(2709 S. K. m. 125) (5510 S. K. m. 5, Geç. m. 14) (3713 S. K. m. 21) (2330 S. K. m. 1, 2, 6)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Mardin ili, Nusaybin İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde hafif zırhlı araç şoförü olarak görevli iken Silvan 4'üncü Jandarma Komando Alay Komutanlığı emrinde geçici olarak görevlendirildiği sırada Diyarbakır ili, Silvan ilçesinde askeri aracın geçişi sırasında bölücü terör örgütü mensuplarınca yerleştirilen uzaktan kumandalı düzeneğin patlatılması sonucunda yaralandığı ve bu sebeple sakat kalarak mesleğini kaybettiği ileri sürülerek çalışma gücü kaybından dolayı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla şimdilik 100,00.-TL maddi ve 30.000,00.- TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; "...Uyuşmazlıkta, davacı tarafından her ne kadar kusurlu/kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca maddi ve manevi tazminat talebinde bulunuluyor ise de; davacının yaralanmasına neden olan olayla ilgili olarak dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ışığında olayda hizmet kusuru bulunduğuna ilişkin davacının soyut iddiası dışında başka bir bilgi ve belge de bulunmadığından; mahkememizce idarenin kusur sorumluluğu ilkesince sorumlu olmadığı kanaatine varılmış ise de; kamu görevlisi olan davacının, görevini yaparken yaralanması nedeniyle uğramış olduğu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekeceğinin tartışmasız olduğu, ancak davalı idarece davacıya 2330 sayılı kanun kapsamında bir ödeme yapıldığı gözönüne alındığında aslında davalı idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince de davacıya bir bedel ödediği görülmektedir. Bu durumda; somut olayda davalı idareye atfedilebilecek herhangi bir hizmet kusurunun mevcut olmayışı ve 2330 sayılı Kanun'un, barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanların bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin saptanması suretiyle mağduriyetlerini gidermeye yönelik olarak çıkarılan bu Kanun uyarınca hesaplanarak yapılan ödemenin tutarı dikkate alındığında davacının maddi zararının karşılandığı sonucuna varıldığından maddi tazminat talebinin kabulüne imkan bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının manevi tazminat istemine gelince; manevi tazminat, ilgilisinin mamelekinde meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Bu ve benzeri olaylarda yaşanan üzüntü ve acının başka türlü bir giderim yolunun bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Olayın gelişimi ve sonucu dikkate alınarak ve ilgilinin durumu itibariyle, manevi zarara karşılık olarak Mahkemece takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat olayın niteliği ile idarenin bu olaydaki kusurunun niteliğini, sorumluluğunun özelliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması gerekmekte olup, davacının yaşamış olduğu patlama olayından sonra devlet hastanelerince verilen sağlık raporlarında davacının tedavisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek boyutta olduğunun belirtildiği ve davacının sırf bu olayın vesilesiyle doğrudan manevi açıdan yıprandığına dair bir kanıya da ulaşılmadığından, davacının manevi tazminat isteminin de yerinde olmadığı..." gerekçesiyle davanın reddi yolunda Diyarbakır 3.İdare Mahkemesi'nce verilen 07/11/2017 gün ve E:2017/2988, K:2017/2182 sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu, olay nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı, Jandarma Genel Komutanlığında görev yapamaz kararı verilerek görevinden ayrılmak zorunda bırakıldığı, uğramış olduğu maddi ve manevi zararın tazmin edilmesi gerektiği, bu konuda verilmiş sayısız emsal karar bulunduğu ileri sürülerek, kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMASININ ÖZETİ: İdare mahkemesince verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu belirtilerek, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık; davalı idare bünyesinde uzman çavuş rütbesi ile zırhlı araç şoförü olarak görev yapmakta iken görevli olduğu askeri aracın geçişi sırasında teröristlerce gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu yaralanan davacının, maddi ve manevi tazminat talebinden kaynaklanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış bulunmaktadır. İdarenin belirtilen bu sorumluluğu hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur.
