(2709 S. K. m. 2, 125, 138) (5393 S. K. m. 18, 49) (2577 S. K. m. 28)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının davalı idare bünyesinde 5393 sayılı Belediye Kanununun 49.maddesi uyarınca sözleşmeli kameraman olarak istihdam edilmekte iken, hizmet sözleşmesinin feshedilerek görevine son verilmesine ilişkin 14.03.2013 ve 12.09.2014 tarihli işlemlerin yargı kararlarıyla iptal edilmesi neticesinde görevine son verildiği tarihten itibaren eksik ödenen maaş ve özlük haklarının iadesi ile mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle uğranıldığı iddia olunan 100.000,00 TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; maaş ve özlük haklarının iadesine yönelik istem bakımından davanın reddine, yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle talep edilen manevi tazminat isteminin 25.000.-TL'lik kısmının kabulüne, kabule ilişkin miktarın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemin reddine, ilişkin İstanbul 12. İdare Mahkemesinin 24/01/2018 tarih ve E:2017/298, K:2018/100 sayılı kararının; davacı tarafından maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmının; yargı kararı gereğince görevine iade edilmediği için maddi zararlarının her geçen gün artarak devam ettiğinin görmezden gelindiği, davalı idare tarafından yapılan ödemenin çalışmadığı dönemin tamamına ait olmayıp küçük bir zaman dilimini kapsadığı, ayrıca yargı kararı gereğinin yerine getirilmemesinin ağır hizmet kusuru olarak kabul edilmesi gerektiği ileri sürülerek kaldırılması, davalı idare tarafından da kararın manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kısmının; idarenin davacıyla sözleşme uzatılmayacağı yönündeki iradesini 2014 yılında sözleşme teklifinde bulunmayarak ortaya koyduğu, dolayısıyla manevi tazminat talebine ilişkin zamanaşımı süresinin geçirildiği, ayrıca hükmedilen manevi tazminat miktarının davacı tarafın manevi duygularını tatminden çok haksız kazanç sağlamasına yol açtığı, bu durumun da kamu zararına neden olduğu iddialarıyla kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden bir karar verilmesi istenilmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMA ÖZETLERİ: İstinaf dilekçesinde belirtilen hususların mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı ve kararın usul ve hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdare Dava Dairesince, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; davacının davalı idare bünyesinde 5393 sayılı Belediye Kanununun 49.maddesi uyarınca sözleşmeli kameraman olarak istihdam edilmekte iken, hizmet sözleşmesinin feshedilerek görevine son verilmesine ilişkin 14.03.2013 ve 12.09.2014 tarihli işlemlerin yargı kararlarıyla iptal edilmesi neticesinde görevine son verildiği tarihten itibaren eksik ödenen maaş ve özlük haklarının iadesi ile mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle uğranıldığı iddia olunan 100.000,00 TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince; "...Uyuşmazlıkta, davacı ile davalı idare arasında 01/01/2013 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli hizmet sözleşmesi imzalandığı, davacının 'kuruma ait araç ve gereçleri özel işlerinde kullandığı' gerekçesi ile sözleşmesinin feshine yönelik işlemlere karşı açılan davalarda ilgili mahkemelerce iptal kararı verilmesine rağmen davacının işe iade edilmediği, ancak mahkeme kararına istinaden maaş ödemesi karşılığı 27.061,85 TL, sosyal denge tazminatı olarak 7.782,00 TL, iş sonu tazminatı olarak 2.367,19 TL olmak üzere toplam 37.200,00 TL'nin davacıya ödendiği, bu durumda, maaş ve özlük haklarına ilişkin ödeme yapıldığı görüldüğünden davacının görevine son verildiği tarihten itibaren eksik ödenen maaş ve özlük haklarının iadesi yönündeki talebinin karşılanmasına olanak bulunmadığı" gerekçesiyle davacının maaş ve özlük haklarının iadesi talebinin reddine, "...olayın gelişimi dikkate alınarak, davacı hakkında İstanbul 10. İdare Mahkemesi'nin E:2014/2166, K: 2015/1302 sayılı kararı ile 'davacıya isnat olunan suçlamalarla ilgili açık ve yeterli bir tespit bulunmadığı ayrıca 3.İdare Mahkemesinin kararı üzerine başlatılan soruşturmada da eski isnatlara yer verildiği, yeni isnadın ve tespitin bulunmadığı' gerekçesi ile sözleşmenin feshine yönelik işlemin iptali yönünde verilen yargı kararı uyarınca davacının işe iade edilmesi gerekirken, aksi yönde hareket edildiği ve davalı idarenin ağır hizmet kusuru olduğu kanaatine varıldığından, takdiren 25.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği" gerekçesiyle de yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle talep edilen manevi tazminat isteminin 25.000,00.-TL'lik kısmının kabulüne, kabule ilişkin miktarın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemin ise reddine karar verilmiştir.
