(2709 S. K. m. 141) (2577 S. K. m. 2, 45)
İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, ..... Mahallesi adresinde ve tapuda 106/3 pafta, 379 ada, 34 no.lu parselde kayıtlı taşınmazın maliki olan davacılar tarafından; anılan taşınmazın Özel Sağlık Alanı olarak belirlenmesine yönelik, 11.05.2006 tastik tarihli 1/1000 ölçekli Kadıköy Merkez ile E-5 (D-100) Otoyolu Ara Bölgesi Uygulama İmar Planı ile anılan planın dayanağı 09.03.2005 tastik tarihli Kadıköy Merkez-E-5 (D-100) Otoyulu Ara Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planının, Kadıköy Belediye Başkanlığınca verilen 23.11.2016 tarihli 76727 sayılı imar durum belgesinin, sözkonusu parselde 1/1000 ölçekli planda değişiklik yapılması talebiyle yapılan 22.03.2017 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin Kadıköy Belediye Başkanlığı işlemi ile sözkonusu parselde 1/5000 ölçekli planda değişiklik yapılması talebiyle yapılan 22.03.2017 tarihli başvurunun reddine ilişkin 05.04.2017 ve 09.05.2017 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğü işlemlerinin iptali istemiyle açılan davada; "...parselin özel sağlık tesisi olarak planlanması sürecinde bu fonksiyonun çevreye olan etkileri ve yer seçimi konusunda yeterli bir inceleme yapılmadığı ve gerekliliğinin net olarak ortaya konulamadığı, söz konusu alanın yözülçüm olarak özel sağlık tesisi olması açısından uygun olup olmadığı konusunda yeterli bir irdeleme de yapılmadığı, bu fonksiyon açısından yönetmelik hükmü gereğince Sağlık Bakanlığının taşra teşkilatının görüşünün de alınmadığı, ayrıca parsel üzerinde kat mülkiyetine konu binanın olduğu da anlaşıldığından, dava konusu imar planlarında ve bu doğrultuda tanzim edilen imar durum belgesi ile imar değişikliği taleplerinin reddine yönelik dava konusu işlemlerde taşınmaz bakımından şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına ve hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle davada dava konusu işlemin iptaline yönelik İstanbul 1. İdare Mahkemesi'nin 29.06.2018 tarih ve E:2017/687, K:2018/1208 sayılı kararının; davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından; usule ilişkin olarak, davanın süreaşımı nedeniyle reddi gerektiği, esasa ilişkin olarak ise, plan bölgesindeki konut ve park alanı ihtiyacının diğer donatı alanları gibi bölgedeki mevcut durum ve ihtiyaçlar ile gelecekte öngörülen yapılanma ve nüfus değerleri gözetilerek ilgili yasa ve yönetmelikler doğrultusunda değerlendirildiği, dava konusu planların planlama ilkeleri ve şehircilik ilkelerine uygun olduğu, davalı Kadıköy Belediye Başkanlığı tarafından;1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planının, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanan 09.03.2005 onaylı 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planına uygun olarak hazırlandığı iddialarıyla kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf dilekçesinde belirtilen hususların mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı ve kararın usul ve hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü İdare Dava Dairesince, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava, İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, ..... Mahallesi adresinde ve tapuda 106/3 pafta, 379 ada, 34 no.lu parselde kayıtlı taşınmazın maliki olan davacılar tarafından; anılan taşınmazın Özel Sağlık Alanı olarak belirlenmesine yönelik, 11.05.2006 tastik tarihli 1/1000 ölçekli Kadıköy Merkez ile E-5 (D-100) Otoyolu Ara Bölgesi Uygulama İmar Planı ile anılan planın dayanağı 09.03.2005 tastik tarihli Kadıköy Merkez-E-5 (D-100) Otoyulu Ara Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planının, Kadıköy Belediye Başkanlığınca verilen 23.11.2016 tarihli 76727 sayılı imar durum belgesinin, sözkonusu parselde 1/1000 ölçekli planda plan değişikliği yapılması talebiyle yapılan 22.03.2017 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin