(2577 S. K. m. 15) (667 S. KHK. m. 2) (675 S. KHK. m. 16) (670 S. KHK. m. 5)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin (ç) bendi uyarınca kapatılan Şifa Üniversitesi'nde çalışan E.D. isimli işçinin geçirmiş olduğu iş kazası sonucu anılan şahsa bağlanan gelir ve tedavi giderleri toplamı 61.325,23 TL tutarındaki kurum zararının tahsis onay, masraf, sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; 675 sayılı KHK'nin değerlendirilmesinden, 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verileceği, bu durumda; davacının 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında kapatılan Şifa Üniversitesi'nden olan alacağı ile ilgili olarak 17/8/2016 tarihinden sonra açtığı iş bu davada, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi yolunda İzmir 2. İdare Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih, E: 2017/749, K: 2018/468 sayılı kararın; davanın 675 sayılı KHK'nın 16/4 fıkrası uyarınca yapılan başvurunun reddi üzerine açıldığı, bu nedenle dava şartı yokluğu nedeniyle karar verilemeyeceği ileri sürülerek istinaf yoluyla kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: 675 sayılı KHK'nın 16/3 fıkrası uyarınca verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığı, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinde, "... İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.
Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir..." kuralına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay’da temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" kaldırma nedenleri olarak sayılmıştır.
Dava, Davacının 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinin (ç) bendi uyarınca kapatılan Şifa Üniversitesi'nde çalışan E.D. isimli işçinin geçirmiş olduğu iş kazası sonucu anılan şahsa bağlanan gelir ve tedavi giderleri toplamı 61.325,23 TL tutarındaki kurum zararının tahsis onay, masraf, sarf ve ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin "dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesinde; "(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara res n tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır. ...
(4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz" kuralına yer verilmiş, maddenin göndermede bulunduğu 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin "devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinde de; "(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir.
...
(3) Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilir. Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır. Bu durumda şirketlere daha önce atanmış kayyımlar tasfiye memuru olarak görevlendirilebilir veya bu şirketlere tasfiye memuru atanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve birinci fıkrada yer alan hususları bu şekilde devralınan varlıklar için de uygulamaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.
(4) Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar.
(5) Borçların ödenmesinde; malvarlığının aynından doğan vergi borçları, rehinli alacaklar, çalışanların sigorta primleri, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, enerji, iletişim ve su kullanım borçları, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk Lirasını geçmeyen borçlar ve diğerleri şeklinde sıralama esas alınır.,," kuralına yer verilmiştir.
Olayda, davacının başvurusunun yukarıda anılan 670 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca asıl borçlu üniversitenin malvarlığının devredildiği Maliye İdaresine yönelik olarak yapılmış başvurunun yanıt verilmeyerek reddi üzerine açıldığı, ilk derece Mahkemesince davanın 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi kapsamında açılmış bir dava olarak nitelendirilerek "dava şartı yoluğu nedeniyle" karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda, 670 sayılı KHK ve 675 sayılı KHK hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davacının başvurusu üzerine açtığı davanın 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanağı bulunmadığı, ancak davanın 670 sayılı KHK'nın 5. maddesi kapsamında açıldığının kabulü durumunda da; 675 sayılı KHK'nın 16/4 fıkrası uyarınca kapatılan Kurumlara ilişkin idari yargıda dava açılabilmesi için ilgili idare tarafından 670 sayılı KHK gereğince değerlendirme yapılarak ödemenin yapılıp yapılmayacağı konusunda karar niteliğinde tesis edilmiş bir işlem bulunması gerektiği sonucuna varılmış olup, bu nedenle davacının 675 sayılı KHK'nın 16/4 fıkrası kapsamında yaptığı başvuru üzerine açtığı davada; bu aşamada ilgili idare olan Maliye Bakanlığı'nca verilmiş bir karar bulunmadan, başvurunun yanıt verilmeyerek reddi üzerine açılan davanın erken açılması nedeniyle davanın esasının incelenmesine hukuksal olanak bulunmadığından; başvuruya konu kararda bu gerekçe ile sonucu itibariyle hukuksal isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; İzmir 2. İdare Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih, E: 2017/749, K: 2018/468 sayılı karara karşı yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddine, aşağıda ayrıntısı gösterilen yargılama giderlerinin istinaf isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına, yatırılan posta gideri avansından artan tutarın Mahkemesince yatırana iadesine, 25.12.2018 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
AYRIŞIK OY: Dava davacının olağanüstü hak kapsamında K.H.K. ile kapatılan bir vakıf üniversitesinden alacağının ödenmesi için 675 sayılı K.H.K.'nin 16/4 maddesi uyarınca yaptığı başvurunun yanıt verilmeyerek reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Yukarıda kararımızda anılan K.H.K. kuralları ile olağanüstü hal kapsamında çıkarılan K.H.K.'ler ile kapatılan kurumların borçları ve alacakları ile ilgili olarak açılmış hukuk davalarının veya başlatılmış takiplerin esası incelenmeksizin sona erdirilmesi öngörülmüş; bu kapsamda açılmış davalar yönünden verilmiş kararlar üzerine açılacak idari davalar öncesinde yetkili merci olan kurumlara başvuru koşulu getirilerek, ancak bu başvuruların reddi üzerine yargı yolu olarak idare mahkemeleri gösterilmiştir.