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı tazminle yükümlü olup bu nedenle uğranılan maddi ve manevi zararların tanziminin gerekeceği de şüphesizdir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesinde ise, “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” hükmü yer almaktadır.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 18.maddesinin (l) bendinde, "norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek" belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılmış, aynı Kanunun "norm kadro ve personel istihdamı başlıklı 49. maddesinde de, "Norm kadro ilke ve standartları İçişleri Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından müştereken belirlenir. Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının norm kadroları, bu ilke ve standartlar çerçevesinde belediye meclisi kararıyla belirlenir. Belediye personeli, belediye başkanı tarafından atanır. Birim müdürlüğü ve üstü yönetici kadrolarına yapılan atamalar ilk toplantıda belediye meclisinin bilgisine sunulur. Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, plânlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır. Bu fıkra uyarınca sözleşmeli olarak istihdam edileceklere ödenecek net ücret, söz konusu kadro unvanı için birinci derecenin birinci kademesi esas alınmak suretiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre tespit edilecek her türlü ödemeler toplamının net tutarının yüzde 25 fazlasını geçmemek üzere belediye meclisi kararıyla belirlenir. Genel hükümlere göre birinci dereceden kadro ihdas edilemeyen kadro unvanları için ise o kadro unvanından ihdası yapılmış en yüksek kadro derecesinin birinci kademesi esas alınır ve yapılacak ödemenin azami tutarı yukarıda belirtilen usûle göre tespit olunur. Bu fıkra hükümlerine göre çalıştırılacak personel için İçişleri Bakanlığı unvanlar itibarıyla sınırlama getirebilir." hükmüne yer verilmiştir.
6.6.1978 gün ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar'ın 1.maddesinde, bu Esasların, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası hükmü uyarınca kamu idare, kurum ve kuruluşlarında mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileri hakkında uygulanacağı, 3.maddesinin 1.fıkrasında, sözleşmeli personelin ücretinin; pozisyon unvanı, bu unvana ilişkin eğitim düzeyi, kurumunda aynı pozisyon unvanında geçen hizmet süresi dikkate alınarak tespit edileceği düzenleme altına alınmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davalı idare bünyesinde 5393 sayılı Belediye Kanununun 49.maddesi uyarınca sözleşmeli kameraman olarak görev yapmakta iken, "kuruma ait araç ve gereçleri özel işlerinde kullandığı" gerekçesi ile 14/03/2013 tarihinde sözleşmesi fesh edilen davacı tarafından, sözleşmenin feshine yönelik işlemin iptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesi nezdinde açılan davada; anılan Mahkemenin 15.07.2014 tarih ve E:2014/793 sayılı kararıyla davacı hakkında "usulüne uygun soruşturma yapılmadığı" gerekçesiyle söz konusu işlemin yürütülmenin durdurulmasına karar verildiği, bu karar uyarınca davalı idarece davacı hakkında soruşturma yapılarak 12/09/2014 tarihinde bir kez daha sözleşmenin feshi işlemi uygulandığı, bu fesih işleminin iptali istemi ile açılan davada da İstanbul 10. İdare Mahkemesi'nin 24.06.2015 tarih ve E:2014/2166, K: 2015/1302 sayılı kararı ile "davacıya isnat olunan suçlamalarla ilgili açık ve yeterli bir tespit bulunmadığı ayrıca 3.İdare Mahkemesinin kararı üzerine başlatılan soruşturmada da eski isnatlara yer verildiği, yeni isnadın ve tespitin bulunmadığı" gerekçesiyle işlemin iptaline karar verildiği, İstanbul 3. İdare Mahkemesinin davacının hizmet sözleşmesinin 14/03/2013 tarihi itibariyle feshedilmesine dair işlemin iptali yönündeki 04.02.2015 tarih ve E:2014/793, K:2015/205 sayılı kararının Danıştay Onikinci Dairesinin 21.02.2017 tarih ve E:2016/8678, K:2017/394 sayılı kararıyla onandığı, davacının hakkında yapılan soruşturma üzerine sözleşmesinin bir kez daha feshedilerek görevine son verilmesine ilişkin 12.09.2014 tarihli işlemin iptali yönünde verilen İstanbul 10.