(2577 S. K. m. 14, 15, 45) (4703 S. K. m. 12) (5326 S. K. m. 2, 16, 27, Geç. m. 2, 3)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket tarafından, firmasında gerçekleştirilen piyasa gözetimi ve denetimi neticesinde üreticisi oldukları "..." marka Pro5 model telsiz numunesi üzerinde yapılan inceleme sonrası risk seviyesinin kabul edilebilir ölçüler içerisinde olmadığı için güvensiz olduğuna karar verilmesi üzerine söz konusu ürünlerin piyasaya arzının durdurulmasına, piyasaya arz edilmiş ürünlerin toplatılmasına, arz yasağı ve toplatma kararının televizyon ve gazetede ilan edilmesine, 4703 Sayılı Kanun uyarınca 123.914,00.-TL idari para cezası verilmesi ile 3.684,00.-TL test muayene masrafı tahakkuk ettirilmesine ilişkin 22/03/2017 tarih ve E.17215 Sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; uyuşmazlığın çözümü teknik bilgi gerektirdiğinden, Mahkemelerinin 30/06/2017 tarihli ara kararı ile bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen 18.01.2018 kayıt tarihli bilirkişi raporunda özetle; incelenen H7965201607760 seri numaralı cihaz üzerinde yapılan incelemede cihaz(*) üstündeki F/A tuşuna ve ON/OF tuşuna birlikte basılarak açıldığında 446 MHz PMR bandı dışında dual bant olarak VHF ve UHF bandında çalıştığı, alma ve yayın (Kırmızı ışığın yanması yayına geçildiğini göstermektedir.) yaptığı resimlerde olduğu gibi görüntülendiği (raporda yer alan resimler), incelenen telsiz cihazının VHF bantlarında daha verimli yayın yapabilmek için tümleşik olmayan antenin sökülebildiğinin (resimde görüntülendiği gibi) görüldüğü, bu anten söküldükten sonra piyasadan temin edilebilen VHF bandında uygun bir antenin sokete takılarak telsizin VHF bandında kullanılma imkanının olduğu, incelenen telsiz cihazının Telsiz ve Telekomünikasyon Terminal Ekipmanları Yönetmeliği'nin (TTTE) 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (c) bendindeki temel gerekler açısından uygun olmadığı, risk seviyesinin kabul edilebilir ölçüler içinde olmaması nedeni ile güvenli cihaz olmadığı, sadece PMR bandında değil VHF ve UHF bantlarında da çalışabilir yapıda dizayn edilip üretilmiş olan cihaza ilişkin güvensizliğin giderilmesinin mümkün olmadığı" yönünde kanaat belirtildiği, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, davacının rapora karşı itirazları, bilirkişi raporunu kusurlandırıcı nitelikte görülmeyerek, söz konusu raporda dava konusu işleme ilişkin tespit edilen hususların Mahkemece hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu; bu durumda dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerle, yukarıda özetine yer verilen bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; "..." marka Pro5 model telsiz numunesi üzerinde yapılan inceleme sonrası risk seviyesinin kabul edilebilir ölçüler içerisinde olmadığı için güvensiz olduğu sonucuna varıldığından, dosyada yer verilen mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği anlaşılan söz konusu ürünlerin piyasaya arzının durdurulmasına, piyasaya arz edilmiş ürünlerin toplatılmasına, arz yasağı ve toplatma kararının televizyon ve gazetede ilan edilmesine, 4703 Sayılı Kanun uyarınca 123.914,00.-TL idari para cezası verilmesi ile 3.684,00.-TL test muayene masrafı tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak Ankara 6. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/02/2018 tarih ve E:2017/965, K:2018/439 Sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf başvurusunun kabulüyle anılan kararın kaldırılması ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince 2577 Sayılı Kanun'un değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacı şirket tarafından, firmasında gerçekleştirilen piyasa gözetimi ve denetimi neticesinde üreticisi oldukları "..." marka Pro5 model telsiz numunesi üzerinde yapılan inceleme sonrası risk seviyesinin kabul edilebilir ölçüler içerisinde olmadığı için güvensiz olduğuna karar verilmesi üzerine söz konusu ürünlerin piyasaya arzının durdurulmasına, piyasaya arz edilmiş ürünlerin toplatılmasına, arz yasağı ve toplatma kararının televizyon ve gazetede ilan edilmesine, 4703 Sayılı Kanun uyarınca 123.914,00 TL idari para cezası verilmesi ile 3.684,00 TL test muayene masrafı tahakkuk ettirilmesine ilişkin 22/03/2017 tarih ve E.17215 Sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3/(a) bendinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden ilk incelemeye tabi tutulacağı; 15. maddesinin 1/(a) bendinde de, Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince 14. maddenin 3. fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14. maddenin 3/(a) bendine göre, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği, anılan maddenin 6. fıkrasında ise, yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükümlerinin uygulanacağı kuralına yer verilmiştir.
4703 Sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun'un Ceza Hükümleri başlıklı 12. maddesinde uygulanacak olan idari para cezaları ve idari yaptırımlar sayılmakla birlikte bu işlemlere karşı açılacak davaların İdare Mahkemesinde görüleceğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır.
