(2709 S. K. m. 129, 130) (657 S. K. m. 125)
İSTEMİN ÖZETİ: Ankara 12. İdare Mahkemesi'nce verilen 11/05/2018 gün ve E:2017/2949, K:2018/914 sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek, gereği görüşüldü:
Dava, Nallıhan Adliyesinde Mübaşir olarak görev yapan davacı tarafından, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B-a maddesi gereğince kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işleme yaptığı itirazın reddine ilişkin Ankara Batı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Disiplin Kurulunun 15/06/2017 tarih ve 2017/4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Ankara 12. İdare Mahkemesi'nin 11/05/2018 gün ve E:2017/2949, K:2018/914 sayılı kararıyla; Nallıhan Asliye Hukuk Mahkemesi mübaşiri olan davacının aynı Mahkemeye ait hazırlanan posta zimmet işleminin ….'ye götürülmesinin kendisinden istenildiği hususunun tartışmasız olduğu, diğer taraftan, davacının söz konusu iş/işlemleri adliyenin diğer mübaşiri …..'nın yapacağını belirttiği, ancak verilen görevin ne davacı ne de yapacağını belirttiği diğer mübaşir tarafından yerine getirilmediği, davacının, posta zimmet işleminin diğer mübaşir ….. tarafından yerine getirilmesinin ilgili Hakim tarafından kabul edildiği beyanının soyut nitelikte bir iddia olduğu ve davacının mesai saati bitmeden adliyeden ayrıldığının sabit olduğu görülmekte olup, dava dosyasında mevcut olan tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden,davacıya isnat edilen fiilin sübuta erdiği anlaşıldığından, bu fiiline uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işleme yaptığı itirazın reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Davacı tarafından, istinaf konusu Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, kaldırılması istenilmektedir.
Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuç doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler. Bu bakımdan kamu görevlilerinin disiplin cezasıyla cezalandırılabilmeleri için, disipline aykırı eylem veya işlemlerin sübut bulup bulmadığının, usulüne uygun olarak yapılacak soruşturma ile ortaya konulması, soruşturma aşamasında kamu görevlisinin lehinde ve aleyhinde olan her türlü bilgi ve belgenin toplanması, bilahare disipline aykırı davranış olarak tespit edilen eylem nedeniyle, eylemine uyan disiplin cezası maddesinin tayini ve uygulanması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasa'nın 129. maddesinin 2. fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 130. maddesinde, "Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan madde uyarınca, disiplin cezası verilebilmesi için soruşturma aşamasında tüm hukuki delillere sahip olmak kaydıyla soruşturmacı tarafından veya soruşturmanın tamamlanması üzerine yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulunca usulüne uygun olarak düzenlenen savunma istem yazısıyla (ilgiliye isnat edilen eylemin veya olayın açıkça belirtilmesi ve 7 günden az olmamak üzere savunma süresi verilerek) savunmanın alınmış olması gerekmektedir.
Savunma hakkının özünün korunması bakımından, yargısal içtihatlarla geliştirilmiş ilkeler de bulunmaktadır. Savunmanın, soruşturma tamamlandıktan sonra alınacağı, ilgilinin bu aşamada soruşturma evrakını görmesine imkan tanınacağı, soruşturma esnasında alınan ifadenin savunma olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca "savunma tutanağı", "savunma ifade tutanağı", "ifade tutanağı" vb. adlar altında alınan ve içeriğini soruşturmacının belirlediği belgelerin, "memurun ifadesi" niteliğinde olduğu, bu tür belgelerin; soruşturmanın tamamlanmasını müteakiben ancak ceza verilmeden önce alınması gereken savunma yerine geçemeyeceği ve savunma hakkının tesisinde yeterli olmadığı, savunma istem yazılarında memura isnad edilen fiiller ile bu fiillerin hangi disiplin kuralını ihlal ettiğinin açıklanmasının gerekli olduğu hususları, bu ilkeler arasındadır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Nallıhan Adliyesinde Mübaşir olarak görev yapan davacı hakkında; 18/09/2015 tarihinde hazırlanan Tutanağa istinaden soruşturma başlatıldığı, 17.02.2016 tarihinde davacının savunmasının istenildiği, 19.02.2016 tarihinde savunmasını verdiği, 19.04.2016 ve 08.05.2016 tarihlerinde Nallıhan Adliyesi Zabıt Katipleri E.Emlak ve H.T.'un tanık olarak ifadelerinin alındığı, 17/01/2017 tarih ve 2015/2 Dis. Sor. sayılı Disiplin Soruşturması Raporu sonucunda, davacının isnat edilen fiil nedeniyle kınama cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği; davacının geçmiş hizmetleri, ödül/başarı durumu da göz önünde bulundurularak söz konusu fiil nedeniyle 20/01/2017 tarih ve 2017/2 sayılı karar ile 657 sayılı Kanunun 125/B-a maddesi gereğince "kınama" cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, davacının 30/01/2017 tarihli dilekçesi ile bu karara itirazda bulunduğu, Ankara Batı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Disiplin Kurulunun 15/06/2017 tarih ve 2017/4 sayılı kararı ile davacının itirazının reddine karar verildiği, bu kararın davacıya tebliği üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlıkta; 01.10.2015 tarihinde disiplin soruşturmasına başlanılmasını müteakip muhakkikçe, 16.02.2016 tarihli yazı ile davacıdan savunmasının istenildiği, 19.04.2016 ve 08.05.2016 tarihlerinde iki tanık ifadesinin alındığı ve soruşturma sürecinin tamamlandığı, esas itibarıyla 16.02.2016 tarihli muhakkik yazısıyla, 7 günlük savunma süresi verilmek suretiyle davacıdan savunması istenilmiş ise de, anılan yazının 18/09/2015 tarihinde hazırlanan tutanağa istinaden davacının ifadesinin alınmasına ilişkin olduğu, soruşturma raporunun tamamlanmasından sonra ve disiplin amiri tarafından disiplin cezası verilmeden önce davacıdan herhangi bir savunma istenilmeden 15/06/2017 tarih ve 2017/4 sayılı işlemle disiplin cezasının verildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacı tarafından iddia edildiği üzere, davacıya isnat edilen eylemin somutlaştırılması amacıyla, davacının olaya tanık olarak gösterdiği kişinin ifadesine başvurulması gerekirken bu kişinin ifadesinin alınmadığı, bu yönüyle de eylemin her türlü şüpheden uzak, açık ve net bir şekilde somut bilgi ve belgeler ile ortaya konulamadığı görülmüştür.
Bu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davacı hakkında disiplin cezası verilmesi yolunda tesis edilen işlemde hukuka uyarlık, aksi yöndeki Mahkeme kararında yasal isabet bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, davalı idarece karardaki gerekçeler dikkate alınarak yeniden işlem tesis edilebileceği açıktır. Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf isteminin KABULÜNE Ankara 12. İdare Mahkemesi'nce verilen 11/05/2018 gün ve E:2017/2949, K:2018/914 sayılı kararın KALDIRILMASINA, dava konusu işlemin İPTALİNE, mahkeme ve istinaf safhasına ait toplam 260,40-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazla alınan35,90-TLkarar harcı ile artan posta ücretinin davacıya İADESİNE, 2577 sayılı Yasanın değişik 45.maddesinin 6.fıkrası uyarınca KESİN olarak, 15/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)