alt bendinde yer alan "mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit etme" nedeniyle yapılan %100 oranındaki artırımın, "afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit edeceğine" dair somut bilgi ve belge olmadığı gerekçesi ile,
Temel cezaya 3194 sayılı Kanun'un 42/2 nci maddesinin (c) bendinin 13 üncü alt bendi kapsamında yapılan artırımın, yapılan yapıların "çevre ve görüntü kirliliğine sebebiyet verdiğine dair somut bilgi ve belge olmadığı" gerekçesi ile iptaline karar verildiği görülmektedir.
Bu noktada, dosya kapsamındaki veriler çerçevesinde, "mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit etme" ile "çevre ve görüntü kirliliğine sebep olma" ile ilgili dosyada yeterli bilgi/belge olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu açıklığa kavuşturmanın yapılabilmesi için ise, evvelâ para cezasına konu yapının durumunun incelenmesi gerekmektedir.
i) Para cezasına konu yapıların durumunun incelenmesi;
1) Uyuşmazlık konusu yapının 7 katlı bir apartman binasının zemin katına yapıldığı;
2)Zemin kata, çekme mesafelerini içerecek biçimde bina zemin oturumunun dışına doğru yapılan yapı ile zemin kattaki işyerinin genişletilerek, çekme mesafelerinin bulunduğu alana masa/sandalye konularak bu kısmın (65.80 m2) kullanımının değiştirildiği;
Böylelikle binanın güney cephesindeki ve batı cephesindeki çekme mesafelerinin (kaldırımın) ortadan kaldırılarak, işyerinin yola sıfırlandığı, anlaşılmaktadır.
Bu noktada, daha evvelden mevcut değilken, inşa edilmekle birlikte uzayda/mekânda yer kaplamaya başlayan yapıların, geometrik şekilli yahut geometrik şekilsiz olarak imar hukuku bakımından çevre kirliliğine ve görüntü kirliliğine sebep olup olmadığının dosyadaki veriler bağlamında (yukarıda genel durumuna yer verilen yapı özelinde) açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Kezâ mevcut durumda yahut bir afet anında, söz konusu yapının can ve mal güvenliği bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığının dosyadaki veriler bağlamında açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
ii) İmar mevzuatına aykırı şekilde yapılan yapıların olay özelinde çevre kirliliğine sebep olup olmadığının incelenmesi;
Mevzuat koyucu gerek gerek plânlı alanlarda gerekse uygulama imar plânı sınırları dışında kalan sahalarda gelişigüzel yapı yapılmasını yasaklayarak, yapılaşmayı imar düzenine tabi kılmıştır.
Uyuşmazlık konusu yapı, imar plânı bulunan bir sahada kalmaktadır. İmar Plânı ile bu alanlara yapılacak yapıların yapı yoğunluğu ile bu bölgelerin kişi yoğunluğu, bu alanlara ne tür yapıların yapılabileceği açıklanmak sureti ile belirlenmiştir.
Dolayısıyla yapılaşma kuralları vasıtasıyla o alandaki kişi yoğunluğu ile o alandaki yapı yoğunluğu ayrı ayrı hesap edilmekte; hesaplanan kişi yoğunluğu ve yapı yoğunluğu ile dengeli/uyumlu biçimde çevreye (çöp v.b.) katı, (kanalizasyon, atıksu v.b.) sıvı yahut (karbondioksit, buhar, duman, azot v.b.) gaz atık verilmesi öngörülmektedir.
Zira mevzuat ile kişi yoğunluğuna ve yapı yoğunluğuna sınır getirilmesinin sebeplerinden birisi de, yoğunluğun belli bir düzeyde sınırlanarak, bu sınırın üzerinde çevreye katı, sıvı yahut gaz atık verilmesinin önlenmesi ve böylelikle çevrenin korunmasıdır.
