(7201 S. K. m. 51) (213 S. K. m. 21, 22, 93) (6183 S. K. m. 54)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket adına 2012/6,7 dönemleri için resen tarh edilen tek kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; dava konusu cezalı tarhiyatlara ilişkin 2017090613504...1, 2 sayılı ihbarnamelerin 06/09/2017 tarihinde şirkete e-tebliğ yöntemiyle gönderildiği, 11/09/2017 tarihinde de sistem tarafından otomatik okunarak tebliğ edildiği, 12/09/2017 tarihinden itibaren başlayan 30 günlük yasal dava açma süresinin 11/10/2017 tarihinde sona erdiği, ancak bakılan davanın anılan ihbarnamelerden 01.12.2017 tarihinde muttali olunduğu belirtilerek 22/12/2017 tarihinde açıldığı görüldüğünden yasal dava açma süresi geçtikten sonra açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenemeyeceği gerekçesiyle süre yönünden reddeden İzmir 4. Vergi Mahkemesinin 07/02/2018 günlü ve E:2017/2323, K:2018/196 sayılı kararının; yasal olmadığı, e-tebligat talep bildirim formunda SMS ile de bilgilendirilme talep edildiği halde SMS bilgilendirilmesi alınmadığı usulsüz tebligattan haberdar olunduğu tarih itibariyle yasal süresinde açılan davanın esas tan incelenmesi gerektiği ileri sürülerek, istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
İncelenen dosyada; davacı, adına düzenlenen ihbarnamelerin kendilerine tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için, davacıya ihbarnamelerin 213 sayılı VUK'na uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin saptanması gerekmektedir.
7201 sayılı Tebligat Kanununun 51.maddesinde; mali tebliğlerin, kendi kanunlarında sarahat bulunmayan hallerde, bu kanunun umumi hükümlerine tevfikan yapılacağı 32.maddesinde de; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı, tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılacağı muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi addolunacağı hükmüne yer verilmiştir.
Atıf yapılan 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 21. maddesinde; tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olarak tanımlanmış Kanunun 93 ve müteakip maddelerinde ise, tebliğ esasları düzenlenmiştir. Kanunun 22 nci maddesinde "verginin tahakkuku, tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir." hükmü yer almıştır.
Usulüne uygun olarak tarh, tebliğ aşamalarından geçerek tahakkuk eden vergi ve ferilerinin ödenmemesi halinde ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre cebri takip yapılmaktadır. Dolayısıyla, bir amme alacağının ödeme emri ile takip edilebilmesi için öncelikle, usulüne uygun olarak kesinleşmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 12/03/2015 günlü ve 2013/5949 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere, "46. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilmeye bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013).Bu bağlamda Anayasa'nın, devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin 'Adil yargılanma hakkı' kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
47. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını "hukukun üstünlüğü" ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).
48. 6183 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre kamu alacakları, Devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait vergi, resim, harç, mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası, gecikme zammı ve gecikme faizi gibi alacaklardır. 6183 sayılı Kanun'un esası, vergiler başta olmak üzere kamu alacağını güvence altına almak ve ödenmediği takdirde kamu alacağını zora dayanarak, Devlet gücü ve memurları eliyle tahsil etmektir (B. No: 2013/2420, 14/1/2014, § 27).
49. Kamu alacağını ödemekle yükümlü olan borçlunun, bu alacak ile ilgili ödeme emri çıkartılması aşamasına gelmeden alacağın esasına ilişkin yargı mercilerine başvurma hakkı bulunmaktadır. Özel kanununda hüküm bulunan hâllerde ödeme vadesinde, yoksa 6183 sayılı Kanun'un 37. maddesine göre tebliğden itibaren bir aylık süre içinde yargı yerlerine başvurarak kamu alacağının esası dava konusu edilebilecektir. Kamu alacağı esasının dava konusu edilmemesi veya dava konusu edilmesine rağmen alacakta hukuki sakatlık bulunmadığına karar verilmesi durumunda alacak kesinleşmiş olacak ve tahsili için ödeme emri düzenlenecektir.6183 sayılı Kanun'un 58. maddesinin birinci fıkrasına göre bu aşamada ödeme emrine itiraz hâlinde mahkeme davayı sırf tahsile ilişkin olarak, böyle bir borcun olmadığı, borcun kısmen ödendiği ve borcun zamanaşımına uğradığı nedenleriyle sınırlı olarak inceleyebilecektir (B. No: 2013/2420, 14/1/2014, § 28).
52. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013)."
Dava konusu olayda; davacının 2012 hesap dönemine ilişkin işlemleri incelemeye alınmış, tanzimli vergi inceleme raporuna istinaden yapılan cezalı tarhiyatlara ilişkin ihbarnameler ve ekleri 06/09/2017 tarihinde e-tebligat yoluyla gönderilmiş, 11/09/2016 tarihinde de tebliğ edilmiş sayılarak süresinde dava açılmaması üzerine de açmış olduğu dava süreaşımı nedeniyle reddedilmiştir.
Davacının elektronik tebligattan haberdar olmasını sağlayacak SMS ve-tebligatın davacıya ulaşıp ulaşmadığı önem arzetmektedir.
Elektronik ortamda yapılacak tebligat için ilgililer "Elektronik Tebligat Talep Bildirimi" doldurarak başvurmakta ve bu yolla kendilerine bir elektronik tebligat adresi ve şifre verilmektedir. Aynı formda, "Bilgilendirme Tercihleri" başlıklı bölümde, ayrıca SMS veya E-posta ile bilgilendirilmek isteyen mükellefler için adres ve telefon bilgileri alınmaktadır.
Dava konusu olayda, dairemizce ve ilgi İzmir 1.Vergi Mahkemesinin E:2017/2251 esas sayılı dosyada verilen 18.1.2018 gün K:2018/228 sayılı aynı mahiyetteki karara karşı istinaf başvurusunda bulunulan İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3.Vergi Dava Dairesinin E:2018/954 istinaf esas numaralı dosyasında verilen 22.5.2018 ve 18.4.2018 tarihli ara kararları üzerine davalı tarafından ibraz edilen belgelere göre; davacı şirketçe verilen Elektronik Bilgilendirme Talep Bildiriminde davacının cep telefonunun ve e-posta adresinin yer aldığı, eki Bilgilendirme Tercihleri Formunda da kısa mesaj servisi ile e-posta kutucuklarının işaretlendiği görülerek, davacının e-tebliğin her iki birime eş zamanlı yapılmasını istediği belirlenmektedir. Davacı elektronik tebligat adresine tebligat yapıldığına dair kendisine SMS mesajı ve e-posta gelmediğini ifade etmiştir. Davalı idarece davacının tüm yönleriyle tebligattan haberdar olduğuna dair belge ibraz edilemediği gibi ibraz edilen belgeler arasında yer alan M.B. Gelir İdaresi Başkanlığı Uygulama ve Vergi Yönetimi Daire Başkanlığı’nın 28.12.2017 tarihli yazısı ile "Tüzel Mükellefler için Aktivasyon İşlemleri" başlıklı 22.1.2018 ve 8.12.2017 (aktivasyon var bilgisini ihtiva eden) çıktı tarihli belgelerde: Davacının SMS gönderilmesini talep ettiği (0533 772..16) numaralı cep telefonu bilgisinin sabit hat alanına tanımlandığı, SMS bilgilisinin ise (0533 772....51) numaralı cep telefonuna gönderildiği hususu yanında davacının Elektronik Bilgilendirme Talep Bildirim Formunda e-mail ve e-tebligat adresi olarak yer alan "info@ipsankiya.com" adresinin aktivasyon yapılarak"info@ipsankimya.com" olarak değiştirildiği de görülmüştür.
Bu durum hak düşürücü süre olan dava açma veya tarhiyat sonrası uzlaşma v.b olanakların ortadan kalkmasına sebep olmaktadır.
Dolayısıyla, belirtilen hususlar dikkate alındığında, davacı açısından usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligattan söz edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, davacının ek bilgilendirme tercihlerine uygun olarak yapılmış bir tebligattan söz edilemeyeceği açık olup 7201 sayılı Tebligat Kanununun 32 ve 51.maddelerindek düzenleme uyarınca dava açma süresinin öğrenme tarihi olduğunun kabulü gerekir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüyle, istinaf başvurusuna konu kararın kaldırılmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, İ.Y.U.K. 45/5. maddesi uyarınca kesin olarak 18.06.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)