İdarenin, bir eylem veya işlemden dolayı tazminatla yükümlü kılınabilmesi için o olayda hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunması gerekmektedir. İdarenin kamu hizmetlerinin görülmesi sırasında bir görevle ilgili olarak veya yüklendiği hizmetin bünyesinde meydana gelecek olan riskli durumlarla, tehlikeli sonuçlardan dolayı genel külfetler dışında fertlere verilen özel ve olağan dışı zararların, eylemle zararlı sonuç arasında nedensellik bağının bulunması koşuluyla objektif sorumluluk esaslarına göre ayrıca idarenin kusuru dahi aranmadan tazmin edilmesi gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmiştir. Kusursuz sorumluluk hukukunda yer alan bu durum hukukun genel ilkeleri ile hakkaniyet ve nesafet kuralları gereğidir. Aksi halde hizmetin yürütülmesi sırasında oluşan bu türlü zararlar bir veya birkaç kişi üzerinde kalmış olur ki, buna hakkaniyet kuralları izin vermez.
Bilindiği üzere; idarenin malî sorumluluğunun türlerinden birisi olan kusurlu sorumluluk, hizmet kusuru kavramı ile açıklanmaktadır. Buradaki kusur kavramı ise özel hukuktaki kast, ihmal, dikkatsizlik gibi öznel unsurlar ile tanımlanmamakta, idare tarafından yürütülen bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işletilmesindeki bozukluk ve aksaklık şeklinde nesnel bir tanımlama yapılarak, (kişiselleştirilebilen bir kusurun varlığı aranmaksızın) hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi hâllerden doğan zararların tazmininde idarenin kusurlu sorumluluğu ilke ve esasları uygulanmaktadır. Dolayısıyla bir olayda idarenin kusurlu sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, öncelikle ortada hizmet kusuru teşkil eden bir durumun varlığı gerekmektedir. Ancak hizmet kusurunun bulunması yeterli olmayıp, genel sorumluluk koşullarının da somut olayda gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bu koşullar ise, idarî bir işlem ya da idareden sadır olan ihmali veya icraî bir eylemin varlığı, tazmin isteminde bulunanın maddî veya manevî bir zararının bulunması ve söz konusu zararın idarenin işlem veya eyleminin bir sonucu olması, yani zarar ile idarî davranış arasında kurulabilen bir illiyet bağının mevcudiyetidir.
Kusurlu sorumluluk dışında idarenin, kamu görevlilerinin ve özellikle güvenlik personelinin görevlerini yerine getirdikleri sırada yaralanmaları ya da öldürülmeleri nedeniyle uğranılan zararlardan da "meslekî risk" ilkesi gereğince kusursuz sorumluluk ilke ve esaslarına göre sorumlu olduğu yerleşik Danıştay içtihatları ve öğretide kabul edilmiştir. Bu gibi durumlarda idare, zarar ile idarî eylem arasında nedensellik bağı aranmadan zarardan kusursuz olarak sorumludur.
Öte yandan; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5.maddesinin (c) bendinde; ''Harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri veya 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlanmış malullerden, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları kesilmez. Aylıkları kesilmeksizin 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışanlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında çalışanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. İş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulananların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmayı istemeleri halinde, bu isteklerini Kuruma bildirdikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren, haklarında uzun vadeli sigorta kolları da uygulanır. Bu fıkra kapsamına girenlerden ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.'' hükmüne, aynı Kanunun Geçici 14.maddesinde; Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi veya sigortalı olanlar, vazife malullüğü, malullük ve yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlar ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam edenler hakkında; bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya başlayanlar hariç olmak üzere sosyal güvenlik destek primine tabi olma bakımından bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerinin uygulanmasına devam edilir. Ancak; ...