Olayda; uyuşmazlık konusu yapıda imar plânına ve yapı plânına aykırı biçimde, yapı çekme mesafelerinin kullanıma dahil edildiği, buralara ilâve masa sandalye konulduğu ve böylelikle alan kullanımının artırıldığı; yapının bu kısımlarının projesinin mevcut olmadığı, bina kullanım alanlarının ve tesisat projelerinin ve bu bağlamda atık sistemlerinin mevzuata aykırı olduğu, dolayısıyla söz konusu yapı vasıtasıyla, sahadaki kişi yoğunluğunun ve yapı yoğunluğunun mevzuatla uyumlu olmayan biçimde artırıldığı görülmektedir.
Bu alandaki kişi yoğunluğunun artması neticesinde,
-İlâve katı atık, İlâve gaz atığı, İlâve sıvı atık ortaya çıkmaktadır.
-Ayrıca hem yapı hem de kişi yoğunluğunun artmış olması nedeniyle, ilâve yapılan bu yapılar bölgedeki kişi başına düzen yeşil alan oranını azaltmaktadır.
-Mevzuata aykırı yapı oturumları nedeniyle hava akımı olumsuz etkilenmektedir ki, bu da binalar arası ve çevresi temiz hava ve rüzgâr sirkülasyonuna olumsuz etki etmektedir.
-İlâve yapıları kullananların araçları dolayısıyla, bölgedeki yollarda ilâve yakıt salınımı gerçekleşmektedir.
Bütün bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde; söz konusu yapı dolayısıyla çevre kirliliğinin bulunduğunun izahtan vareste olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla dosyada söz konusu mevzuata aykırı imâlat nedeniyle çevre kirliliğinin bulunduğuna dair yeterli bilginin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
iii) İmar mevzuatına aykırı şekilde yapılan yapıların olay özelinde görüntü kirliliğine sebep olup olmadığının incelenmesi;
"Görüntü kirliliği, çevre estetiğini ve şehir estetiğini olumsuz yönde etkileyen unsurlar neticesinde ortaya çıkan görsel kirlilik" olarak tanımlanmaktadır.
İmar mevzuatı ile yapı yaklaşma - çekme, yükseklik/gabari ve parsel oturumları ile dış cephe bakımından mevzuat bir düzen getirerek, yapıların taslak bir plân ve mimari tasarım üzerine yapılması kurgulanmıştır.
Dolayısıyla yapılaşma kuralları ile doğal çevreye yapay şekil verilmektedir. Ancak bu şekil verme esnasında bazı estetik kurallara dikkat edilmektedir ki, bu kurallar arza müdahalenin "mimari tasarım boyutu"nu oluşturmaktadır.
Diğer bir ifadeyle, mevzuat ile kişi yoğunluğuna ve yapı yoğunluğuna (bu bağlamda kat yüksekliğine ve yapı/parsel formlarına) sınır getirilmesinin sebeplerinden birisi de, estetiğin sağlanmasıdır.
Nitekim mevzuat ile kat yükseklikleri, yapı formları ve parsel durumları belirlenirken, sadece jeolojik jeoteknik nedenler ve iklim şartları değil; aynı zamanda arza şekil vermenin mimari tasarım boyutu dolayısıyla "iki boyutlu dış kontür" olarak adlandırılan siluetin estetik bir görünümde olması da göz önünde bulundurulmaktadır.
Öte yandan estetik görünüş, herhangi bir kişinin kendince tahayyüli estetiği değil, mevzuatın kabul ettiği (Yönetmelik ve plân kuralları ile belirlenen ve onaylı plan ve projelerle hayat bulmuş) yasal estetiktir.
Ayrıca bir yapı inşa edilmeden evvel, yapının plânı olan mimari proje hazırlanmaktadır ki, yapı plânı olan mimari proje de bünyesinde bir estetik içermektedir. Zira yapı plânı temelde bir "müellif eseri"dir. Olayda ise dava konusu yapının mimari projesinin hiç bulunmadığı, dolayısıyla yasal olarak görüntü estetiğinin mevcut olmadığı sabittir.
