(2709 S. K. m. 40) (657 S. K. m. 124, 125, 127, 134, 136) (Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği m. 4)
İSTEMİN ÖZETİ: Diyarbakır ili, Silvan ilçesi, F. Çakmak İlkokulu'nda öğretmen olarak görev yapan davacının, 14, 15, 21, 22 ve 29 Aralık 2015 tarihlerinde mazeretsiz olarak göreve gelmediği ve/veya göreve geldiği halde görevini tam ve zamanında yapmadığından bahisle, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125.maddesinin (C-a) bendi uyarınca "1/30 oranında aylıktan kesme" cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin 22.03.2017 tarih ve 3821706 Sayılı ilçe milli eğitim müdürlüğü işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; davacının 29.12.2015 tarihinde sendikal eyleme katılması nedeniyle görevine gelmediği, söz konusu eylemin güvenlik güçleri tarafından yürütülen terörle mücadele faaliyetlerinin "savaş" olarak nitelendirilmesi suretiyle ve anılan faaliyetlerin sonlandırılması talebiyle "Savaşa Hayır, Barışı Savunacağız" sloganı altında yapıldığı, bu haliyle eylemin kamu görevlilerinin ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin ve bu kapsamda özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi amacını taşımadığı, dolayısıyla mevzuata, kurumca belirlenen usul ve esaslara aykırı olarak ''bir günlük hizmet üretmeme'' eyleminin diğer bir demokratik ve Anayasal hak olan eğitim hakkını engelleme sonucunu doğuracağından, anılan eylemin sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu durumda davacının fiiline uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, gerekçesiyle davanın reddi yolunda Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 12/01/2018 gün ve E:2017/1973, K:2018/18 Sayılı kararın; 657 Sayılı Kanun'un 127.maddesi gereğince fiilin öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanılmaması sebebiyle disiplin cezası verme yetkisinin zaman aşımına uğradığı, üyesi olduğu sendikanın aldığı karara uyarak gerçekleştirdiği eylemin sendikal faaliyet kapsamında olduğu, sendikanın aldığı karara uyarak göreve gelmeme durumunun mazeret olarak kabulüyle disiplin cezasına konu edilmemesi gerektiği yönünde AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay kararları bulunduğu, İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum bölge idare mahkemeleri tarafından iptal kararları verildiği, Anayasanın 40.maddesine aykırı olarak işlemde başvuru yapılacak makamın gösterilmediği ve disiplin amiri tarafından hangi tarihteki eylemi nedeniyle ve hangi bent kapsamında ceza verildiğinin ortaya konulmadığı, bu durumun belirlilik ve hukuki güvenlik ilkesini zedelediği ileri sürülerek, istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : (Savunma verilmemiştir.)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; Diyarbakır ili, Silvan ilçesi, F. Çakmak İlkokulu'nda öğretmen olarak görev yapan davacının,14, 15, 21, 22 ve 29 Aralık 2015 tarihlerinde mazeretsiz olarak göreve gelmediği ve/veya göreve geldiği halde görevini tam ve zamanında yapmadığından bahisle, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125.maddesinin (C-a) bendi uyarınca "1/30 oranında aylıktan kesme" cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin 22.03.2017 tarih ve 3821706 Sayılı ilçe milli eğitim müdürlüğü işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 124-136.maddeleri arasında disiplin cezası ve disiplin soruşturmasına ilişkin sürece yönelik ayrıntılı düzenlemeler yapılmış, 125/C-b maddesinde, "Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek" fiili aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmış, 134.maddesinde ise; disiplin amirlerinin tayin ve tespitinde uygulanacak esaslar ile bunların yetki ve sorumlulukları gibi hususların Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan hükme dayanılarak çıkarılan ve 24/10/1982 günlü, 17848 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin 16.maddesinde; "Disiplin amirleri, bu maddede belirtilen esaslara uyulmak ve Devlet Personel Başkanlığının görüşüne dayanılmak suretiyle, kurumların kuruluş ve görev özelliklerine göre hazırlayarak yürürlüğe koyacakları özel yönetmelikler ile tespit edilir.