d) 5434 sayılı Kanuna göre vazife malullüğü aylığı almakta iken bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışmaya devam edenler hakkında, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde yazılı talepleri doğrultusunda bu Kanunun iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri ve uzun vadeli sigorta kolları veya sosyal güvenlik destek primine ait hükümler uygulanır. Bunlardan uzun vadeli sigorta primi ödeyenlerin belirtilen süre içinde yazılı talepte bulunmamaları halinde ayrıca iş kazası meslek hastalığı hükümleri uygulanır, sosyal güvenlik destek primi kesilmez. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi olup, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında çalışmaya başlayanlar hakkında da yazılı talepleri doğrultusunda işlem yapılır. Bu bent kapsamında olanlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlar veya 5434 sayılı Kanunun 56 ve mülga 64 üncü maddeleri kapsamında vazife malullüğü aylığı almakta olanlar, sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam eden iştirakçiler ile aynı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle vazife malullüğü aylığı alan ve bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışan veya daha sonra çalışmaya başlayan er ve erbaşların, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre görevlerinden ayrılmasına gerek kalmaksızın alınacak emekliye sevk onayına istinaden vazife malullüğü aylıkları bağlanarak ödenir.
(Ek fıkra: 4/7/2012-6353/86 md.) 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlar veya 5434 sayılı Kanunun 56 ve mülga 64 üncü maddeleri kapsamında vazife malulü olup sınıf veya görev değiştirenlerden bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya devam edenler ile aynı kapsamda çalışmaya devam eden er ve erbaşlara, görevlerinden ayrılmalarına gerek kalmaksızın alınacak emekliye sevk onayına istinaden müracaatlarını takip eden ay başından itibaren aylık bağlanır. Bunlara ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce sınıf veya görev değiştirerek 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya devam edenlerden bu maddenin birinci fıkrasının (d) bendi hükümleri uygulanmak suretiyle vazife malullüğü aylığı alanlardan emeklilik ikramiyesi tutarları ödenmeyenlere (er ve erbaşlar hariç), bu fıkranın yürürlük tarihini takip eden ay başında yürürlükte bulunan katsayılar uygulanmak suretiyle emeklilik ikramiyesi ödenir...'' hükmüne, ''Vazife Malullüğü'' başlıklı47.maddesinde ise; ''Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlar için aşağıdaki hallerde vazife malullüğü hükümleri uygulanır. 25 inci maddede belirtilen malullük; sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malullüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malulü denir.
(...)
Süresi içerisinde bildirimde bulunulan vazife malullüğü aylıkları, sigortalının ölüm ya da maluliyeti sebebiyle göreviyle ilişiğinin kesildiği tarihi takip eden aybaşından itibaren bağlanır. (Ek cümle: 4/7/2012-6353/82 md.; Değişik ikinci cümle: 12/7/2013-6495/97 md.) Ancak, harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre veya 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine göre vazife malulü olduğuna karar verilenlerden, sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam edenlere ise görevden ayrılmalarına ve başkaca bir müracaata gerek kalmaksızın sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ay başından itibaren aylık bağlanır...'' hükümlerine yer verilmiştir.
3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 21. maddesinde; ''Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca; a) (Değişik: 28/2/1995 - 4082/6 md.) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edilir.'' hükmü yer almıştır.
2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle (Ek ibare: 04/07/2012 - 6353 S.K./72. md.) trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların (Ek ibare: 12/07/2013- 6495 S.K./73. md.); Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir." hükmüne, "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "Bu kanun; a) İçgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki (Ek ibare: 04/07/2012 - 6353 S.K./73. md.) veya trafik ve yol güvenliğini sağlamak konularında görevlendirilen:
1. (Değişik alt bent: 07/06/1990 - 3658/1 md.) Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelini, (...) kapsar." hükmüne, "Nakdi Tazminat" başlıklı 3. maddesinde; "Bu kanun kapsamına girenlerden;
a) (Değişik bent: 01/04/1998 - 4356/1 md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında,
b) (Değişik bent: 01/04/1998 - 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer sakatlananlara (a) bendinde belirtilen tutarın %25'inden %75'ine kadar, yaralananlara ise %20'sini geçmemek üzere sakatlık ve yaralanma derecesine göre, nakdi tazminat ödenir.'' hükmüne, ''Aylık Bağlanması'' başlıklı 4.maddesinde; ''Bu Kanun kapsamına girenlerden; a) Engelli hale gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanır.
