(2577 S. K. m. 45) (657 S. K. m. 125)
İSTEMİN ÖZETİ: Ankara 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/05/2018 gün ve E:2017/1430, K:2018/1216 sayılı kararın, istinaf incelemesine tabi tutularak, kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek, gereği görüşüldü:
Dava, Ekonomi Bakanlığı Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirmeler Genel Müdürlüğü bünyesinde Eğitim Uzmanı olarak görev yapan davacı tarafından; müessir fiil eylemi nedeniyle, 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin E/f bendinde yer alan "Amirine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak." hükmüne kıyasen uyduğundan bahisle "Devlet memurluğundan çıkarma cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin Ekonomi Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nun 30.05.2017 tarih ve 2017/9 sayılı işleminin iptaliile açıkta kaldığı sürelere ait özlük, mali ve sosyal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Ankara 3. İdare Mahkemesi'nin 29/05/2018 gün ve E:2017/1430, K:2018/1216 sayılı kararıyla, davacının 09.02.2017 tarihinde saat 12:40'ta davalı idare Denetim Hizmetleri Başkanlığında görevli Uzman ....'ye müessir fiilde bulunarak fiili tecavüzde bulunduğunun soruşturma dosyası, soruşturma kapsamında dinlenen tanık ifadeleri ve Genel Adli Muayene Raporu ile sabit olduğu, ayrıca UYAP kayıtlarının tetkikinden davacı hakkında aynı eylem nedeniyle yürütülen ceza yargılaması neticesinde Ankara 16.Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2018 tarih ve E:2017/518, K:2018/33 sayılı kararı ile "Basit Yaralama" eylemi nedeniyle "hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve denetimli serbestlik" tedbirinin uygulanmasına karar verildiği, eyleminin 657 sayılı Yasa'nın 125/E-f maddesi kapsamında nitelendirilemeyeceği, ancak aynı Kanun'un 125/4. maddesinde belirtilen ''Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden ceza verilir.'' hükmü kapsamında değerlendirilebileceği, zira devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren hal ve fiiller ile, davacının cezaya konu olan eylemi arasında nitelik ve ağırlık itibari ile benzerlik bulunduğundan davacının sübut bulan eylemi neticesinde tesis edilen dava konusu işlemde hukuki isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, İdare Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu, kamera kayıtlarında ilgiliye yumruk atmadığının açıkça görüldüğü, art niyetli bir tutumla en ağır cezayla cezalandırıldığı, 657 sayılı Kanunun 125/E-f maddesinde tanımlanan fiili kesinlikle işlemediği ileri sürülerek, kaldırılması istenilmektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-(f) maddesinde ''Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak'' fiili, Devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmış, 125/D-(d) maddesinde, "Amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak" fiilinin 1-3 yıl arasında kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasını gerektirdiği düzenlenmiştir.
125. maddenin dördüncü fıkrasında; “Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Disiplin hukukunun amacı; Devlet memurları için oluşturulmuş çalışma düzenini ya da farklı bir deyişle kurum düzenini koruyarak kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamaktır. Bu düzenin bozulduğunun kabulü için düzeni bozan Devlet memurunun eyleminin saptanması ve eyleminin karşılığında uygulanacak bir disiplin cezası ile kamu hizmetinin aksatılmasının önüne geçilebilmesi gerekmektedir. Devlet memuru tarafından işlenmiş bir suçtan bahsedilebilmesi için Yasa ile yapılan tanımlamaya uygun bir eylemin gerçekleştirilmiş olması gerekir. Bir başka deyişle bir eylemin varlığı, bu eylemin bir sonuç doğurması ve sebep ile sonuç arasında bir illiyet bağının bulunması gerekir.
Disiplin hukukunda, disipline konu eylemler ile yaptırımlar arasında adil bir dengenin gözetilmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Eylem ile yaptırım arasında bulunması gereken adil denge“ ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırılmakta ve bu ilkenin alt ilkelerini de elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkeleri oluşturmaktadır. “Elverişlilik ilkesi”, öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “zorunluluk ilkesi” öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmasını ve “orantılılık ilkesi” ise, öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken orantıyı ifade etmektedir.
