(2709 S. K. m. 36) (213 S. K. m. 5, 35) (2577 S. K. m. 2)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, adına 2011/3. dönemi için tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin iptali istemiyle açılan davada, somut olayda, davacının hangi fiiller ile isnad edildiğini öğrenme ve bu duruma göre savunma yapma hakkının elinden alındığı gibi kendisine ait bilgilerin verilmemesi, 213 sayılı Kanun'un "Vergi Mahremiyeti" başlıklı 5. maddesi kapsamında da değerlendirilemeyeceğinden, sadece vergi ve ceza ihbarnameleri ile takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmek suretiyle, işlemlerin dayanağı mükellef adına düzenlenen vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmemesi, davacı hakkında tesis edilen işlemi hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili bir şekil hatası olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu cezalı tarhiyatta yasal isabet görülmediği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar veren İstanbul 9.Vergi Mahkemesi'nin 29/06/2018 tarih ve E:2018/325, K:2018/2413 sayılı kararına, davalı idarece istinaf başvurusunda bulunularak; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce dosyadaki belgeler incelenip davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu hakkında gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, adına 2011/3. dönemi için tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılmıştır.
Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu yolundaki düzenlemeyle, hak arama özgürlüğü; kişilerin yargı organları önünde davacı veya davalı olarak haklarını savunabilmek için başvurabilmesi ve bu organlar önünde adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanma hakkının bulunması olarak tanımlanmıştır.
Uluslararası mevzuat bakımından ise ülkemiz açısından bağlayıcılığı bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) hak aramada yargısal başvuru yönteminin karşılığı, Sözleşmenin 6. maddesinde, "adil yargılanma hakkı" başlığı altında düzenlenmiştir.
Hukukun üstünlüğüne bağlı demokratik toplumun temel değerlerini yansıtan bir haklar ve ilkeler bütünü olan "Adil yargılanma ilkesinin" özünü, hakkaniyete uygun yargılama ilkesi oluşturmaktadır. Yargılama sürecinin bizzat kendisini sorgulamayı amaçlayan; tarafların, usulden kaynaklanan hakları garanti altına alarak, yargılama süreci ve usulünün adil olup olmadığının denetlenmesi imkanı sağlayan adil yargılanma ilkesinin hayata geçirilebilmesi, ilgililerin dava açabilme hakkına sahip olmasını gerektirmektedir.
Adil yargılanmaya ilişkin iddiaların incelenebilmesi için yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delil ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Mahkeme tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi hususlarda; karara etkisi olacak unsurların değerlendirilmediği, eksik değerlendirildiği, ihmal ya da açıkça keyfi davranıldığı yolunda bir bilgi ya da belge sunulmuş olması gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından adil yargılanma hakkının zımni gerekleri ve bir yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken mesele, sadece belli bir hadise veya usul ihlali açısından değil, tüm aşamalara ilişkin kümülatif bir analizle ele alınmakta; bir aşamadaki kusurun, sonraki aşamada telafi edilmiş olmasına da dikkat çekilmektedir. (Miailhe/Fransa-No:2, Monnell ve Moris/Birleşik Krallık-prg. 55-70),
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere adil yargılanma hakkı ve bu hakkın bünyesinde barındırdığı diğer haklar, açılmış ve görülmekte olan bir davada kullanılabilecek niteliklere sahip olup, mahkemece yerine getirilen yargılama faaliyetinin bu ilkelere uygun olup olmadığının, istinaf veya temyiz mercii; bireysel başvuru yolunun kullanılması halinde ise, Anayasa Mahkemesi/AİHM tarafından denetlenmesini sağlayan araçlardır.
Kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden hesaplanıp, vergi alacağının miktar olarak tespit edilmesi olarak tanımlanan tarh işleminin; tebliğ edilmiş olması şartıyla ilgilisi hakkında hukuki sonuç doğuracağı hususunda tartışma bulunmamaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 35. maddesinin son fıkrasında, vergi inceleme raporlarının ekleneceği belirtilen ihbarnameler; Kanunun 34. maddesi uyarınca, ikmalen ve re'sen salınan vergilerin, ilgililere tebliğini sağlayan işlemler olup, değinilen düzenlemeler uyarınca ana kural, vergi inceleme raporlarının vergi ve ceza ihbarnamesine eklenerek tebliğ edilmesidir. Genel olarak uygulamada da bu şekilde yerine getirilmekle birlikte, söz konusu raporların eklenmediği durumlarda, ilk derece mahkemesi tarafından ara kararıyla istenmesi ya da re'sen idarece dava dosyasına sunulması üzerine davacı tarafından incelenmek ve haklılığını ortaya koymaya yönelik delillerini sunmasına imkan vermek suretiyle bu eksikliğin, yargılama aşamasında giderilmesi mümkündür.