5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, “kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı” belirtilmiştir. Aynı yasanın yaptırım türleri başlıklı 16. maddesinde, “kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu belirtilerek, idari tedbirlerin de, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu” hüküm altına alınmıştır. Yine anılan Yasa'nın geçici 2. maddesinde “bu kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”, “genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde “bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır” ve geçici 3. maddesinde de, “daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” hükmü getirilmiştir.
Aynı Kanun'un "Başvuru Yolu" başlıklı 27. maddesinde ise, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararının kesinleşeceği, mücbir sebebin varlığı dolayısıyla bu sürenin geçirilmiş olması halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde karara karşı başvuruda bulunulabileceği, bu başvurunun kararın kesinleşmesini engellemeyeceği ancak mahkemenin yerine getirmeyi durdurabileceği, başvurunun bizzat kanuni temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçeyle yapılacağı, başvuru dilekçesinin iki nüsha olarak verileceği, başvuru dilekçesinde idari yaptırım kararına ilişkin bilgilerin, bu karara karşı ileri sürülen delillerin açık bir şekilde gösterileceği, dilekçede ayrıca başvurunun süresinde yapılmasını engelleyen mücbir sebebin dayanaklarıyla gösterileceği, idari yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde bu madde hükmünün uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, idari yaptırımın; idari para cezası, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve diğer kanunlarda yer alan idari tedbirlerin olduğu, bu idari yaptırım kararlarına karşı özel kanunlarında aksine hüküm bulunmaması halinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde başvuruda bulunulabilecektir.
Anılan Yasanın 3. ve 27. maddelerinin bir arada değerlendirilmesinden de, yalnızca bu kanunda öngörülen idari para cezalarına karşı değil, diğer kanunlarda öngörülen ve ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları açısından da, özel kanununda kanun yoluna ilişkin düzenleme olmayan kabahat niteliğindeki yaptırımlar için de Kabahatler Kanunu'nun uygulanacağı; bu durumun tabii neticesi olarak da, gerek Kabahatler Yasası'nda ve gerekse kanun yolu öngörmeyen diğer yasalarda düzenlenmiş bulunan idari para cezalarına ve idari yaptırımlara karşı açılacak davalarda Sulh Ceza Mahkemeleri'nin görevli olacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Keza Kanunun geçici 2. ve geçici 3. maddelerinde getirilen düzenleme ile de Kanunun yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden sonra açılacak gerek Kabahatler Yasası'nda ve gerekse kanun yolu öngörmeyen diğer yasalarda düzenlenmiş bulunan idari para cezalarına ve idari yaptırımlara karşı açılacak davalarda Kabahatler Kanunu'nun uygulanacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlık, davacı şirket tarafından, firmasında gerçekleştirilen piyasa gözetimi ve denetimi neticesinde üreticisi oldukları "..." marka Pro5 model telsiz numunesi üzerinde yapılan inceleme sonrası risk seviyesinin kabul edilebilir ölçüler içerisinde olmadığı için güvensiz olduğuna karar verilmesi üzerine söz konusu ürünlerin piyasaya arzının durdurulmasına, piyasaya arz edilmiş ürünlerin toplatılmasına, arz yasağı ve toplatma kararının televizyon ve gazetede ilan edilmesine, 4703 Sayılı Kanun uyarınca 123.914,00.-TL idari para cezası verilmesi ile 3.684,00.-TL test muayene masrafı tahakkuk ettirilmesine ilişkin 22/03/2017 tarih ve E.17215 Sayılı işleminin iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
Bu durumda, dava konusu idari para cezası ile uyuşmazlık konusu ürünlerin piyasaya arzının durdurulmasına, piyasaya arz edilmiş ürünlerin toplatılmasına, arz yasağı ve toplatma kararının televizyon ve gazetede ilan edilmesi 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olması ve anılan Kanun'un 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacak olması, dava konusu idari para cezası ve idari yaptırımın dayanağı olan 4703 Sayılı Yasa'da "Kanun Yolu"na ilişkin özel bir hükmün olmaması nedeniyle, bakılmakta olan uyuşmazlığa ilişkin görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri dikkate alınacağından, dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Kabahatler Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Belirtilen nedenle, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-a ve 15/1-a maddeleri uyarınca davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemece idari yargının görevine girmeyen uyuşmazlık hakkında karar verilmesinde usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir.
Nitekim, aynı nitelikteki benzer bir uyuşmazlık hakkında Danıştay Onuncu Dairesince verilmiş olan27/11/2018 tarih ve E:2016/3930, K:2018/3662 Sayılı karar da bu yöndedir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE Ankara 6. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/02/2018 tarih ve E:2017/965, K:2018/439 Sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2577 Sayılı Kanun'un Değişik 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca incelenen davanın GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE; aşağıda dökümü yapılan mahkeme ve istinaf safhasına ait toplam 1.657,30.-TL yargılama giderlerinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükmü uyarınca avukatlık ücretine görevli yargı yerince hükmedileceğinden bu aşamada avukatlık ücretine hükmedilmemesine, posta gideri avansından artan miktarın istenilmesi halinde istinaf başvurusunda bulunan tarafa iadesine, 27/12/2018 tarihinde oybirliğiyle 2577 Sayılı Kanun'un değişik 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca KESİN olarak karar verildi. (¤¤)