İdareler, kamu görevlileri hakkında disiplin cezasını tayin ve takdir ederken, suç ve ceza arasındaki hassas dengeyi gözetmesi gerekmektedir. Disiplin cezası vermeye yetkili olan organlar, mevzuata bağlı kalmakla birlikte, evrensel hukuk normlarından olan ölçülülüğün alt ilkeleri olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da göz önünde bulundurmalıdır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Ekonomi Bakanlığı Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirmeler Genel Müdürlüğü bünyesinde Eğitim Uzmanı olarak görev yapan davacının, 09.02.2017 tarihinde Denetim Hizmetleri Başkanlığında Dış Ticaret Uzmanı ....'a müessir fiilde bulunduğu gerekçesiyle Bakanlık Makamının 10.02.2017 tarih ve 673 sayılı onayı ile hakkında soruşturma açıldığı, yürütülen soruşturma kapsamında davacının eyleminin, tanık ifadeleri, Genel Adli Muayene Raporu ve kamera görüntüleri ile sabit olduğu ve eyleminin 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin E/f bendinde yer alan "Amirine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak" eylemine kıyasen uyması nedeniyle "Devlet memurluğundan çıkarma cezası" ile cezalandırılmasının teklif edildiği ve geçmiş hizmetlerinin olumlu olmaması nedeniyle aynı Kanunun 125.maddesi uyarınca indirim uygulanmasının mümkün olmadığının belirtildiği, Yüksek Disiplin Kurulunun 30/03/2017 tarihinde gerçekleştirilen ilk toplantısında, 657 sayılı Kanunun 129. ve 130'uncu maddeleri çerçevesinde adı geçenin savunmasının istenilmesine, ilgiliye sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma hakkını kullanıp kullanmayacağını belirtmesi ya da yazılı savunma vermesi için 7 gün süre tanınmasına karar verildiği, Yüksek Disiplin Kurulunca alınan karar gereği 03/04/2017 tarih ve 37311 sayılı yazı ile davacının savunmasının istenildiği ve söz konusu yazının davacıya 08/04/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davacının hakkında hazırlanan soruşturma raporu ve eklerinin tamamının tarafına verilmesini ve savunma süresinin ilgili belgelerin tamamının verilmesini müteakip başlatılmasını talep ettiği, Bakanlık Yüksek Disiplin Kurulunca 17/04/2017 tarihinde değerlendirilerek ilgilinin talebi doğrultusunda soruşturma raporunun tamamı ve eklerinin davacıya verilerek 7 günlük ek savunma süresi verilmesine karar verildiği, hazırlanan soruşturma raporu ve eklerinin 07.04.2017 tarihli ve 43160 sayılı yazı ile gönderilerek 24/04/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davacı 30/04/2017 tarihli yazılı savunmasını sunduğu, Yüksek Disiplin Kurulu, 30/05/2017 tarihinde toplanarak sözlü savunmasının alındığı ve neticede; davacının eyleminin, 657 sayılı Kanunun 125/E-f maddesinde yer alan "Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak," hükmüne kıyasen uyduğu gerekçesiyle Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile tecziyesine karar verildiği, söz konusu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda; dava dosyası ile soruşturma raporunun ve tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden; Dış Ticaret Uzmanı ....'ın ifadesinde; "kurumda Denetim Hizmetlerinde çalıştığını, Eğitim Uzmanı ....'ı 2005 yılında adı geçen hakkında 3628 sayılı Kanun hükümlerine göre yürütülen bir soruşturmada ifadesini aldıkları sırada tanıdığını, tarafına husumet besleyecek ya da rencide edici bir ortam olmadığını, olay günü ise ....'ın önce yemekhanede iki arkadaşının yanında kendisine sözle sataştığını, yemekten sonra o arkadaşlarıyla dışarıda yürüyüş yaptıkları esnada ....'ı gördüğünü, beklenmedik bir şekilde yanlarına gelerek çenesine yumruk attığını" belirttiği, olay esnasında ....'ın yanında olan Dış Ticaret Uzmanı ....'un ifadesinde; "hava almak için dışarı çıktıklarında, ....'ı gördüklerini, adı geçenin ....'ın yapmış olduğu soruşturma ile ilgili olarak olumsuz bir şeyler söylediğini, diğer arkadaşı ....'ın da onunla diyaloğa girdiğini, ....'ın ani bir hareketle ....'ın çenesine yumruk attığını gördüğünü" ifade ettiği, Dış Ticaret Uzmanı ....'ın da olayı doğruladığı, olaya şahit olan kurum çalışanı ....'ın ifadesinde; "dışarıda yürüyüş yaparken .... ile karşılaştıklarını ve kısaca konuştukları sırada, .... ve iki arkadaşının da yürüyüş yaptıklarını gördüğünü, ....'ın ona raporla ilgili bir şeyler söylediğini ve sonra ....'ın kendisine 'çakal' dediğini söylediğini, diğerlerinin kabul etmediklerini, arkasından ne olduğunu anlamadan ....'