Başbakan ve bakanlar başında bulundukları Başbakanlık ve Bakanlık teşkilatı ile bunlara bağlı kuruluşlarda görevli bütün memurların disiplin amiridirler. Bu sıfatla haiz bulundukları yetkileri her derecedeki memur hakkında doğrudan kullanabilirler.
Başbakanlık ve bakanlıklarda, bunların bağlı kuruluşlarında ilgisine göre Başbakanlık Müsteşarı, Bakanlık Müsteşarı, bağlı kuruluşların başında bulunan müsteşar, başkan, genel müdür, genel sekreter ve müdürler, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar, belediyelerde belediye başkanları, yurtdışı teşkilatında misyon şefleri buralarda görevli bütün memurların en üst disiplin amirleridirler. Daha alt seviyedeki disiplin amirlerinin astlık üstlük sıralaması bu esasa göre tespit edilir. En üst disiplin amirleri haiz oldukları yetkileri her derecedeki memur hakkında doğrudan kullanabilir.
Ayrıca disiplin işlerinde denetimi, etkin ve süratli bir uygulamayı sağlamak için, yukarıdaki fıkrada sayılan disiplin amirlerinin birinci sicil amiri oldukları memurlar ve bakanlıkların doğrudan bakana bağlı birimlerinin başında bulunanlar idari yönden veya sicil bakımından kendilerine bağlı memurların disiplin amiri olarak tayin ve tesbit edilirler.
Yukarıdaki fıkrada sayılanların birinci sicil amiri oldukları memurlar ile şube müdürlerinin de idari yönden veya sicil bakımından kendilerine bağlı memurların disiplin amiri olarak tayin ve tesbit edilmeleri şarttır.
Kurumların gerekçeli tekliflerinin Devlet Personel Başkanlığınca uygun bulunması halinde daha alt seviyedeki idari kademelerin başında bulunan memurlara da disiplin amirliği yetkisi tanınabilir.
Disiplin işleriyle ilgili uygulamalarda, kaymakam ilçe, valiler il, bölge müdürleri bölge, belediye başkanları belediye teşkilatındaki diğer disiplin amirlerine göre en üst disiplin amiridirler.
Valiler, kaymakamlara göre bir üst disiplin amiridirler." kuralına yer verilmiştir.
Anılan Yönetmeliğe dayanılarak çıkarılan ve 03.06.1991 günlü, 20890 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği'nin 4.maddesinde; "Bakanlık kurum ve kuruluşlarındaki disiplin amirleri ve bunların astlık-üstlük sırası Ek listede gösterildiği gibi belirlenmiştir.
Müstakil müdürlük kadrosu bulunmayan anaokulları ile ilkokullarda müdürlük görevini de yürüten öğretmenlerin disiplin amirliği yetkisi yoktur.
Ek listede gösterilen üst disiplin amirleri, sıralamada kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri sıfatına haizdir.
Üst disiplin amirleri tarafından yukarıdaki fıkrada açıklandığı tarzda ve ilk disiplin amiri sıfatıyla verilmiş disiplin cezalarına itiraz varsa bu amirlerin ilk disiplin amiri olan üstüne yoksa ilgili disiplin kuruluna yapılır." hükmüne yer verilmiş, Yönetmelik ekinde yer alan disiplin amirleri cetvelinde ise, ilçede yer alan bir okulda görevli öğretmen olan davacının, 1.disiplin amirinin okul müdürü, 2.disiplin amirinin ise ilçe milli eğitim müdürü müdürü olarak düzenlendiği görülmüştür.
Dava dosyasının incelenmesinden; Diyarbakır ili, Silvan ilçesi, F. Çakmak İlkokulu'nda öğretmen olarak görev yapan davacı hakkında, üyesi olduğu sendikanın aldığı karar doğrultusunda 14, 15, 21, 22 ve 29 Aralık 2015 tarihlerinde mazeretsiz olarak göreve gelmediği ve/veya göreve geldiği halde görevini tam ve zamanında yapmadığı iddiasıyla disiplin soruşturması başlatıldığı, yapılan soruşturma sonucunda Silvan İlçe Milli Eğitim Müdürünün 22.03.2017 tarih ve 3821706 Sayılı işlemi ile davacının, 657 Sayılı Kanun'un 125.maddesinin C-a bendi uyarınca ''1/30 oranında aylıktan kesme'' cezasıyla tecziyesine karar verilmesi üzerine, istinaf incelemesine konu işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Disiplin cezaları kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.
Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatta belirlenmekte, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin disiplinle ilgili açık hükümleri uyarınca; disipline ilişkin tüm işlemleri yapmak ve disiplin konusu fiilin öğrenilmesinden itibaren belirlenen süre içinde soruşturmayı başlatarak disiplin cezası verme yetkisi disiplin amirlerinin sorumluluğunda olup; disiplin cezasına konu fiilin, personelin sıralı disiplin amirlerinden herhangi birisi tarafından öğrenilmesi üzerine, yine sıralı disiplin amirlerinden herhangi birisinin vereceği olur ile soruşturmaya başlanabileceği ve Yönetmelikle belirlenen disiplin amirleri tarafından da personele disiplin cezası verilebileceği kuşkusuzdur.
Disiplin cezaları bir ceza hukuku yaptırımı olmamakla birlikte bir kamu hukuku yaptırımı olması nedeniyle ceza hukukunun genel ilkelerinin disiplin hukukunda da uygulanmasının gerektiği, bu kapsamda ceza verme yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile belirlilik ilkesinin disiplin hukukunda da geçerli olduğu, anılan ilkeler uyarınca kimin disiplin amiri olduğu ve disiplin cezası verebileceği hususunun önceden ve açık bir şekilde mevzuatla belirlenmesi gerekmekte olup; hiyerarşik olarak üst makam olmanın disiplin cezası verilebilmesi için yeterli olmayacağı, mevzuatta disiplin cezası verme konusunda hangi makamın yetkili kılındığı açık olarak belirlenerek, yetkinin ancak o makam tarafından kullanılmasının sağlanması ve bu yetkinin devredilmesine veya herkesin disiplin amiri olmasına yol açacak şekilde Yönetmelik ile kural getirilmesine disiplin cezalarının cezai niteliği gereği olanak bulunmadığı idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.
Bu kapsamda, kurumların disiplin kurulları ve disiplin amirlerinin görev yetki ve sorumluluklarına ilişkin Yönetmelik çıkarmalarına ve kendi kurumlarına özgü kurallar belirlemelerine olanak bulunduğu açık olmakla birlikte, bu kuralların belirlenmesi sırasında Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelik ile getirilen ilke ve ölçütlere uygun davranılması ve disiplin hukukunun temel ilkelerine aykırı kurallar getirilmemesi gerektiği de kuşkusuzdur.
Bu çerçevede, Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliğinin 4/3.maddesiyle getirilen "Ek listede gösterilen üst disiplin amirleri, sıralamada kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri sıfatına haizdir." şeklindeki düzenlemenin, kurumdaki tüm üst disiplin amirlerini aynı zamanda kendinden önce gelen disiplin amirine bağlı tüm personelin ilk disiplin amiri haline getirdiği, bu durumun belirsizliğe sebep olacağı gibi Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkındaki Yönetmeliğin disiplin amirlerinin belirlenmesine sırasında uygulanmasını istediği ilkelere de aykırı olacağı, bu nedenle disiplin hukukunun temel ilkelerine aykırı söz konusu hükmün uygulanmasına olanak bulunmaması nedeniyle, davacının sıralı disiplin amirlerinin okul müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, vali, müsteşar ve Bakan olacağı, bunun dışında davacının disiplin amirinin bulunmadığı kuşkusuzdur.
Bakılan davada, idare mahkemesince uyuşmazlığın esasına girilerek yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmişse de, disiplin cezalarının niteliği gereği, disiplin cezası verme yetkisinin devredilmesine olanak bulunmaması ve 1.disiplin amiri var iken 2.disiplin amiri tarafından doğrudan işlem tesis edilmesi nedeniyle, dava konusu işlemin ilçe milli eğitim müdürü tarafından tesis edilmesine olanak bulunup bulunmadığı hususunun öncelikle incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Olayda, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, öğretmen olan davacının 1.disiplin amirinin okul müdürü, üst disiplin amirinin ise ilçe milli eğitim müdürü olduğu ve dava konusu işlemin de adı geçen ilçe milli eğitim müdürü tarafından tesis edildiği görülmektedir.