İdare Mahkemesinin sözü edilen kararının da Danıştay Onikinci Dairesinin 28.02.2017 tarih ve E:2016/8875, K:2017/529 sayılı kararıyla gerekçeli olarak onandığı, sözü edilen yargı kararlarına rağmen davalı idarece davacının görevine iade edilmemesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararların yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, davacının davalı idare bünyesinde sözleşmeli personel statüsünde istihdam edilmekte iken hizmet sözleşmesinin ilk olarak 14.03.2013 tarihli işlemle feshedildiği, bu işlemin "davacı hakkında usulüne uygun soruşturmadan yapılmadan tesis edildiği" gerekçesiyle İstanbul 3.İdare Mahkemesi kararıyla yürütülmesinin durdurulması üzerine, davalı idare tarafından davacı hakkında yapılan soruşturma neticesine göre tesis edilen işlemle ikinci defa davacının hizmet sözleşmesinin feshedilerek görevine son verildiği, bu işlemin de İstanbul 10.İdare Mahkemesi kararıyla iptaline hükmedildiği, gerek ilk fesih işlemine karşı İstanbul 3.İdare Mahkemesi nezdinde, gerekse hizmet sözleşmesinin ikinci defa feshedilerek davacının görevine son verilmesine dair işleme karşı İstanbul 10.İdare Mahkemesi nezdinde açılan davalarda, söz konusu işlemlerin iptalinin yanı sıra haksız fesihten kaynaklanan parasal hak kayıplarının da yasal faiziyle birlikte tazmininin talep edildiği ve anılan Mahkemelerce davacının hizmet sözleşmesinin feshi yönünde tesis edilen işlemlerin hukuka aykırı bulunarak iptaline hükmedildikten sonra davacının uğradığı parasal hak kayıplarının yasal faiziyle birlikte davalı idarece tazminine karar verildiği, bu kararlar uyarınca davacının görevine iade edilmemekle birlikte tarafına 21.10.2016 tarihinde toplam 37,200,00 TL tutarında ödeme yapıldığı, yapılan bu ödemenin söz konusu yargı kararları ile davalı idareye yüklenen tazmin sorumluluğu kapsamında davacının hizmet sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğradığı parasal hak kayıplarının karşılanmasına yönelik olduğu, bakılan davada ise davacı tarafından sözü edilen yargı kararları gereğince görevine iade edilmemesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan ve süregelen maddi hak kayıplarının tazmininin talep edildiği görüldüğünden İdare Mahkemesince, bahsi geçen Mahkeme kararlarına istinaden davacıya ödeme yapıldığından bahisle maaş ve özlük haklarının iadesi yönündeki talebinin karşılanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davacının süregelen parasal hak kayıplarının yasal faiziyle birlikte tazmini talebinin reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Bununla birlikte, 2011 ve 2012 yıllarında 5393 sayılı Belediye Kanununun 49.maddesi gereğince davalı idare bünyesinde istihdam edilen davacının, 2013 yılında da istihdam edilmesi amacıyla davalı idare ile arasında imzalanan hizmet sözleşmesinin 01.01.2013 ile 31.12.2013 tarihleri arasında geçerli olduğu, sözleşmenin geçerlilik süresi dolmadan önce idarece tek taraflı olarak feshedilmesi işleminin yargı kararı ile iptal edilmesinin kendiliğinden davacıyla sonraki yıllarda da geçerli olacak şekilde sözleşme imzalanması sonucunu doğurmayacağı, zira sözleşme süresinin sona ereceği 31.12.2013 tarihinde davalı idarenin davacıyı yeniden sözleşmeli personel olarak istihdam edip etmeme konusunda takdir yetkisi bulunduğu, söz konusu takdir yetkisinin hukuka uygunluğunun ise ancak devam eden (2014, 2015, 2016, 2017) mali yıllarda sözleşmenin yenilenmemesi işlemine karşı açılacak davalarda irdelenebileceği, davacı tarafından, "2014 yılına ilişkin olarak sözleşme süresinin uzatılmaması ve sonraki dönemlere ilişkin olarak sözleşmeli personel statüsünde istihdam edilmemesine dair işlemlere" karşı açılan bir davanın ise bulunmadığı, davacının İstanbul 3. İdare Mahkemesinin yukarıda bahsi geçen yürütmenin durdurulması kararı üzerine göreve iadesi talebiyle yapmış olduğu başvurunun davalı idarenin 20.09.2014 tarih ve 8165 sayılı işlemiyle reddedilmesine karşın davacı tarafından bu işlemin de uyuşmazlık konusu edilmediği görülmektedir.