ın çenesine yumruk attığını, bunun dışında bir arbede yaşanmadığını belirttiği," .... ile beraber olan ....'nın ifadesinde; "yürüyüş sırasında ....'la karşılaştıklarını ve ayak üstü sohbet ettiklerini, ....'ın iki arkadaşı ile yürürken ....'ın ona bir şey söylediğini ama ne dediğini hatırlamadığını, ....'ın kendilerine yakın olan kişiye doğru bir hamlesi olduğunu, ama hamlenin tam olarak ne olduğunu anlayamadığını, yumruk mu yoksa bir itme midir bilemediğini, söz konusu kişinin birkaç metre geriye gittiğini gördüğünü" belirttiği, davacı ....'ın ifadesinde ise; ".... ile aralarında tanışıklık olmadığını, soruşturma esnasında kendisini oraya çağırdıklarında gördüğünü, husumeti olmadığını, olay günü önce yemek sırasında karşılaştıklarını, ona 'hakkında yaptıkları soruşturmayla ilgili suç duyurusunda bulunmuşsunuz, Savcılık da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş' demesiyle beraber, onun da, kendisine hitaben 'senin defterini dürdüm çakal, hırsız' diyerek müteaddit defalar bağırdığını, kuyruktaki birçok kişinin duyduğunu, yemek fişi veren ....'ın da duyduğunu, konuyu uzatmadan yemeğini yediğini ve morali bozulduğundan yürüyüşe çıktığını, yürüyüş yaparken .... ve iki arkadaşıyla tekrar karşılaştıklarını, ona 'senin bu söylediklerin, çakal, hırsız demen ayıp olmadı mı' dediğini, ağız dalaşına tekrar girince ve o da hareketlenince itmek üzere elini kaldırdığını, o anda herhalde suratına geldiğini, ifade ettiği, kesinlikle fiili tecavüzde bulunmadığını, darp olayı olmadığını, bu olaydan dolayı çok müteessir olduğunu, 25 yıla yakın idareciliği döneminde ve 37 yıllık kamu hizmetinde ne çalışma arkadaşlarına ne de amirlerine karşı herhangi bir saygısızlığı, kusuru olmadığını, sinirlerine hakim olamadığını, bu olayın tasarlanmış, bilinçli olarak yapılan bir olay olmayıp, o an psikolojik olarak yapılan gayri ihtiyari bir olay olduğunu, herkesten özür dilediğini, emeklilik dilekçesini verip emekli olmak istediğini, mal beyanıyla ilgili yapılan inceleme / soruşturma ve suç duyurusu olaylarının kendisini psikolojik olarak çok yıprattığını" beyan ettiği, davacının, ....'ın kendisine hitaben 'senin defterini dürdüm çakal, hırsız' dediğini duyduğunu söylediği ....'ın ifadesinde, "yemek ücreti sırasında aralarında konuştuklarını, önce şakalaştıklarını zannettiği, ancak sonradan münakaşa ettiklerini anladığını, kimin kime ne dediğini duymadığını" ifade ettiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, yukarıda aktarılan tüm ifadeler ve davacının savunması ile birlikte kamera görüntülerinin değerlendirilmesinden, davacıya isnat edilen müessir fiil eyleminin, (657 sayılı Kanun'un 125/4. maddesinde belirtilen ''Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden ceza verilir.'' hükmü kapsamında yapılan değerlendirme ile) 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin E/f bendinde yer alan "Amirine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak." hükmüne kıyasen uyduğundan bahisle "Devlet memurluğundan çıkarma cezası" ile cezalandırılmasında, ölçülülük ilkesi kapsamında adil bir dengenin bulunmadığı, davacının eyleminin 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin E/f bendinde yer alan "Devlet memurluğundan çıkarma" cezasını gerektirecek fiil ve haller kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak sabit olan eyleminin, 657 sayılı Kanun'un 125/D-(d) maddesinde, yer alan "Amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak" fiili kapsamında değerlendirilebileceği sonucuna varıldığından, davacının eylemi 657 sayılı Yasa'nın 125/E-f maddesine kıyasen uyduğundan bahisle Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, aksi yönde verilen Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacının sabit olan eyleminin karşılığı olarak yeniden cezalandırılması işlemi tesis edilebileceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, Ankara 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/05/2018 gün ve E:2017/1430, K:2018/1216 sayılı kararın KALDIRILMASINA; dava konusu işlemin İPTALİNE, işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının davacıya ÖDENMESİNE, toplam 382,60 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE, artan posta ücretinin karar kesinleştikten sonra davacıya İADESİNE, kararın tebliğinden itibaren30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 29/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)