Bu halde, 1.disiplin amirinin bulunduğu ve disiplin cezası vermesine engel teşkil edecek herhangi bir durumun söz konusu olmadığı hallerde, üst disiplin amirinin birinci disiplin amirine ait yetkiyi kullanabilip kullanamayacağı hususunun incelenmesi gerekmektedir.
İdari kararların, Anayasa ve yasaların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınması zorunlu olup; yetkiyle ilgili idare hukukunun bilinen ilkelerine göre alt kademedeki bir makamın üst kademedeki bir makamın yerine karar alması nasıl işlemi yetki yönünden hukuka aykırı hale getirecek ise, üst kademedeki bir makamın, alt kademedeki bir idari makamın görevine giren bir konuda karar alması halinde de işlem yetki yönünden hukuka aykırı olacaktır.
Anılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden anlaşılacağı üzere; uyarma, kınama, aylıktan kesme cezalarını vermeye yetkili olduğu belirlenen disiplin amirleri tanımından, birinci sırada yer alan disiplin amirinin anlaşılmasının gerektiği, Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliğinin 4/3.maddesinin üst hukuk normları ile disiplin hukukunun genel ilkelerine aykırı olması nedeniyle somut olayda uygulanmasına olanak bulunmadığı, bunun dışında, sayılan bu cezaların verilmesinde üst disiplin amirlerinin de yetkili olduğu konusunda mevzuatta açık bir düzenleme olmadığından üst disiplin amirlerinin sözü edilen cezaları vermeye yetkili olamayacağının kabul edilmesi gerektiği, bu kabulün, disiplin cezası verilirken, disiplin soruşturmasına konu eyleme ilişkin unsurların ve ilgilinin daha önceki kişisel performansının da değerlendirmeye tabi tutulacağını öngören mevzuat hükümlerinin de doğal bir sonucu olduğu, mevzuatta, bu değerlendirmelerin, ilgiliyi en yakın tanıyan disiplin amirince yapılmasının amaçlandığı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, disiplin cezasına ilişkin yetkinin doğru kullanılmamasının, itiraz edilecek mercii konusunda Yönetmelikte öngörülen sıralamanın da bozulmasına neden olacağı, bu nedenle disiplin cezasının öncelikle personelin 1.disiplin amiri veya bu amir yerine karar alma yetkisi bulunan disiplin amirlerince verilmesi, bunların bulunmaması halinde ise üst disiplin amirince cezalandırma yetkisinin kullanılması gerektiği şüphesizdir.
Bu durumda, öğretmen olan davacı hakkındaki disiplin cezasının birinci disiplin amiri olan okul müdürü tarafından verilmesi gerekirken, söz konusu cezanın davacının üst disiplin amiri olan ilçe milli eğitim müdürü tarafından verilmesine ilişkin dava konusu işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığından, işlemin iptali ile işlem nedeniyle davacının maaşından yapılan kesintinin yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi gerekirken, davayı reddeden istinafa konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulüyle Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 12/01/2018 gün ve E:2017/1973, K:2018/18 Sayılı kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle davacının maaşından yapılan kesintinin davanın açıldığı 22.05.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü gösterilen ilk derece ve istinaf aşamasında davacı tarafından yapılan toplam 295,50.-TL yargılama giderinin ve kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.090.00.-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta gideri avansının davacıya iade edilmesine, 29/05/2018 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
AZINLIK OYU:
24/10/1982 tarihli ve 17848 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin 16.maddesinde; "Disiplin amirleri, bu maddede belirtilen esaslara uyulmak ve Devlet Personel Başkanlığının görüşüne dayanılmak suretiyle, kurumların kuruluş ve görev özelliklerine göre hazırlayarak yürürlüğe koyacakları özel yönetmelikler ile tespit edilir. Başbakan ve bakanlar başında bulundukları Başbakanlık ve Bakanlık teşkilatı ile bunlara bağlı kuruluşlarda görevli bütün memurların disiplin amiridirler. Bu sıfatla haiz bulundukları yetkileri her derecedeki memur hakkında doğrudan kullanabilirler. Başbakanlık ve bakanlıklarda, bunların bağlı kuruluşlarında ilgisine göre Başbakanlık Müsteşarı, Bakanlık Müsteşarı, bağlı kuruluşların başında bulunan müsteşar, başkan, genel müdür, genel sekreter ve müdürler, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar, belediyelerde belediye başkanları, yurtdışı teşkilatında misyon şefleri buralarda görevli bütün memurların en üst disiplin amirleridirler. Daha alt seviyedeki disiplin amirlerinin astlık üstlük sıralaması bu esasa göre tespit edilir. En üst disiplin amirleri haiz oldukları yetkileri her derecedeki memur hakkında doğrudan kullanabilir." kuralına yer verilmiş, disiplin amirlerinin yetkilerinin düzenlendiği Yönetmeliğin 18.maddesinde; ''Disiplin Amirleri, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin Devlet Memuru olarak emrettiği görevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre, 657 Sayılı Kanunda yazılı disiplin cezalarından yetkisi dahilinde bulunanları vermeye...yetkilidirler.'' düzenlemesine yer verilmiştir.
