(6100 S. K. m. 333)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Şırnak İli, İdil İlçesi'ndeki 63 numaralı iskan konutu üzerinde devam eden hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin 02.07.2014 tarih ve 194 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; Mardin 2. İdare Mahkemesince verilen 22/02/2018 gün ve E:2017/3086, K:2018/550 sayılı "dava konusu işlemin iptaline" ilişkin kararın, davalı idarelerden Şırnak Valiliği tarafından; davacının annesi H. C.'nin avlulu kargir evi 20 yılı aşkın bir zamandan beri nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla tasarrufunda bulundurduğu, hak sahibi sayılması için idareye yaptığı başvuruda adına kayıtlı taşınmaz olduğunu beyan etmediği, bu nedenle de işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi'nce, dosyadaki bilgi ve belgeler ile Dairemiz tarafından yapılan ara kararına cevaben gönderilen bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; Davacı tarafından, Şırnak İli, İdil İlçesi'ndeki 63 numaralı iskan konutu üzerinde devam eden hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin 02.07.2014 tarih ve 194 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Kanunun uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'nin ise 09/11/1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan mülga 2510 sayılı İskan Kanunu'nda kimlerin göçebe olarak kabul edilip iskana tabi tutulacağına ilişkin açıklayıcı bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Ancak; Türk Dil Kurumunda "Göçer"in "Çadır hayatı yaşayan, göçebe." şeklinde, "Göçebe"nin ise değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kimse veya topluluk), göçer, göçkün şeklinde tanımlandığı anlaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, göçebe ailelerin iskanı kapsamında, mülga 2510 sayılı İskan Kanunu ve 09.11.1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'ne göre hak sahibi yapılarak topraklandırılan davacının, aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Başmüfettişi tarafından hazırlanan raporda yer alan "...Aile temsilcisi ......'nin eşi ...... TC nolu ......'nin 24/05/2006 tarihli kadastro tutanağına göre Cizre İlçesi, ...... Mahallesinde, tapunun N48a.19b4d pafta, 1022 ada, 1 parsel numarasında kayıtlı avlulu kargir evi 20 yılı aşkın bir zamandan beri nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla zilyet ve tasarrufunda bulundurduğu tespit edilmiştir." dair tespit uyarınca hak sahibi yapılmasına ilişkin kararın dava konusu Mahalli İskan Komisyonu kararı ile geri alındığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan, davacının hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin İdil Mahalli İskan Komisyonu kararına esas Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca hazırlanan 15/02/2013 tarih, FÇ.07/2013-01 ile 01/11/2012 tarih, FÇ.07/2012-02 sayılı inceleme raporları incelendiğinde, 2510 sayılı İskan Kanunu kapsamında iskan konut hakkı sahibi yapılmasına ilişkin işlemlerin çok eski tarihlere dayandığı, önceki bir tarihte hak sahibi yapılan kişilerin sonraki tarihlerde de hak sahibi yapılmasına ilişkin işlemlerin tekrar edildiği, yine kimi iskan konut hak sahiplerinin usulsüz olarak hak sahipliği yapıldığının tespit edilmesi üzerine hak sahipliliklerinin iptal edildiği, ancak ileri tarihli komisyon kararlarıyla talep edilen konut bedelinin peşin ödenmesi ve uzun süredir konutta oturulması üzerine kişilerin tekrardan hak sahibi yapıldıkları, yine kimi hak sahipliklerin iptal edilmesine ilişkin dava dosyalarında, talep edilen bedelin peşin ödenmesi ve uzun süredir konutta oturulması üzerine kişilerin hak sahibi yapıldığına ilişkin tespitlerin yapıldığı görülmektedir.