Bütün bu unsurlar (plân/pafta/kroki ve fotoğraflarla) bir arada değerlendirildiğinde; söz konusu mevzuata aykırı imâlat nedeniyle görüntü kirliliğinin de mevcut olduğu; yapının bina ve sokak estetiğini bozduğu, görüntü kirliliği bakımından dosyada yeterli bilginin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
iv) Mevzuata aykırı şekilde yapılan yapının olay özelinde "mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğinin" incelenmesi;
Uyuşmazlık konusu yapı herhangi bir proje ve statik incelemesinden geçmeden yapılmıştır.
Yapı ruhsatının unsurlarından olan ve ruhsata esas alınan belgelerden birisi "statik proje"dir. Statik projeler, binanın taşıyıcı sistem imalatının her bir detayının, standartlara ve yönetmeliklere uygun olarak anlatıldığı resimlerden ve hesaplardan oluşmaktadır.
Statik projede betonarme, yığma, çelik v.b. yapıların türlerine göre taşıyıcı sistemleri gösterilmektedir ve taşıyıcı sistemde kullanılacak beton miktarı ve yoğunluğundan demir kalınlığına ve sıklığına kadar statik sistem, projedeki yapının niteliğine göre hesap edilmektedir.
Bu bağlamda yapının niteliğine ve kat adedine göre, taşıyıcı sistemde kullanılacak beton miktarı ve yoğunluğu; demir kalınlığı ve sıklığı; kolon ve kiriş hesapları değişmektedir.
Bu bakımdan olayda uyuşmazlık konusu yapının (dava konusu eklenti düşünülerek) kolon hesapları, kiriş hesapları, beton hesapları ve demir hesapları yetkili idarelerce onaylanmamıştır. Dolayısıyla statik bakımından söz konusu yapı mevcut durumda standartları sağlamamaktadır. Statik bakımdan standartları taşımayan yapıya sundurma eklenerek ilâve yük ve baskı yüklenmiştir.
Binadaki mevcut kolonlar ve demirler, statik durumda (depremsiz durumda), yapıyı taşısa dahi; bir afet durumunda (deprem anında) kolonların ve demirlerin yapı ağırlığını taşıması teknik açıdan mümkün değildir. Zira olayda teknik açıdan beton miktarı ve yoğunluğu; demir kalınlığı ve sıklığı; kolon ve kiriş hesapları mevcut olmayıp, yapının afet durumunda hem cana ve hem de mala olumsuz etki edeceği açıktır. Bu duruma dair teknik analiz yapılmasına dahi gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan; yola ve komşu parsellere mevzuat ile konulan çekme mesafeleri, afetlerde binaların devrilme paylarını da içermekte olup; çekme mesafesini ihlâl edecek biçimde yapı yapılması da bina devrilme payını öteleyeceğinden, bu durum da afet anında can tehlikesi ve mal tehlikesi oluşturmaktadır.
Yapı bakımından fen ve teknik uygunluk izinlerinin alınmadığı, dolayısıyla izinsiz yapılan yapının başlı başına bir tehlike içerdiği açıktır.
v) Tahlil;
Dosya kapsamında, cezaya konu yapının hem çevre kirliliğine sebep olmalarına ilişkin yeterli verinin mevcut olduğu, hem de görüntü kirliliğine sebep olmasına ilişkin yeterli verinin mevcut olduğu; ayrıca bir ölçüm ve kalibrasyon yapılmasına gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Kezâ dosya kapsamında, cezaya konu yapının mevcut haliyle veya öngörülen bir afet tehlikesi karşısında "can ve mal emniyetini tehdit etme tehlikesi"nin mevcut olduğuna ilişkin yeterli verinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle temel cezaya 3194 sayılı Kanun'un 42/2 nci maddesinin (c) bendinin 4 üncü ve 13 üncü alt bentleri kapsamında artırım yapılmasının hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davalı idarenin istinaf başvurusunun belirtilen artırımlar bakımından kabulüne ve bu yönlerden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü ile, temel cezaya 3194 sayılı Kanun'un 42/2 nci maddesinin (c) bendinin 4 üncü ve 13 üncü alt bentleri kapsamında artırım yapılmasının iptaline ilişkin kısım bakımından sayın çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)