Kadıköy Belediye Başkanlığı işlemi ile sözkonusu parselde 1/5000 ölçekli planda plan değişikliği yapılması talebiyle yapılan 22.03.2017 tarihli başvurunun reddine ilişkin 05.04.2017 ve 09.05.2017 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğü işlemlerinin iptali istemiyle açılmış, Mahkemesince yapılan inceleme neticesinde, ..parselin özel sağlık tesisi olarak planlanması sürecinde bu fonksiyonun çevreye olan etkileri ve yer seçimi konusunda yeterli bir inceleme yapılmadığı ve gerekliliğinin net olarak ortaya konulamadığı, sözkonusu alanın yözülçüm olarak özel sağlık tesisi olması açısından uygun olup olmadığı konusunda da yeterli bir irdeleme de yapılmadığı, bu fonksiyon açısından yönetmelik hükmü gereğince Sağlık Bakanlığının taşra teşkilatının görüşünün de alınmadığı, ayrıca parsel üzerinde kat mülkiyetine konu binanın olduğu da anlaşıldığından, dava konusu imar planlarında ve bu doğrultuda tanzim edilen imar durum belgesi ile imar değişikliği taleplerinin reddine yönelik dava konusu işlemlerde taşınmaz bakımından şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına ve hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6545 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 45. maddesinin 3. fıkrasında; “Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir" hükmü yer almış, 5.fıkrasında da "Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir" hükmü düzenlenmiş bulunmaktadır.
2577 sayılı Yasanın Temyiz Kanun Yoluna ilişkin yargılama sisteminden farklı olarak İstinaf Kanun Yolunda yargılama sistematiğinin kendine özgü nitelikler barındırdığı görülmektedir. İstinaf incelemesinde ilk derece mahkemesinde verilen kararlarda tespit edilen maddi ve hukuki eksikliklerin istinaf mercii tarafından tamamlanarak nihai kararların da istinaf mercii tarafından verilmesi kural olmakla beraber, ilk derece mahkemesinin olaylara, delillere, hukuki sebeplere ilişkin değerlendirme yapma konusundaki eksiklik ve yanlışlıkları istinaf merciinde kararın kaldırılması ve ilk derece mahkemesine gönderilmesini gerektirir. Zira istinaf kanun yolu, ilk derecedeki yargılamanın aynısı veya tekrarı niteliğinde değildir.
İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın esası hakkında hiç bir inceleme yapılmamış olması durumunda, uyuşmazlık hakkında ilk derece mahkemesinin yerine geçerek istinaf mercii tarafından karar verilmesinin yasa koyucu tarafından düzenlenen istinaf kanun yolu sistematiğinin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi bu hususun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde vurgulanan adil yargılama ilkesine de aykırı olacağı tabiidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla ortaya konulan yargılamanın esasının kural olarak ilk derece mahkemelerinde çözümlenmesi, bu çerçevede üst derece mahkemelerinin kanun yoluna ilişkin sadece belirli konularla sınırlı olarak inceleme yapması gerektiği ilkesi doğrultusunda; istinaf kanun yoluna tabi uyuşmazlıkların esasının çözümüne yönelik yargılamanın ilk derece mahkemesince yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı hükme bağlanmış olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda Bulunacak Hususlar" başlıklı 24. maddesinin (e) bendinde, kararlarda, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre; davanın konusuyla bağlı olarak uyuşmazlığı çözümlemekle görevli ilk derece yargı yerlerince verilen kararlardan, itiraza tabi olanların bölge idare mahkemelerince incelenebilmesi için mahkemece, uyuşmazlığın konusuna ve maddi olayın özelliğine göre inceleme yapılmak suretiyle dava konusu edilen idari işlemin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.maddesinin (1/a) bendi uyarınca; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden en az biri bakımından hukuka uygunluğunun denetlenmesi ve konuya ilişkin net yaklaşımını açıklayan, denetlenebilir bir hükmün kurulmuş olması gerekir.