İstinafa Konu Mahkeme Kararında; "yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri gereğince, yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacının, hak sahibi yapıldığının davalı idare kayıtları ile sabit olduğu, ancak bu duruma davacının idareyi yanıltmasının veya hilesinin neden olduğuna dair herhangi bir tespitin yapılmadığı, şayet dosyaya sunulabilen belgelerde belirtildiği şekliyle iskan konutu üzerindeki hak sahipliğinin verildiği bu dönemde idareye atfedilebilecek olan kusurun çok uzun bir süre geçtikten sonra davacıya yüklenmesinin, idareye güven ve kazanılmış haklara saygı ilkelerine uygun düşmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 12/07/2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında; "Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder." hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.
Bu durumda, davalı idare tarafından iskan konutu üzerinde hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesine yer verilmiş ise de;
Yukarıda aktarılan düzenlemelerin amacına bakıldığında, her ne kadar hak sahipliği kararının alındığı tarihte yürürlükte olan 2510 sayılı İskan Kanununda, açıkça göçebenin tanımına yer verilmemiş ise de; Türk Dil Kurumunda "Göçer" in "Çadır hayatı yaşayan, göçebe." şeklinde, "Göçebe"nin ise değişik şartlara bağlı olarak belli bir yöre içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarla yer değiştiren, yerleşik olmayan (kimse veya topluluk), göçer, göçkün şeklinde tanımlandığı, kaldı ki hem hak sahipliği kararının alındığı tarihten sonra yürürlüğe giren ve değiştirilen iskan mevzuatlarında da göçebenin benzer şekilde tanımlandığı, dolayısıyla İskan Kanunu ile sabit ve daimi bir konuta bağlı olmadan geçimlerini göçer hayvancılıkla sağlayan, tabiat ve iklim şartlarına göre yurt içinde yaylak ve kışlaklar arasında göçen, bu hayat tarzını kadimden beri sürdüren vatandaşların iskanının amaçlandığından herhangi bir şekilde yerleşik bir düzene geçenlerin artık göçebe tanımı içerisinde yer alamayacakları, bu kişilerin yerleşik vasfını kazanmış olmaları nedeniyle hak sahibi olarak kabul edilemeyecekleri anlaşılmaktadır.
Bu durumda; dava dosyası özelinde değerlendirme yapıldığında, davacının aile temsilcisi ......'nin eşi ......'nin 24/05/2006 tarihli kadastro tutanağına göre Cizre İlçesi, ...... Mahallesinde, tapunun N48a.19b4d pafta, 1022 ada, 1 parsel numarasında kayıtlı avlulu kargirev ve müştemilatı arsasını 20 yılı aşkın bir zamandan beri nizasız fasılasız ve malik sıfatıyla zilyet ve tasarrufunda bulundurduğu yönünde tespit yapılmış ve bu tespite istinaden davacının ve aile temsilcisinin hak sahipliği kararının alındığı 03.10.1988 tarihi itibariyle, yerleşik düzene geçtiği sonucu çıkarılmış ise de, aile temsilcisi ......'nin eşi olan ......'nin 16.06.2009 yılı itibariyle zaman aşımı yoluyla bahse konu taşınmazları iktisap ettiği, hak sahipliği kararının alınmasından önce yerleşik hayata geçtiğine karine teşkil edecek bu belge dışında başkaca bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, yine hak sahibi kararının alındığı 1988 yılında ......'nin henüz söz konusu taşınmazın mülkiyetine sahip olmadığı ve bu nedenle bu taşınmaz içinde beyanda bulunamayacağı dikkate alındığında, olağanüstü zaman aşımı suretiyle mülkiyeti kazanılan avlu kargir ev ve müştemilatı arsadan dolayı davacının hak sahipliğinin iptalinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu işlemin bu gerekçeyle hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Mardin 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 22/02/2018 gün ve E:2017/3086, K:2018/550 sayılı kararı yukarıda belirtilen gerekçeyle sonucu itibariyle hukuka uygun olduğundan istinaf isteminin yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine, aşağıda dökümü yapılan 73,50-TL istinaf yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, posta giderine karşılık olarak yatırılmış olan avanstan artanının ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca Mahkemesi'nce ilgili tarafa re'sen iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 