Bu durumda, davacının 2013 yılına ait hizmet sözleşmesinin feshi işleminin yargı kararlarıyla iptal edilmiş olmasının doğrudan devam eden mali yıllara ilişkin olarak davacının sözleşme süresinin uzatılması sonucunu doğurmayacağı açık olup, davacı tarafından 2014 yılı ve sonraki dönemlerde "sözleşme süresinin uzatılmaması, sözleşmeli personel olarak istihdam edilmemesi ya da göreve iade edilme talebiyle yaptığı başvurunun reddi" işlemlerinin iptali istemiyle açmış olduğu bir davanın da bulunmaması karşısında, davacının 2014 mali yılından geçerli olacak şekilde süregelen bir zararının varlığından söz edilemeyeceği, bir diğer ifadeyle yukarıda sözü edilen mahkeme kararlarının kesinleşmesi üzerine davanın açıldığı 2017 yılı ile davacının fiilen ve hukuken sözleşmeli personel statüsünde istihdam edilmemeye başlandığı 2014 yılları arasında kalan döneme ilişkin olarak sözleşmeli personele tanınan mali haklardan yararlandırılmasının mümkün olmayacağı anlaşıldığından, göreve iade edilmemesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan parasal hak kayıplarının tazminine bu gerekçeyle olanak bulunmadığı sonucuna varılmakla Mahkeme kararının maddi tazminat talebinin reddine yönelik kısmında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.
Davalı idare tarafından, davacının manevi tazminat talebinin kabul edilen kısmına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusuna gelince;
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti olduğu vurgulanmakta ve 138. maddesinin son fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." yolunda kesin ve buyurucu bir kurala yer verilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesindeki, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez." kuralıyla, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "Hukuk Devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında da; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hâllerde idare aleyhine Danıştay veya ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği kurala bağlanmıştır.
Öte yandan, manevi tazminat, kişilik haklarının ihlali halinde meydana gelen eksilmenin, başka türlü giderim yolunun bulunmaması nedeniyle uğranılan manevi zararın kısmen de olsa giderilmesini sağlayan bir manevi tatmin aracı olup, manevi zararın tazmini için öncelikle kusur sorumluluğunun (ya da kusursuz sorumluluk hâli) gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, uyuşmazlık konusu manevi tazminat istemine yönelik hukuki irdemeleme bakımından, öncelikle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun tespiti zorunludur.
Bu kapsamda, idarelerin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan yargı kararlarını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamakla birlikte 2577 sayılı Kanunun yukarıda sözü edilen 28.maddesinin 3.fıkrası uyarınca açılan manevi tazminat davalarında, mahkeme kararının fiilen uygulanmamasının haklı ve meşru bir nedene dayanması durumunda idarenin tazmin sorumluluğu bulunduğundan söz edilemeyeceği açıktır.
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, hakkında verilen yargı kararları gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle uğranıldığı iddia olunan manevi zararların tazmini talep edilmiş ise de, İstanbul 3.İdare Mahkemesi ile İstanbul 10.İdare Mahkemesince verilen ve Danıştay 12.Dairesi tarafından onanan kararların davacının 01.01.2013 ile 31.12.2013 tarihleri arasında geçerli olan hizmet sözleşmesinin (sözleşme süresinin bitiminden önce) feshedilmesine dair işlemlerin iptaline ilişkin oldukları, idarenin sözleşmeli personel istihdamının mali yılla sınırlı olması karşısında davacının hizmet sözleşmesinin feshi işleminin hukuk aleminde hiç doğmamış olduğunun kabulü halinde dahi ilgili mali yılın sonunda sözleşmenin geçerlilik süresinin dolmasıyla davacının sözleşmeli personel statüsünün de sona ereceği, devam eden mali yıla ilişkin olarak da idarenin davacıyla sözleşme yenileyip yenilememesi hususunda takdir yetkisine haiz olduğu, bu takdir yetkisinin hukuka uygunluk denetiminin ise ancak sözleşme süresinin yenilenmemesi işlemine karşı açılacak davada gerçekleşebileceği, somut olayda ise, davacının 2014 yılında sözleşmeli personel olarak istihdamı amacıyla yaptığı başvurunun davalı idarece reddedilmek suretiyle sonraki mali yılda davacıyla sözleşme yenilememe iradesinin açıkça ortaya konulduğu, bu işlemin iptali istemiyle açılan bir davanın ise bulunmadığı, davalı idarece sözü edilen yargı kararları gereğince davacının 2013 yılında sözleşmeli personel statüsüne ait yoksun kaldığı parasal haklarının ödendiği, görevine iade edilmemesinin ise 2014 mali yılına ilişkin olarak sözleşmeli personel statüsünde istihdamının uygun bulunmamasından kaynaklandığı görülmektedir.