b) Emekli aylığı almakta iken engelli hale gelenlerin almakta oldukları aylıkları görev malullüğü aylığına dönüştürülür.
c) Ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığı, dul ve yetimlerine intikal ettirilir.
Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, % 25 artırılarak ödenir.'' hükmüne, ''Nakdi Tazminat ve Aylığın Etkisi'' başlıklı 6.maddesinde; ''Bu Kanun hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığı uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığıdır. Yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıklar gözönünde tutulur.'' hükümlerine yer verilmiştir.
(Değişik altıncı fıkra: 12/7/2013-6495/93 md.) Birinci fıkrada belirtilen hükümlere göre aylık bağlanmasını gerektiren olaylar sebebiyle hayatını kaybedenlerin, aynı sebeplerle malullük aylığı almakta olanların veya bunlardan ölenlerin çocuklarına her ay için; ilköğretimleri sırasında (1.250), ortaöğretimleri sırasında (1.875) ve yükseköğretimleri sırasında (2.500) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda eğitim ve öğretim yardımı yapılır.'' hükümleri yer almıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Mardin İl Jandarma Komutanlığı emrinde uzman çavuş rütbesi ile görev yapan davacının, 15 Temmuz 2015 günü saat 07.00 civarında, baraj inşaatında çalışan işçilerin yol güvenliğinin sağlanması için icra edilen yol emniyet ve kontrol devriyesi esnasında, Diyarbakır-Silvan-Boyunlu köyü mevkiinden askeri araçla geçildiği sırada bölücü terör örgütü mensuplarınca yerleştirilen uzaktan kumandalı düzeneğin patlatılması sonucu yaralandığı, yaralanma sebebiyle sakat kalarak mesleğini kaybettiğini ileri sürerek çalışma gücü kaybından dolayı maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle 06/01/2017 tarihinde davalı idareye yaptığı başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddi üzerine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla şimdilik 100,00.-TL maddi ve 30.000,00.- TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle işbu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda; dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının yaralanmasına neden olan olayla ilgili olarak davalı idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmamakla birlikte Anayasal düzene, Devlete ve toplumun bütünlüğüne yönelik bulunan terör eylemleri nedeniyle genel güvenlik ve asayişi sağlamak, toplumun can ve mal güvenliğini korumak, terör olaylarını önlemekle yükümlü olan davalı idarenin bu görevlerini yerine getirirken istihdam ettiği personelinin görevi nedeniyle ve görevi sırasında yaralanması ya da sakat kalması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararı kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmin etmesi gerektiği tartışmasızdır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Bu suretle oluşan zararların, ilgili mevzuat hükümlerine göre ihdas edilen ve özel olarak kamu görevlisinin somut olay sonucu oluşan zararlarını karşılamaya matuf bulunan ek ödeme ve mali yardım yapılması, özlük haklarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi suretiyle tamamen karşılanması halinde idarenin tazminat hukukundan kaynaklanan tazmin borcunun ortadan kalkacağı açıktır.