45/6. maddesi gereğince temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak, 30/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Davacının ilk olarak hak sahibi yapıldıkları tarihte yürürlükte olan (mülga) 2510 sayılı İskan Kanununun 1. maddesinde; “Muhacir ve mültecilerle göçebelerin ve gezginci çingenelerin yurt içinde yerleştirilmeleri; Türk kültürüne bağlılık ve nüfus oturuş ve yayılışının düzeltilmesi amaciyle Bakanlar Kurulunca yapılacak programa uygun olarak İçişleri ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca tertiplenir.” hükmüne, 16. maddesinde; “ Karı ve koca bir aile olarak iskan edilir. Evlenmemiş çocuklar, çocuksuz erkek ve kadın dullar, ana ve baba ile veya bunlardan sağ olanı ile birlikte iskan görürler....” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanunun uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan ve 09/11/1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'nin 19. Maddesinde ise" Tarımda ve şehirde iskan edilenlerin hayat seviyesinin tespitinde, sanayi kesimi asgari ücretinin son üç yılın ortalamasının bir yıllık tutarı esas alınır. Tarımda iskan edilenlerin ilk mahsulü almış olanlar, bir sanat ve meslek sahibi olanlardan, sanat ve mesleklerini icra etmeye başlayanlar, resmi ve özel kuruluşlarda çalışanlardan, ilk aylık veya ücretlerini alanlar üretici hale gelmiş sayılırlar." hükmüne yer ver verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu olayda, İdare Mahkemesince; "yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri gereğince, yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacının, hak sahibi yapıldığının davalı idare kayıtları ile sabit olduğu, ancak bu duruma davacının idareyi yanıltmasının veya hilesinin neden olduğuna dair herhangi bir tespitin yapılmadığı, şayet dosyaya sunulabilen belgelerde belirtildiği şekliyle iskan konutu üzerindeki hak sahipliğinin verildiği bu dönemde idareye atfedilebilecek olan kusurun çok uzun bir süre geçtikten sonra davacıya yüklenmesinin, idareye güven ve kazanılmış haklara saygı ilkelerine uygun düşmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 12/07/2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında; "Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder." hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.
Bu durumda, davalı idare tarafından iskan konutu üzerinde hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesine yer verilmiş ise de;
Yukarıda aktarılan düzenlemelerin amacına bakıldığında, sabit ve daimi bir konuta bağlı olmadan geçimlerini göçer hayvancılıkla sağlayan, tabiat ve iklim şartlarına göre yurt içinde yaylak ve kışlaklar arasında göçen, bu hayat tarzını kadimden beri sürdüren vatandaşların iskanının amaçlandığı ve İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'nin 19. maddesi uyarınca da yerleşik duruma geçip herhangi bir işle uğraşanların göçebe tanımı içerisinde yer alamayacakları, yerleşik duruma geçmiş sayılmaları için herhangi bir taşınmazda fiilen zilyet olarak ikamet etmelerinin yeterli sayılacağı, bu kişilerin yerleşik vasfını kazanmış olmaları nedeniyle hak sahibi olarak kabul edilemeyecekleri anlaşılmaktadır.
Öte yandan, davacının göçebe statüsündeki hak sahipliklerinin kazanılmış hak doğurması ve korunması ancak bu hakkı elde ettikleri tarih itibariyle mevzuatta aranılan koşulları taşımaları, diğer bir ifade ile hukuka uygun olarak elde etmeleri koşuluna bağlı bulunmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacı ile ilgili olarak 24/05/2006 tarihli Kadastro Tutanağına göre eşinin Cizre İlçesi ...... Mahallesi 1022 ada 1 parsel numarasında kayıtlı avlulu kargir ev ve müştemilatı arsasını 20 yılı aşkın bir süredir aralıksız biçimde tasarrufunda bulundurduğunun belirtildiği ve aile temsilcisi olarak başvuran davacının başvurusunun eşinin kişisel durumundan bağımsız olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı dikkate alındığında, eşi ile ilgili olarak tespit edilen hususların davacının göçer sıfatını ortadan kaldıracağı görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum. (¤¤)