Bu durumda, İstanbul 3. İdare Mahkemesi ile İstanbul 10.İdare Mahkemesince verilen kararların, davacının 2013 mali yılıyla sınırlı şekilde geçerliliği bulunan hizmet sözleşmesinin feshedilmesine dair işlemlerin iptaline ilişkin olmaları nedeniyle, 13.03.2013 tarihinde tesis edilen "fesih işleminin" hukuken ortadan kalkması neticesinde devam eden sözleşme süresinin 31.12.2013 tarihinde sona erdiği, anılan yargı kararlarının, sonraki mali yıllara ilişkin olarak da davacının sözleşmeli personel olarak istihdam edilmesi yönünde davalı idareyi işlem tesis etmeye zorlayıcı nitelikte olmadığı, ayrıca davalı idarece 2014 yılına ilişkin olarak davacının sözleşmeli personel statüsünde istihdam edilmemesi yönünde açık irade ortaya konulmasına karşın bu işleme karşı açılan bir davanın bulunmadığı görüldüğünden, ayrıca, yargı kararı uyarınca davacının özlük hakları ve maddi kayıpları bakımından 2013 yılında sözleşmeli personel olarak istihdam edildiği kabul edildikten sonra anılan sözleşme süresinin sona ermesi üzerine bir sonraki mali yılda sözleşmeli personel statüsünde istihdam edilmesinin uygun görülmemesi nedeniyle görevine iade edilmediği anlaşıldığından, davalı idarenin mahkeme kararlarını uygulamadığından bahisle davacı tarafından uğranıldığı iddia olunan manevi zararları tazmin sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmakla davacının manevi tazminat talebinin tamamının reddi gerektiğinden, İdare Mahkemesince, ağır hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle idare aleyhine 25.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Öte yandan, istinaf incelemesi neticesinde Dairemizce verilen karar sonucuna göre tarafların haklılık durumu da değişeceğinden yargılama giderleri bakımından yerinden hüküm kurulması gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle; İstanbul 12. İdare Mahkemesinin 24/01/2018 tarih ve E:2017/298, K:2018/100 sayılı kararının maddi tazminat talebinin reddine yönelik kısmına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine, davalı idare istinaf talebinin kabulü ile İstanbul 12. İdare Mahkemesinin 24/01/2018 tarih ve E:2017/298, K:2018/100 sayılı kararının manevi tazminat talebinin "kısmen kabulüne" yönelik kısmının kaldırılmasına ve anılan kısım yönünden de davanın reddine, netice itibariyle dava tamamen ''ret'' şeklinde sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan 358,90- TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf safhasında davalı idarece yapılan 126,10-TL posta gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Genel Hükümlerinin 10.maddesinin 4.fıkrasında manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücretine ayrı bir kalem olarak hükmedileceği öngörüldüğünden, reddedilen maddi tazminat talebi yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen( Dava aşamasındaki duruşmaya davalı idare vekilinin katıldığı görülmüştür.) 1.660,00-TL vekalet ücreti ile reddedilen manevi tazminat talebi yönünden aynı Tarife uyarınca belirlenen 1.660,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, Mahkemesince kararın kesinleşmesini takiben davanın açıldığı esnada yatırılan 3.146,00 TL nispi karar harcından 29,20 TL maktu harcın mahsubu sonucu kalan 3.116,80 TL harcın talebi halinde davacıya ödenmesine, posta gideri avansından artan kısmın ise taraflara iadesine, bu karara karşı tebliğ tarihini izleyen 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 20/11/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)