Buna göre yapılan incelemede; meydana gelen terör saldırısı sonucu yaralanan davacının ilk olarak Dr. Yusuf Azizoğlu Silvan Devlet Hastanesinden 15/07/2017 tarihi ile 24/07/2015 tarihleri arasını kapsayan günler için iş göremezlik raporu aldığı, daha sonra Mardin Devlet Hastanesinin 24/07/2015 tarih ve 21548 sayılı sağlık kurulu raporuyla davacıya 30 gün süre ile iş göremezlik raporu verildiği, Silifke Devlet Hastanesince 21/08/2015 ile 30/08/2015 tarihleri arasını kapsayan süre için iş göremezlik raporu düzenlendiği, Alanya İlçe Devlet Hastanesince 28/08/2015 ile 07/09/2015 tarihlerini kapsayan aralıkta iş görmezlik raporu verildiği, Mersin Devlet Hastanesince 04/09/2015 ile 13/09/2015 tarihleri arasını kapsayan günler için iş göremezlik raporu düzenlendiği, yine davacıya Nusaybin Devlet Hastanesince verilen 28/10/2015 tarih ve 1419 sayılı sağlık raporunda; “15/07/2015 tarih ve 304 sayılı muayene raporu incelenmiştir. Mayın patlaması sonucu sol diz patellada ağrı şişlik gelişen ve sağ torakal bölge posterirorda yüzeysel abrazyon ve ağrısı olan hastada yakınmalar basit tıbbi müdahale ile giderilebilir. Hayati tehlikesi yoktur. Hastanın yaralanma sonrası 30 (otuz) gün işgücü kaybı mevcuttur. Durum bildirir kati doktor raporudur. Oybirliğiyle karar verilmiştir.” ifadelerine yer verildiği, sonrasında idarenin sevki üzerine muayene edildiği Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 12.01.2017 onay tarihli Sağlık Kurulu Raporunda; ''travma sonrası stres bozukluğu'' teşhisi konulduğu, bu teşhise istinaden SGK tarafından 3713 sayılı Kanun hükümlerine göre 6.derece vazife malulü olduğu kabul edilerek, aynı Kanunun 21.maddesi uyarınca 10.04.2017 tarihinden itibaren vazife malulü olarak emekliye sevk edildiği, kendisine görevdeki emsalinin aldığı tutarda maaş bağlandığı, ayrıca 5334 sayılı Kanunun Ek 79.maddesine göre ek ödeme tahakkuk ettirildiği ve Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun 19/02/2016 tarih ve 2016/99 sayılı kararıyla 2330 sayılı Kanun kapsamında toplam 22.686,95.-TL nakdi tazminat ödenmesine karar verildiği ve bu miktarın davacıya ödendiği görülmektedir.
Yukarıda yapılan tespit ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; kamu görevlisi olan davacı görevi başında ve görevinin tesir ve etkisi ile yaralanmış ise de, davacının bu yaralanma sonucunda vücudunda uzuv kaybı meydana gelmediği, ancak psikolojik yönden travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon yaşaması nedeniyle engelli kabul edilerek 3713 sayılı Kanun hükümlerine göre 10.04.2017 tarihinden itibaren 6.derece vazife malulü olarak emekliye sevk edildiği, kendisine görevdeki emsalinin aldığı tutarda maaş bağlandığı, ayrıca 5334 sayılı Kanunun Ek 79.maddesine göre ek ödeme tahakkuk ettirildiği ve 2330 sayılı Kanun kapsamında toplam 22.686,95.-TL nakdi tazminat ödendiği, bu itibarla ilgili mevzuat hükümlerine göre ihdas edilen özel düzenlemeler ile sağlanan mali imkan ve özlük hakları ile davacının olay nedeniyle uğramış olduğu maddi zararı karşıladığı anlaşılan davalı idarenin tazminat hukukundan kaynaklı tazmin borcunun ortadan kalktığı sonucuna varıldığından, maddi tazminat talebini reddeden idare mahkemesi kararı sonucu itibariyle hukuka uygun bulunduğundan, bu kısma yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Davacının manevi tazminat talebi incelendiğinde;
Manevi tazminat; malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda duyulan elem ve ızdırabı giderecek bir oranda olması gerekmektedir. İşte bu niteliğinden dolayı sorumluluk hukukunun genel çerçevesinde manevi tazminatın miktarı her bir olay ve birey yönünden yargı yerlerince farklı şekilde değerlendirileceğinden, manevi tazminat miktarının idare organlarınca takdir edilmesini sağlayacak şekilde yasayla belirlenmesi de müessesenin niteliği ile bağdaşmayacağından, yasa koyucunun bunu Kanunda açıkça öngörmesini beklemek de gerçekçi değildir.
