(2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul ili, Güngören ilçesi, .... Mahallesi adresinde ve tapuda 1/3 pafta, 7774 no.lu parselde kayıtlı taşınmazın maliki olan davacı tarafından; anılan taşınmazı kapsayan alana ilişkin 15.11.2014 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plan Tadilatı ve aynı doğrultuda hazırlanan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Tadilatının bu imar planlarına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 11.12.2015 tarih ve 2015/38 sayılı kararın iptali istemiyle açılan davada; "...dava konusu parsel için dava konusu İmar Planı Tadilatları ile getirilmiş olan "Park Alanı" lejantının üst ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı kararlarına uygun olduğu, her iki plan tadilatının da üst ölçekli olan İl Çevre Düzeni Planı kararları kapsamında tanımlanmış olan "Meskun Alan" lejantı altında meskun alanın gereksinimi olan donatı alan (Park Alanı) kararını getirdiği, dolayısıyla planlar arası hiyerarşi açısından uyum bulunduğu ve dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda park sorunu yaşanıldığından bahisle, dava konusu plan tadilatlarının şehircilik ilkeleri ve planlama teknikleri açısından uygun olduğu yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiş ise de, dava konusu taşınmazın da bulunduğu alana yönelik olarak farklı taşınmazlar yönünden aynı İmar Planı Tadilatları ile ilgili İstanbul İdare Mahkemelerinin farklı esas numaralarında kayıtlı olan davalarda alınan ve yukarıda aktarılan bilirkişi raporlarının birlikte değerlendirilmesinden, bölgede yeşil alan ihtiyacı bulunmakla ve dava konusu plan tadilatları dava konusu taşınmazı park alanına alarak donatı ihtiyacını karşılamayı hedeflemekle birlikte, plan tadilatına alınan alanın boyutlarının donatı ihtiyacını karşılamasının mümkün olmadığı, dava konusu parselin bulunduğu bölgenin çok yoğun yapılaşmış, açık alanların yetersiz olduğu ve özellikle afet durumlarında bölge halkının toplanma ihtiyacını karşılayacak güvenli alanların yetersiz olduğu bir bölge olduğu, bu nedenle planlama alanında ada ve parsel ölçeğinde değil, alanın bütününün analiz edilmesi suretiyle plan değişikliği yoluna gidilmesi gerekirken, önceki imar planlarında "Konut alanı" fonksiyonunda kalan dava konusu taşınmazın bütüncül olmayan, parçacıl nitelikte ve mevzuatta belirtildiği gibi bilimsel, nesnel ve teknik gerekçelere dayalı bir analiz raporu olmaksızın, doğrudan "Park alanı" lejantına alındığı ve bununla birlikte yalnızca yeşil alan standardını yükseltmek amacıyla hareket edilmesi sebebiyle de yapılan fonksiyon değişikliğinin kişi ve kamu yararı dengesini zedeleyecek nitelikte olduğu anlaşıldığından, bu yönleriyle dava konusu işlemlerin davacıya ait taşınmaz yönünden planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine, eşitlik ilkesine, mevzuata ve hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline yönelik İstanbul 7. İdare Mahkemesi'nin 31.05.2018 tarih ve E:2016/617, K:2018/1028 sayılı kararının; davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından; davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davalı Güngören Belediye Başkanlığı tarafından; parsel bazında yapılan tadilatlarla donatı ihtiyacı karşılanmakta iken bölge bazında plan değişikliği yapılması gerekçesiyle işlemin hatalı olduğu iddialarıyla kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf dilekçesinde belirtilen hususların mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı ve kararın usul ve hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesince, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6545 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 45. maddesinin 3. fıkrasında; “Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir" hükmü yer almış, 5.fıkrasında da "Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir" hükmü düzenlenmiş bulunmaktadır.
2577 sayılı Yasanın Temyiz Kanun Yoluna ilişkin yargılama sisteminden farklı olarak İstinaf Kanun Yolunda yargılama sistematiğinin kendine özgü nitelikler barındırdığı görülmektedir. İstinaf incelemesinde ilk derece mahkemesinde verilen kararlarda tespit edilen maddi ve hukuki eksikliklerin istinaf mercii tarafından tamamlanarak nihai kararların da istinaf mercii tarafından verilmesi kural olmakla beraber, ilk derece mahkemesinin olaylara, delillere, hukuki sebeplere ilişkin değerlendirme yapma konusundaki eksiklik ve yanlışlıkları istinaf merciinde kararın kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesini gerektirir. Zira istinaf kanun yolu, ilk derecedeki yargılamanın aynısı veya tekrarı niteliğinde değildir.
İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın esası hakkında hiç bir inceleme yapılmamış olması durumunda, uyuşmazlık hakkında ilk derece mahkemesinin yerine geçerek istinaf mercii tarafından karar verilmesinin yasa koyucu tarafından düzenlenen istinaf kanun yolu sistematiğinin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi bu hususun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde vurgulanan adil yargılama ilkesine de aykırı olacağı tabiidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla ortaya konulan yargılamanın esasının kural olarak ilk derece mahkemelerinde çözümlenmesi, bu çerçevede üst derece mahkemelerinin kanun yoluna ilişkin sadece belirli konularla sınırlı olarak inceleme yapması gerektiği ilkesi doğrultusunda; istinaf kanun yoluna tabi uyuşmazlıkların esasının çözümüne yönelik yargılamanın ilk derece mahkemesince yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı hükme bağlanmış olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda Bulunacak Hususlar" başlıklı 24. maddesinin (e) bendinde, kararlarda, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre; davanın konusuyla bağlı olarak uyuşmazlığı çözümlemekle görevli ilk derece yargı yerlerince verilen kararlardan, itiraza tabi olanların bölge idare mahkemelerince incelenebilmesi için mahkemece, uyuşmazlığın konusuna ve maddi olayın özelliğine göre inceleme yapılmak suretiyle dava konusu edilen idari işlemin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesinin (1/a) bendi uyarınca; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden en az biri bakımından hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve konuya ilişkin net yaklaşımını açıklayan, denetlenebilir bir hükmün kurulmuş olması gerekir.
Zira gerçek uyuşmazlığın tamamı hakkında bir yargılama yapılmaması ve bir kısmına yönelik hüküm oluşturulmaması nedeniyle mevcut kademeli yargılama sürecinde verilecek olan kararların gerekçelerine uygun istinaf sebepleri ile tarafların kanun yollarına başvurma haklarını kısıtlamamak bakımından, dava konusu işlem ya da işlemlerden biri yahut bir kısmıyla ilgili hukuka uygunluk/aykırılık denetiminin yapılmadığı durumlarda, ilk derece mahkemesince davanın konusuna uygun olarak gerekçeli bir karar verilmesinden sonra kanun yolu sürecinin başlatılması, tarafların "adil yargılanma hakkının" korunması açısından önemlidir.
Yargılama Hukukunda hüküm; uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe ise; hakimin, çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilkeyle amaçlanan da budur.
Usul hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca, İdari Yargı merciilerinde açılan davalarda; İdare Mahkemelerinin, davacının istemi ile bağlı olduğu, istemi genişletecek veya daraltacak biçimde karar veremeyeceği açıktır.
Dava dilekçesinin incelenmesinden; dava dilekçesinin "Konu" başlıklı kısmında İstanbul ili, Güngören ilçesi, .... Mahallesi adresinde ve tapuda 1/3 pafta, 7774 no.lu parselde kayıtlı taşınmazın maliki olan davacı tarafından; anılan taşınmazı kapsayan alana ilişkin 15.11.2014 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plan Tadilatı ve aynı doğrultuda hazırlanan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Tadilatının ve bu imar planlarına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 11.12.2015 tarih ve 2015/38 sayılı kararın ve taşınmazını kapsayan alana ilişkin parselasyon işleminin iptalinin talep edildiği, "Açıklamalar" başlıklı kısmında, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine ilişkin açıklamalara yer verildiği, "Sonuç" başlıklı kısmında ise, davalı belediyece 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca uygulama yapılmasına ilişkin ifadesine yer verildiği, diğer bir deyişle davacı tarafından, taşınmazını kapsayan alana ilişkin 15.11.2014 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plan Tadilatı ve aynı doğrultuda yapılan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Tadilatı ile bu imar planlarına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin 11.12.2015 tarih ve 2015/38 sayılı kararın yanında taşınmazını kapsayan alana ilişkin parselasyon işleminin de iptali istenilmekte iken, Mahkemesince davacının maliki olduğu taşınmazı kapsayan alana ilişkin parselasyon işlemine yönelik hukuki irdeleme ve değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
Bu durumda; idari işlemlerin denetim unsurlarını oluşturan; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden en az biri bakımından hukuka uygunluğu denetlenmeyen ve hakkında gerekçeli hüküm kurulmayan "davacının taşınmazını kapsayan alana ilişkin parselasyon işlemi" açısından ilk derece mahkemesi yerine geçerek hüküm kurulması mümkün olmadığından, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesi zorunludur.
Açıklanan nedenlerle, istinaf talebinin kabulüne, İstanbul 7. İdare Mahkemesi'nin 31.05.2018 tarih ve E:2016/617, K:2018/1028 sayılı kararının kaldırılmasına, dava dosyasının yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemesine iadesine, Mahkemece yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45/6. ve 46.maddeleri uyarınca temyizi kabil olmamak üzere kesin olarak 05.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)