Mahkeme tarafından istenilmesine rağmen idarece sunulmamasının söz konusu olabileceği hallerde ise, bu durumun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hangisine aykırı düştüğü belirlenerek karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla yargılama aşamasında, mahkemece tesis edilmesi gereken "savunma hakkı"nın, idare tarafından sağlanmadığı gerekçesine dayanılamayacağı açıktır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı adına tarh edilen dava konusu cezalı vergilere ilişkin ihbarnamelerle birlikte tarhiyatların dayanağı takdir komisyonu kararları tebliğ edilirken dayanağı vergi tekniği raporunun tebliğ edilmediği, Vergi Mahkemesince bu durumun davacının savunma hakkını kısıtladığı gerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına dayanak alındığı anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenerek davacıya tebliğ edilmediği belirtilmiş ise de; dava konusu cezalı vergilere ilişkin ihbarnamelerin tebellüğünden itibaren dava açma süresi içinde Vergi Mahkemesinde vergilendirme işlemine karşı dava açılıp uyuşmazlık yargı mercine taşınarak idarenin tüm iddia ve işlemlerine karşı itiraz etme imkanının elde edildiği, davalı idarece gönderilen savunma dilekçesi ekinde tarhiyatın dayanağı olarak gösterilen vergi tekniği raporunun sunulduğu görülmektedir.
Bu durumda, davacının ulaşmak istediği halde ulaşamadığını belirttiği bir belgenin veya bilginin olduğundan bahsedilemeyeceğinden, uyuşmazlığın esası incelenerek bir karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin "İspat" başlıklı B bendinde, "Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.
Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olaya ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.
İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir." hükmü, aynı Kanun'un 11. maddesinin 3. fıkrasında ise "Mal alım satımı ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülükleri yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmesinden, alım satıma taraf olanlar, hizmetten yararlananlar ve aralarında doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye, organizasyon veya yönetimine katılmak veya menfaat sağlamak suretiyle dolaylı olarak ilişkide bulunduğu tespit olunanlar müteselsilen sorumludurlar." hükmü yer almıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Küçükyalı Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 008 076 2916 vergi kimlik numaralı mükellefi …….. Otomotiv İnşaat Tur. San.ve Tic.Ltd.Şti hakkında sahte belge düzenleme nedeniyle, 05.11.2016 tarih ve 2016-A-2769/31 sayılı vergi tekniği raporu düzenlendiği, anılan raporda, şirketin 2011 takvim yılında 88 adet araç satış faturası düzenlediği, 15 adet aracın satın alınan kişiler tarafından iade faturaları yoluyla iade edildiği, bu araçların ikinci kez düzenlenen faturalarla başka kişilere satıldığının tespit edildiği, buna göre iade edilen araçların ilk satış faturaları dikkate alınmadığında, mükellefin ilgili yılda 73 adet araç satış faturası düzenlediği, mükellef tarafından satılıp iade olunan 15 adet aracın 11'inin davacı ……… İnşaat A.Ş'ye, 1'inin ….. Otomotiv Ltd. Şti'ye, 1'inin ise ……. Otomotiv Ltd.Şti'ye satılıp iade edilmiş olduğu, satışı gerçekleşen 73 adet aracın ise faturalandırıldığı şirketlerden, …… Motorlu Taşıtlar Ltd ( 7 araç satışı gerçekleştirilmiştir.), …. Otomotiv Ltd. Şti (9 adet araç), …….. (2 adet araç satışı gerçekleştirilmiştir.), …. Otomobil Ltd.(1 adet araç satışı gerçekleştirilmiştir.), ……. Otomotiv Ltd.Şti.'nin (1 adet araç satışı gerçekleştirilmiştir.), haklarında ÖTV matrahını aşındırmak amacıyla kurulan paravan bir şirket olduğundan bahisle vergi tekniği raporları düzenlendiği, öte yandan davacı şirketin de ilgili yılda iade edilen araçlardan gayrı 10 adet araç satın aldığı, bu satışlarla (haklarında paravan şirket oldukları gerekçesiyle vergi tekniği raporu bulunan yukarıda belirtilen şirketlere yapılan satışlar) ilgili ifadesine başvurulan …….Otomotiv İnşaat Tur.San.ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisinin, ''biz ithalat belgesi olan aracı bir firmayız. Galerilerin kendi ayarladıkları bu araçların, ithalat işlemlerini yapıyoruz. Söz konusu 20 adet aracı biz ….. AŞ., ….. Otomotiv Ltd. ve ….. Otomotiv Ltd. Şirketleri için getirdik. Bu araçlar kendilerine satılmıştır. Ancak kendi istekleri üzerine başka firmalara fatura edilmiştir.'' şeklinde beyanda bulunduğu, bu araçların gerçekten anılan firmalara satıldığı konusunda ellerinde bir kanıt bulunup bulunmadığı sorulduğunda ise, ''bu konudaki en büyük kanıtın, araçların gümrükten çekilirken ödenen kdv ve damga vergileri olduğu, aracı ilgili firmalar satana kadar, araçların resmi olarak üzerlerinde gözüktüğü, bu süreçte araçları dahi görmedikleri'' şeklinde beyanda bulunulduğu; devam eden süreçte vergi idaresince karşıt incelemeler yapıldığı, bu kapsamda, davacı ……. İnşaat A.Ş. nezdinde yapılan karşıt incelemelerde, mükellefin 2011 yılı içinde davacıya 21 adet araç satış faturası düzenlediği, yukarıda da ifade edildiği üzere bunların 11 tanesinin 2011 yılı içinde, 5 tanesinin 2012 yılı içerisinde iade edildiği, iade edilen bu araçların 4 tanesinin, yukarıda paravan olduklarından bahisle haklarında vergi tekniği raporu bulunan firmalara fatura edildiği, öte yandan ……Motorlu Taşıt Ltd.'ye fatura edilen 6 adet aracın davacıya satıldığının beyan edildiği, bu suretle davacıya satılan 21 adet aracın tutarının, kdv dahil toplam 3.359.657,00 TL olduğu, her ne kadar toplam tutar 3.359.657,00 TL olsa da, yurtdışı gider sütununa gümrük idaresinde yapılan bedel arttırımlarından dolayı gümrükte ödenen kdv'lerin faturalarda gösterilenden daha fazla olduğu, bu sebeple davacının ……..Otomotiv'e bu araçları ithal ettirirken faturada gösterilenden daha fazla ödeme yaptığı, bu 21 adet aracın kdv'si 512.487,00 TL iken, gümrükte ödenen kdv'nin 706.086,34 TL olduğu, buna göre davacı tarafından, 21 adet araç için 3.553.236 TL (2.847.150+706.086 ) ödeme yapılması gerektiği, buna karşılık banka hesapları tetkik edildiğinde, davacının ……. Otomotiv'e toplamda 4.253.775 TL ödeme yaptığı, …….. otomotivin ise davacıya 1.536.949 TL iade ettiği, bu suretle davacının ……. otomotive 700.539,00 TL fazla ödeme yaptığı, bu durumun davacı şirket temsilcisince, fazladan ödeme yaptıklarını zannetmediği, muhtemelen başka araçlar sipariş edip vazgeçtikleri, bu yüzden fazlalık gözüktüğü şeklinde izah edildiği, para gönderirken EFT açıklamalarında ……. …… ve ……… için gönderildiği ibarelerinin bulunduğu, ancak satın alınan araçlar içerisinde bu marka araçlar bulunmadığı, bu durumun da davacı şirket yetkilisince, vazgeçilen siparişler olduğu şeklinde izah edildiği, yine davacı şirket yetkilisi tarafından, …… Otomotivden olan alacaklarını tahsil etmedikleri, zira bu şirketin yerinde bulunamadığı için icranın olumlu sonuçlanmayacaklarını düşündükleri şeklinde beyanlarda bulunulduğu, benzer nitelikte karşıt inceleme yapılan diğer firmalarında, alacak-verecek, tahsil ve icra kabiliyeti durumunun da, davacı şirketle benzer olduğu tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Yukarıda yer verilen tespitler, ….. Oto. Ltd. Şti.'nin gerçek faaliyetinin olmadığı, özel tüketim vergisini aşındırmak amacıyla bir organizasyon dahilinde kurulan paravan bir firma olduğu hususunu açıkça ortaya koyduğundan, davacının, vergi tekniği raporlarında bahsedilen araçların gerçek alıcısı olduğu, bu suretle ziyaa uğratılan vergi ve cezalardan sorumlu olduğu gerekçesiyle salınan, dava konusu vergi ziyaı cezalı tarhiyatlarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 9.Vergi Mahkemesi'nin 29/06/2018 tarih ve E:2018/325, K:2018/2413 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesine göre aşağıda dökümü yapılan 169,10-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idare tarafından istinaf başvuru aşamasında yapılan 42,00-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.512,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 44,40-TL'den az olmamak üzere reddedilen tutarın binde 4,55'i oranında hesaplanacak nispi karar harcı ile harçtan muaf olması nedeniyle davalı idareden aranmayan 103,90-TL istinaf başvuru harcının aynı Kanun'un 13/j maddesinin parantez içi hükmü uyarınca davacıdan tahsiline, artan posta ücretinin hükmün kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay Başkanlığı nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere 28.03.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)