Kişilik değerlerinde ortaya çıkan eksilmenin para ile ölçülmesi, başka bir ifadeyle ekonomik bir değer olarak hesaplanması mümkün değildir. Bu nedenle; manevî tazminatın tayin ve hesaplanmasında hâkimin geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Hâkim, ihlâl edilen kişilik değerinin türü, ihlâli oluşturan eylemin niteliği ve olayın oluş şekli, manevî zarar olarak nitelendirilen acı ve üzüntü ile kusurun ağırlığı, özellikle yaşam hakkını sona erdiren ölüm olayında zarar görenle öldürülen kişi arasındaki yakınlık ilişkisi ile ilgililerin toplum içindeki konumu ve statülerini göz önünde tutarak zarar görene maktu bir miktarın ödenmesine karar verecektir. Hesaplanan ve ödenmesine karar verilen manevî tazminat miktarının, zarara neden olan eylemin ağırlığı ile hukuka aykırılığın ve kusurun derecesini karşılar nitelikte bir miktar, davacı bakımından ise zenginleşmeye yol açmayacak bir düzeyde olması gerekmektedir.
Bu itibarla; güvenlik görevlisi olan davacının, görevini ifa ederken teröristlerce yapılan saldırı sonucu yaralanması ve akabinde travma sonrası stres bozukluğu yaşayarak depresyona girmesi nedeniyle yaşadığı elem ve ızdırap dolayısıyla maruz kaldığı özel ve olağanüstü nitelikteki manevi zararın yukarıda açıklanan kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanması gerekmekte olup, zararın niteliği ve boyutu, zarara yol açan olayın oluş şekli, davacının iktisadi ve toplumsal durumu birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından talep edilen 30.000,00 TL manevi tazminat miktarının hukuken makul ve kabul edilebilir olduğu, Dairemizce takdir edilen bu tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığından, yukarıda yazılı gerekçe ile manevi tazminat talebini reddeden idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-Davacının maddi tazminat talebine yönelik istinaf başvurusunun yukarıda yazılı gerekçe ile reddine, manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Diyarbakır 3.İdareMahkemesi'nce verilen 07/11/2017 gün ve E:2017/2988, K:2017/2182sayılı kararın manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına,
2-Davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile 30.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 06.01.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine,
3-Dava kısmen kabul ve kısmen ret ile sonuçlandığından yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretlerinin davadaki haklılık durumuna göre yeniden belirlenip, taksim edilmesi gerektiğinden; aşağıda dökümü yapılan 374,35.-TL yargılama giderinin davadaki haklılık oranına göre belirlene 373,00 TL'sinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10.maddesi uyarınca hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 4.500,00 TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, arta kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2.maddesi uyarınca hükmedilen avukatlık ücreti kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinden; reddedilen (100,00 TL) maddi tazminat dolayısıyla anılan Tarife hükümlerine göre belirlenen 100,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5-Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 2.049,30.-TL nisbi karar harcından dava açılırken peşin ödenen 102,80-TL harcın mahsubu sonucu kalan 1.946,50-TL nisbi karar harcının, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca davacıya tamamlattırılması için mahkemesince ilgili merciye müzekkere yazılmasına,
6-Davacı tarafından tamamlanmakla yargılama gideri hüviyeti kazanan2.049,30.-TLnisbi karar harcının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
7-Artan posta gideri avansının ilgilisine iadesine,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/6. maddesi uyarınca kanun yolu kapalı olmak üzere, 14/01/2020 tarihinde oybirliği ile kesin karar verildi. (¤¤)