Bu çerçevede; bu durumda açılacak davaların koşulu, ilgililerce K.H.K.'ler ile getirilen hak düşürücü süre içinde "yetkili mercie başvurulması" ve yetkili merci tarafından "idari karar verilmesi" olarak belirlenmiştir. Ancak, K.H.K.'ler ile idari merci tarafından verilecek kararın salt bir yazılı olumsuz karar olması, aksi durumda idarenin başvuruyu reddettiğinin kabulüne olanak bulunmadığı veya başvurunun yanıt verilmeyerek reddedilmiş sayılamayacağı, bu durumda idarenin yazılı, öznel ve olumsuz kararının beklenmesi gerektiği, aksi durumda dava yolunun kullanılamayacağı yolunda açık bir belirmeye yer verilmediği açıktır. Bu durumda, bu kapsamda başvurular üzerine açılacak davaların konusu idari işlemin kimliğinin ne olacağının yorum ve kıyas yoluyla belirlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, öncelikle maddi kuralın Anayasa kurallarına ve üstün hukuk ilklerine uygun olarak yorum yapılması gerekecektir.
Anayasamızın 2. maddesinde, Cumhuriyetimizin nitelikleri arasında "hukuk devleti" niteliğine yer verilmiş; "hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir..."; "temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinde; "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir...." kuralına yer vermiştir.
Diğer yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun gerek "idari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde;" 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.
2.Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır...." kuralına; gerekse "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır..." kuralına yer verilmiştir.
İdari davaların yargılama usulü bakımından; ilgililerin idarelere taptıkları başvuruların dava açma süresi olan 60 gün içerisinde yanıtlanmaması durumu, ilke olarak başvurunun reddi sonucunu doğurmaktadır. Aksi durumun, ancak yasalarla açık bir "istisna" kuralı getirildiği durumlarda kabulü olanaklıdır.
Diğer yandan; anılan K.H.K.'ler ile idari davalar bakımından bir "ön koşul" olarak getirilen yetkili mercie "başvuru koşulu" ve bu başvuru hakkında "karar verilmesi" koşulu; bireylerin adalete erişimi bakımından da yargılama usulüne dönük kurallar olarak kabul edilmelidir. Bu çerçevede de; usul kurallarının hukuksal güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin gerçekleşmesine hizmet etmek yerine, kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmemeleri gerekmektedir. (A.İ.H.M.; Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan Başvuru No:36998/02 kararı, bu yönde bir değerlendirme içermektedir.)
Bu durumda; ilgililerin anılan K.H.K. kapsamında getirilen hak düşürücü süreler içinde yetkili mercie yaptığı başvuruların; dava açma süresi içinde yanıtlanmaması durumunda, başvurunun yanıt verilmeyerek reddedildiğinin, bu kapsamda idari yargı yerleri için etkili, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte bir olumsuz işlemin tesis edildiğinin kabulü ile açılan davaların esastan incelenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulü, başvuruya konu kararın kaldırılması, dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerektiği düşüncesi ile Dairemizin aksi yöndeki kararına katılmıyorum. (¤¤)