Zira gerçek uyuşmazlığın tamamı hakkında bir yargılama yapılmaması ve bir kısmına yönelik hüküm oluşturulmaması nedeniyle mevcut kademeli yargılama sürecinde verilecek olan kararların gerekçelerine uygun istinaf sebepleri ile tarafların kanun yollarına başvurma haklarını kısıtlamamak bakımından, dava konusu işlem ya da işlemlerden biri yahut bir kısmıyla ilgili hukuka uygunluk/aykırılık denetiminin yapılmadığı durumlarda, ilk derece mahkemesince davanın konusuna uygun olarak gerekçeli bir karar verilmesinden sonra kanun yolu sürecinin başlatılması, tarafların"adil yargılanma hakkının"korunması açısından önemlidir.
Yargılama Hukukunda hüküm; uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda, hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe ise; hakimin, çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilkeyle amaçlanan da budur.
Usul hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca, İdari Yargı merciilerinde açılan davalarda; İdare Mahkemelerinin, davacının istemi ile bağlı olduğu, istemi genişletecek veya daraltacak biçimde karar veremeyeceği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden, davanın, İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, ..... Mahallesi adresinde ve tapuda 106/3 pafta, 379 ada, 34 no.lu parselde kayıtlı taşınmazın maliki olan davacılar tarafından; anılan taşınmazın Özel Sağlık Alanı olarak belirlenmesine yönelik, 11.05.2006 tastik tarihli 1/1000 ölçekli Kadıköy Merkez ile E-5 (D-100) Otoyolu Ara Bölgesi Uygulama İmar Planı ile anılan planın dayanağı 09.03.2005 tastik tarihli Kadıköy Merkez-E-5 (D-100) Otoyulu Ara Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planının, Kadıköy Belediye Başkanlığınca verilen 23.11.2016 tarihli 76727 sayılı imar durum belgesinin, söz konusu parselde 1/1000 ölçekli planda plan değişikliği yapılması talebiyle yapılan 22.03.2017 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin Kadıköy Belediye Başkanlığı işlemi ile sözkonusu parselde 1/5000 ölçekli planda değişikliği yapılması talebiyle yapılan 22.03.2017 tarihli başvurunun reddine ilişkin 05.04.2017 ve 09.05.2017 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı Şehir Planlama Müdürlüğü işlemlerinin iptali istemiyle açıldığı, Mahkemesince mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, yalnızca taşınmazın Özel Sağlık Alanı olarak belirlenmesine yönelik, 11.05.2006 tastik tarihli 1/1000 ölçekli Kadıköy Merkez ile E-5 (D-100) Otoyolu Ara Bölgesi Uygulama İmar Planı ile buna dayanak olan 09.03.2005 tastik tarihli Kadıköy Merkez-E-5 (D-100) Otoyulu Ara Bölgesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planına ilişkin değerlendirmeler yapıldığı, bu hususa ilişkin gerekçeye yer verildiği, davacının maliki olduğu taşınmazda 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında değişiklik yapılması, (taşınmazın ticaret+konut fonksiyonu verilmesi), talepleri hakkında herhangi bir inceleme ve hukuki değerlendirme yapılmadığı gibi, Kadıköy Belediye Başkanlığınca verilen 23.11.2016 tarihli 76727 sayılı imar durum belgesi hakkında da herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir
Bu kapsamda, yukarıda belirtilen hususlara ilişkin ek bilirkişi raporu alınmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu durumda; idari işlemlerin denetim unsurlarını oluşturan; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden en az biri bakımından hukuka uygunluğu denetlenmeyen ve hakkında gerekçeli hüküm kurulmayan "davacının maliki olduğu taşınmazda 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planında değişiklik yapılması, (taşınmazın ticaret+konut fonksiyonu verilmesi), ve Kadıköy Belediye Başkanlığınca verilen 23.11.2016 tarihli 76727 sayılı imar durum belgesi hakkında" ilk derece mahkemesi yerine geçerek hüküm kurulması mümkün olmadığından, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesi zorunludur.
Açıklanan nedenlerle, istinaf talebinin kabulüne, İstanbul 1. İdare Mahkemesi'nin 29.06.2018 tarih ve E:2017/687, K:2018/1208 sayılı kararının kaldırılmasına, dava dosyasının yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemesine iadesine, Mahkemece yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45/6. ve 46.maddeleri uyarınca temyizi kabil olmamak üzere kesin olarak, 29.03.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)