İSTEMİN ÖZETİ: Türkmenistan vatandaşı olan davacının, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada; davacının dini inancı nedeniyle ülkesinde baskı ve şiddet gördüğü, ülkesine geri dönmesi halinde mevcut siyasi otorite ile dini inancı nedeniyle sorun yaşayabileceği, kötü muameleye, baskı ve şiddete maruz kalabileceği, bu yönde haklı nedene dayanan nesnel olarak değerlendirilebilecek korkusunun bulunduğu, eksik ve yetersiz değerlendirme sonucu tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolunda Bursa 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/05/2018 tarih ve E:2017/1036, K:2018/705 sayılı kararın, davalı idare tarafından; davacının Kanun'da belirtilen haklı nedenlerden dolayı ülkesine dönemeyeceğini ortaya koyması gerektiği, oysa ailesinin kendi ülkesinde yaşamaya devam ettiği, esasen Kanun'da belirtilen türde bir korkusu bulunmadığı ve ülkesine dönebileceği, ancak bunu istemediği hususunun kendi ifadeleriyle de sabit olduğu, 28/03/2009 tarihinde ülkemize gelmesine karşın aradan 8 yıl geçtikten sonra böyle bir başvuruda bulunduğu, normal şartlar altında haklı bir nedeni olması halinde hemen gerekli başvuruyu yapmasının beklenmesi gerektiği, dolayısıyla amacının esas itibariyle kalış süresini uzatmak olduğu, öte yandan ülkesinde dini inancı nedeniyle baskı gördüğü iddiasına gelince, ülkesinde Çin polisinin etkin olduğu bir bölgenin bulunmadığı, bu iddianın kanıtlanmadığı gibi, gerçeği de yansıtmadığı iddialarıyla kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdare Dava Dairesi'nce gereği görüşüldü:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya zulme uğrama korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve bu olaylar sonucunda, haklı gerekçelere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun nedeninin, ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmekte olup, "zulüm" kavramının ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları ifade edebileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları kapsayabileceği de kuşkusuzdur.
Bu nedenle, uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup, olmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin de nesnel ve öznel durumlar gözönüne alınarak yapılması gerekmektedir. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz etmektedir. Belli olaylar karşısında her bireyin aynı davranmasını beklemek imkansız olduğundan, başvurucunun olaylar karşısındaki durumu da önemlidir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin yeteri derecede açık olmaması durumunda bir inanılırlık değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığı ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gerekli görülmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Türkmenistan vatandaşı olan davacının ilk defa 28/03/2009 tarihinde ülkemize giriş yaptığı, 07/03/2017 tarihinde söz konusu başvuruyu yaptığı, yapılan değerlendirmede ülkesine geri döndüğü takdirde uğrayacağı bir güvenlik tehlikesinin ya da haklı nedene dayalı bir korkusunun bulunmadığı gerekçesiyle isteğinin reddedildiği görülmektedir.
Davacının, herhangi bir siyasi, dini veya sosyal gruba mensubiyetinin bulunmadığı, ülkesinde hiç gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı, hayatı boyunca herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadığı, aile üyelerinin halen ülkesinde yaşamaya devam ettiğine yönelik beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından ileri sürülen hususların, soyut ve maddi gerçeklere dayanmayan öngörülen mevzuat uyarınca ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği gibi, davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı anlaşılmaktadır.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda "gerçek bir risk" ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceği belirtilmiştir.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12 Ocak 1991 tarihli A. and K. v. Türkiye (Başvuru No.14401/88) kararında, başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve ülkemizin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Bursa 1. İdare Mahkemesinin 22/05/2018 tarih ve E:2017/1036, K:2018/705 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, aşağıda dökümü gösterilen, dava aşamasına ait 212,55 TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına, istinaf kanun yolu aşamasında davalı idare tarafından karşılanan 77,00 TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.090,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, harçtan muaf olması nedeniyle davalı idareden alınmayan 98,10 TL istinaf yoluna başvurma harcının 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca davacıdan tahsili için Mahkemesince yetkili tahsil dairesine bildirimde bulunulmasına, posta gideri için alınan paranın kullanılmayan kısmının ilgilisine iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu Mahkemeye gönderilmesine 13/11/2018 tarihinde kesin olarak ve oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)