Söz konusu yönetmelik hükümleri esas alınarak hazırlanan ve 03.06.1991 tarihli, 20890 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliğinin ''Disiplin Amirlerinin Belirlenmesi'' başlıklı 4.maddesinde; ''Bakanlık kurum ve kuruluşlarındaki disiplin amirleri ve bunların astlık-üstlük sırası Ek listede gösterildiği gibi belirlenmiştir... Ek listede gösterilen üst disiplin amirleri, sıralamada kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri sıfatını haizdir. Üst disiplin amirleri tarafından yukarıdaki fıkrada açıklandığı tarzda ve ilk disiplin amiri sıfatıyla verilmiş disiplin cezalarına itiraz varsa bu amirlerin ilk disiplin amiri olan üstüne yoksa ilgili disiplin kuruluna yapılır.'' düzenlemesine yer verildikten sonra Ek listede; ilçe teşkilatı bulunan illerdeki okul ve merkezlerde görev yapan öğretmenlerin disiplin amirinin Okul Müdürü; üst disiplin amirinin ise İlçe Millî Eğitim Müdürü olduğu kurala bağlanmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde; disiplin amirlerinin tayin ve tespitinde uygulanacak esasların 24/10/1982 tarihli ve 17848 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelik ile belirlendiği, ancak söz konusu yönetmelikte belirlenen esaslara uyulmak ve Devlet Personel Başkanlığının görüşüne dayanılmak suretiyle, kurumların kuruluş ve görev özelliklerine göre kendi disiplin amirlerini çıkaracakları özel yönetmelikler ile belirlemeleri öngörülmüştür.
Bu kapsamda; davalı idarenin bağlı olduğu Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılan Disiplin Amirleri Yönetmeliğinde; personelin görev yerine ve unvanına göre her personel için disiplin amiri ve üst disiplin amiri olmak üzere sıralı iki disiplin amiri belirlenmiş ve bu şekilde belirlenen üst disiplin amirlerinin, sıralamada kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri sıfatını haiz olduğu kurala bağlandıktan sonra, üst disiplin amirleri tarafından yukarıda açıklandığı tarzda ve ilk disiplin amiri sıfatıyla verilmiş disiplin cezalarına vaki itirazların hangi makamlara yapılacağı düzenlenmiştir.
Türk idare hukukunda; üst norm veya çerçeve normda açıkça düzenlenmiş hususlarda alt normların, üst veya çerçeve normlara uygunluğu aranırken; kurumların örgütsel yapıları ve işleyişleri dikkate alınarak kendi özel durumlarına uygun düzenleme yapabilmelerine imkan sağlamak amacıyla üst veya çerçeve normlarda bilinçli olarak düzenlenmeyen (hüküm bulunmayan) mevzularda alt normların üst veya çerçeve normlara aykırı olmaması gözetilir. Başka bir ifade ile üst normda hüküm bulunmayan hususlarda üst veya çerçeve norma aykırı olmamak kaydıyla alt normlarda, verilen yetki ve görev alanı içinde, idarece her türlü düzenleme yapılabilmesi mümkündür.
Somut olayda; çerçeve norm olan Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin disiplin amirlerini düzenleyen 16.maddesinde; belediye başkanı, kaymakam, vali, müsteşar, yurtdışı misyon şefleri, bakan ve başbakan gibi başında bulundukları teşkilatın en üst müteselsil (hiyerarşik) amiri olan unvan sahipleri; görev yaptığı birimi, unvanı ve bulunduğu hiyerarşik kademe ne olursa olsun altlarında çalışan bütün personelin en üst disiplin amiri olarak belirlenerek, bu unvan sahiplerinin en üst disiplin amiri olmaktan kaynaklı yetkilerini her derecedeki memur hakkında doğrudan doğruya kullanabilecekleri hükme bağlanmış; ancak özel yönetmelikle belirlenmesi öngörülen disiplin amirlerinin kimler olacağı, bunlardan üst konumda bulunan disiplin amirlerinin sıralamada kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri olup olamayacağı hususlarında çerçeve yönetmelikte (engelleyici-sınırlayıcı-kısıtlayıcı) herhangi bir düzenleme getirilmemiştir.
Dolayısıyla; Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılan Disiplin Amirleri Yönetmeliğinin dava konusu işlemin dayanağı olan 4.maddesinin, çerçeve Yönetmeliğin 16.maddesine aykırı olduğundan bahsetmeye hukuken imkan bulunmamaktadır.
Öte yandan; disiplin cezalarının müteselsil (hiyerarşik) denetimin bir aracı olduğu ve bu denetim türünün, üst konumda bulunan amirin hiyerarşide kendisine bağlı olan her kademedeki personeli denetlemeyi, gözetlemeyi ve disipline etmeyi de içerdiği idare hukukunun bilinen ilkelerinden olup, yönetmelikle belirlenmiş iki disiplin amirinden üst konumda bulunanın, kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri olması, hiyerarşik denetimin bir gereği ve sonucudur.
Diğer yandan; Türk anayasa ve idare hukukunda idari işlemleri tesis edecek makam, merci veya kişiler kanunla veya kanunun verdiği yetkiye istinaden çıkarılacak düzenleyici işlemlerle belirlenir. Bu kapsamda; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 134.maddesinin verdiği yetkiye istinaden Bakanlar Kurulunca çıkarılan çerçeve yönetmelik ve bu yönetmeliğin verdiği yetki çerçevesinde hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı Disiplin Amirleri Yönetmeliği ile personelin görev yerine ve unvanına göre belirlenmiş iki disiplin amirinden üst konumda bulunanın, kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri olarak tayin edilmiş olması karşısında; bu suretle üst disiplin amiri tarafından verilen cezanın yetkisiz makam tarafından tesis edildiğinden söz etmeye imkan bulunmadığı gibi, belirlilik ve yetkinin devredilemezliği ilkelerine aykırı bir durum da söz konusu değildir.
Bu itibarla; davacının unvanı ve görev yaptığı idari birim dikkate alındığında disiplin amirinin Okul Müdürü; üst disiplin amirinin ise İlçe Millî Eğitim Müdürü olduğundan ve ilgili yönetmelik hükümleri gereğince üst disiplin amirleri kendinden önce gelen amire bağlanmış olan bütün personelin aynı zamanda ilk disiplin amiri sıfatını taşıdığından, davacının İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından ilk disiplin amiri sıfatıyla cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde yetki unsuru bakımından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Buna göre uyuşmazlığın esası incelendiğinde; davacının görevine gelmeme nedeninin, güvenlik güçleri tarafından yürütülen terörle mücadele faaliyetlerinin "savaş" olarak nitelendirilmesi suretiyle ve söz konusu terörle mücadele faaliyetlerinin sonlandırılmasını sağlamak amacıyla yapılan eyleme katılmak olduğu hususu sabit olup, kamu görevlilerinin, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin ve bu kapsamda özlük ve parasal haklarının, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi amacını taşımayan 29 Aralık 2015 tarihli eyleme katılan ve bu nedenle görevine gelmeyen davacının, 657 Sayılı Kanun'un 125/C-a maddesi uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde sonucu itibariyle hukuka aykırılık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabetsizlik bulunmadığından, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmamaktayım. (¤¤)